ADIYAMAN – Genel (Gerger-Kâhta-Samsat)
ADIYAMAN – Genel (Gerger-Kâhta-Samsat)

ADIYAMAN – Genel (Gerger-Kâhta-Samsat)

     Adıyaman, tarihin bilinen en eski yerleşim yerlerinden biridir. İl genelinde yapılan arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları, bu şehrin tarihinin Paleolitik döneme kadar uzandığını göstermiştir.
     İnsanlık âleminin ‘toplayıcılık ve avcılık dönemi’ adını verdiğimiz kültür evresinin de izlerini taşıyan büyük medeniyetlere beşiklik eden Adıyaman, yüz yıldan buyana dünya arkeologlarını meşgul eden bir araştırma alanı haline gelmiştir.
     Yöredeki arkeolojik kazılarda bulunan Paleolitik ve Neolitik dönemlere ait çakmak taşından yapılmış el baltaları, delici ve kazıcı aletler, obsidiyenden yapılmış ok uçları, pişmiş toprak parçaları, Kalkolitik döneme ait pişmiş toprak kaplar ve objeler, Erken Tunç Çağı’na ait madeni eserler, Demir Çağı’na ve Helenistik döneme ait taş ve pişmiş topraktan yapılmış eserler, Roma dönemine ait kandiller, çeşitli kaplar, heykeller ve taş eserler, Bizans dönemine ait küp ve diğer seramik çeşitleri, Abbasiler dönemine ait altın ziynet eşyaları, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait sırlı seramikler, vazolar, cam eserler, mühürler, yüzük ve bilezikler, insan ve hayvan figürleri gibi daha birçok arkeolojik eserler, Adıyaman’ın tarihi zenginliğini ortaya koymaktadır.
     Adıyaman ve çevresinin bu tarihi zenginliklerinin eskiden beri bilinmesi, bölgenin son yüz yıldır birçok yerli ve yabancı bilim adamı tarafından araştırma alanı seçilmesine neden olmuştur.
     Kâhta:
     Medeniyetlerin doğuş yeri olan Mezopotamya’ya yakınlığı nedeniyle, tarih süreci içerisinde sayısız medeniyetlere ev sahipliği yapmış, önemli bir yerleşim merkezidir.
     Bölgede, M.Ö. VII. yüzyılda Asur, VI. yüzyılda Pers, IV. yüzyılda Makedon ve Selevkos egemenliğinin hüküm sürdüğü görülmektedir.
     M.Ö. I. yüzyılda bu topraklarda hüküm süren Arsemes, günümüze önemli tarihi eserler bırakmıştır. Kommageneliler’in atası olan Arsames, bugünkü Fırat Arsameia’sı olarak bilinen Gerger Kalesi ile Nymhois Arsameia’sının kurucusudur. M.Ö. 109’da bağımsızlığına kavuşan, doğu ve batının kültür, sanat ve inançlarının sentezi olan Kommagene medeniyeti M.S. 72’de, Anadolu’da Romalılar tarafından ortadan kaldırılarak Suriye eyaletine bağlanan son krallık olmuştur.
     Kâhta; Araplar, Ermeniler, Artuklular, Haçlı seferlerini müteakiben Selçuklular, Babilliler, Moğollar, Memlûklar ve Dulkadiroğulları hâkimiyetinde kaldıktan sonra, Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı hâkimiyetine girerek önce Dulkadirli eyaletine, Kanuni zamanında ise Zülkadiriye eyaletine (Maraş) bağlanmıştır.
     Kâhta, 1531 yılında Malatya’ya, 1549 yılında ise Hısn-ı Mansur’a (Adıyaman) bağlanır. 1859 yılında Malatya sancak olunca, Kâhta da diğer kazalar gibi yeniden Malatya’ya bağlanır. Bu durum Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına kadar devam eder.
     Kâhta, Cumhuriyet döneminde Malatya’ya bağlı bir ilçe olarak yapılandırılır. Cumhuriyetin ilk yıllarında yer değiştirerek Eski Kâhta’nın 26 km. güneyindeki şimdiki yerine taşınır. İlçe, 1954 yılında Adıyaman’ın il olmasını müteakip, Adıyaman’a bağlanır.
     Kâhta isminin Pers dilinde “Dağın eteği” anlamına geldiği ve Kommageneliler’den önce bölgede hâkim olan Persler tarafından kullanıldığı, bu adın da eski yerleşim yerinin konumundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Eski ilçe merkezi Eski Kâhta’dır ve Nemrut Dağı’nın eteklerinde yer almaktadır.
     Nemrut Dağı, Adıyaman’ın 86 km. doğusunda, Kâhta ilçesinin Karadut Köyü’nde, 2.150 metre yüksekliğinde bir dağdır. Nemrut Dağı Tümülüsü, bir tespite göre, dünyanın sekizinci harikası olarak tanınan, tepesinde küçük kırma taşların yığılmasıyla oluşturulmuştur. Tümülüs, 2.150 metre yükseklikte, görkemli bir kültür ve turizm merkezi konumundadır.
     M.Ö. I. yüzyıla tarihlenen ve orijinal yüksekliği 55 metre olan tümülüsün bugünkü yüksekliği 50 m. çapı ise 150 metredir. Gündoğumu ve günbatımının tüm ihtişamıyla izlenebildiği bu tepede, Kommagene Kralı I. Antiochos, kendisi için görkemli bir anıt mezar, mezar odasının üzerine kırma taşlardan oluşan bir tümülüs ve tümülüsün üç tarafını çevreleyen kutsal alanlar inşa ettirmiştir.
     Tümülüs, Kral I. Antiochos’un şerefine tertiplenen törenlere mahsus 3 terasla çevrilidir. Doğu, batı ve kuzey terasları olarak adlandırılan bu alanlardan doğu ve batı teraslarında; sıralı olarak dizilmiş blok halinde 8 yontma taşın üst üste oturtulmasıyla oluşturulan 8-10 metre yüksekliğinde muhteşem heykeller, kabartmalar ve yazıtlar bulunmaktadır. Heykeller, bir aslan ve kartal heykeliyle başlar ve aynı düzende son bulur. Hayvanların kralı olan aslan yeryüzündeki gücü, tanrıların habercisi olan kartal ise göksel gücü sembolize eder.
     Nemrut Dağı’nın zirvesindeki eserlerden ilk söz eden ve bunların Asurlulardan kalma olduğunu tahmin eden, 1881’de Diyarbakır’da yol yapım işlerinde görevli Alman mühendis Karl Sester’dir. Sester’in verdiği bilgiler doğrultusunda Kraliyet Akademisi tarafından araştırma yapmak üzere bölgeye gönderilen genç bilim adamı Otto Punchstein başkanlığındaki ekip, Nemrut Dağı’nın tepesindeki tümülüs ve tümülüsün doğu ve batı yanlarında oluşturulmuş teraslar üzerindeki devasa heykeller ve çeşitli kabartmalardan oluşan eserler üzerinde çalışmaya başlamıştır. Uzun çalışmalar sonunda Grekçe yazılı kitabeyi çözen Punchstein, bu eserlerin Kommagene uygarlığına ait olduğunu ve Kommagene Kralı I. Antiochos tarafından yaptırıldığını keşfeder. Antiochos’un ağzından yazılan kitabe, Nemrut Dağı’nın sırrını ve Antiochos’un yasalarını içermektedir.
     Daha sonra Alman mühendis Karl Humann ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kurucusu Osman Hamdi Bey’in de katıldığı Nemrut Dağı çalışmaları, 1953’ten 1980’li yıllara kadar Amerikalı arkeolog Theresa Goell, Friedrich Karl Dörner ve 1986 yılından itibaren Dörner’in öğrencisi Sencer Şahin tarafından sürdürülmüştür.
     Kommagene uygarlığının ortaya çıkmasını sağlayan kazılar, Karakuş Tümülüsü, Kâhta Kalesi’nden başka Arsameia, Samsat ve Fırat havzasında gerçekleştirilmiştir. Bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkartılan taşınabilir eserler müzelerde, geri kalanları da Nemrut Dağı Milli Park alanı içerisinde korunmaya alınmıştır.
     Ünlü Cendere Köprüsü, Karakuş Tepesi’nin kuzeydoğusundadır. Cendere Çayı’nın (Cha binas) en dar kesiminde iki temel kaya üzerine tek kemerli olarak inşa edilmiştir. Köprü, 92 iri kesme taştan oluşmaktadır. Üzerindeki kitabelerden Septimius Severius zamanında Samsat’ta karargâh kuran 16’ncı Lejyon tarafından yaptırıldığı, sütunların Septimius Severius, karısı Julia Domma, oğulları Caracalla ve Geta’ya adandığı, daha sonra Geta’nın sütununun, kardeşi Caracalla tarafından öldürülmesini takiben kaldırıldığı bilinmektedir.
     Nemrut’u özel kılan nedir?
     * Platform oluşturmak için, dağın tepesinden 200.000 m3’lük kütle elle yontulmuştur.
     * Bu platform üzerinde, 150 m. çapında, matematiksel bir koni inşa edilmiştir.
     * Uzak bir vadiden çıkartılan ve her biri 6 ton ağırlığındaki taş bloklar dağın tepesine taşınmış ve her biri 10 metre yüksekliğinde 10 anıt yapılmıştır.
     * Dünyanın en büyük horoskopu buradadır. Bu horoskop Ay’ın, üç gezegenin ve Leo’nun 19 yıldızının 2100 yıl önceki konumlarının betimlendiği, 2 x 2,5 metre büyüklüğünde taş bir plakaya oyulmuş, dünyanın en eski horoskopu olan Aslanlı Horoskop’tur.
     * Kral I. Antiochos’un mezarının, Tutankamon’un mezarı kadar zengin olduğu sanılmaktadır.
     * 500 metreden daha uzun yazıtlarda, bir krallığın öyküsü anlatılmaktadır.
     * Eşsiz sanat üslubu, eski Yunan ve Pers etkilerini yansıtır.
     * Varlığı bilinmekle beraber, Kral I. Antiochos’un mezarı henüz keşfedilememiştir. 1989-1990 yıllarında yapılan jeofiziksel araştırmalar sonucunda, Uluslararası Nemrut Vakfı (UNV) mezarın konumu hakkında detaylı bilgi elde etmiştir. Arkeologlar, bu mezarın Mısır firavunlarınınki kadar önemli olduğu kanısındadırlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir