Ama Beş Yüz Otuz Beşinci Gece Olunca
Ama Beş Yüz Otuz Beşinci Gece Olunca

Ama Beş Yüz Otuz Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki;

     …Büyük bir huzur içinde ölmüş ve övülesi Tanrı’nın rahmetine kavuşmuş. Ve Gülnar ile Gülen Ay’ın matemleri ve üzüntüleri çok büyük olmuş ve hiç kimseyi görmeksizin bir ay ağlamışlar ve fakirlerin, dulların ve yetimlerin yararlanması için bir imarethanenin yanı başında onun anısına layık bir anıt dikmişler. Ve bu arada, genel matemde yer almak üzere deniz yerlileri büyük anne Çekirge Sultan ve şahın dayısı Şehzade Salih ve teyzeleri de oraya ulaşmakta gecikmemişler. Zaten yaşlı şah yaşarken de, birçok kez gelerek yakınlarını ziyaret etmiş bulunuyorlarmış ve onun son anlarında yanında bulunamadıkları için pek çok ağlamışlar ve hepsi birden genel mateme katılmışlar ve karşılıklı olarak sırayla birbirlerine başsağlığı dilemişler ve uzun bir süre geçtikten sonra şaha, babasının ölümünü unutturabilmişler. Ve onu Divan’daki toplantılara katılmaya ve ülkesinin işleriyle uğraşmaya davet etmişler.
     O da, epeyce dayattıktan sonra, yakınlarını dinlemiş ve yeniden altınla işlenmiş ve değerli taşlarla bezenmiş hükümdarlık giysilerine bürünmeye ve tacını başına koymaya rıza göstermiş. Ve yeniden Devlet gücünü üstlenerek herkesin takdirini ve büyüklerin ve küçüklerin saygısını kazanarak adalet dağıtmış ve bu da böylece bir yıl sürmüş.
     Bir gün öğleden sonra, epey zamandır kız kardeşi ile yeğenini gelip görmemiş olan Şehzade Salih, denizden çıkıp Ana Sultan ile Gülen Ay’ın bulunduğu salona girmiş. Onlara selam verip sonra ikisini de kucaklamış. Gülnar da ona, “Kardeşim, nasılsın, annem nasıl, yeğenlerim nasıl?” diye sormuş; o da, “Kardeşim, onların hepsi iyi, huzurlu ve mutlu… Senin ve yeğenim Gülen Ay’ın yüzünü görmemekten başka yoksunlukları yok!” diye yanıt vermiş. Ve fındık fıstık yiyerek oradan buradan konuşmaya başlamışlar.
     Ve Şehzade Salih, büyük övgülerle yeğeni Gülen Ay’ın güzelliğini, çekiciliğini, bedeninin oranlarını, hoş tavırlarını, yarışmalardaki becerisini ve bilgeliğini sayıp dökmüş ve orada bulunan ve bir divana uzanmış ve başı bir yastığa dayalı olan Gülen Ay, kendi hakkında dayısının ve anasının konuşmalarını duyarak, onları dinler görünmek istemeyerek uyur gibi yapmış ve bu yoldan rahatça kendi hakkındaki konuşmalarını işitebilmiş.
     Gerçekten, Şehzade Salih, yeğeninin uyuduğunu görerek kız kardeşi Gülnar ile daha özgürce görüşerek ona, “Unutuyorsun ki, kardeşim, oğlun yakında on yedi yaşına ulaşacak; bu yaşta da çocukları evermek düşünülür! Oysa, ben, onu bunca yakışıklı ve güçlü görerek ve onun yaşında şu ya da bu yoldan doyurulması gerekli ihtiyaçlar bulunduğunu bilerek, başına hoş olmayan şeyler gelmesinden korku duydum. Bundan dolayı onu evermenin zorunlu olduğunu düşündüm ve deniz kızları arasından ona, kendisine eşit güzellikte ve çekicilikte olan bir sultan buldum!” demiş. Gülnar da, ” Kuşkusuz! Benim de candan arzum budur, çünkü sadece tek bir oğlum var; onun da artık babasından kalan tahta bir mirasçı bırakmasının zamanı geldi! Dolayısıyla, kardeşim, senden, ülkemizin genç kızlarını bana hatırlatmanı rica ediyorum, çünkü denizi terk edeli beri o kadar çok zaman geçti ki, bu kızların hangileri güzel, hangileri çirkindir hatırlayamıyorum!” diye yanıt vermiş.
     O zaman Salih, kız kardeşine deniz sultanlarının en güzellerini birbiri ardından, nitelikleri üzerinde durarak, onlardan yana ya da onlara karşı olan yararlı ve zararlı yanlarını da belirterek saymaya koyulmuş ve her birini andıkça, Gülnar da “Ah! Hayır, anası yüzünden onu istemem; ötekini de babası yüzünden düşünemem; diğerini dili çok uzun olan teyzesi dolayısıyla istemem! Ötekini kötü kokan büyük annesi nedeniyle, diğerini de hırsı ve açgözlülüğünden ötürü düşünemiyorum!” diyor ve bu, Salih’in kendisine hatırlattığı bütün sultanlar söz konusu oldukça, böylece sürüp gidiyormuş.
     Bunun üzerine Salih, ona, “Kardeşim, yeryüzünde de, denizaltında da bir eşi olmayan oğlun için eş seçiminde titiz davranmakta haklısın! Ama, ben sana, elde bulunan tüm genç kızları sayıp döktüm ve sana önerebileceğim sadece bir tek kız kaldı!” demiş. Sonra durup tereddüt ederek, “İlkin yeğenimin gerçekten uyumakta olduğuna iyice güven duymam gerek; çünkü sana bu genç kızdan, onun yanındayken söz edemem ve bu önlemi almakta kendime göre nedenlerim var…

     Anlatısının burasında Şehrazat, sabahın belirdiğini görerek yavaşça susmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir