YazarSevgi

Yörük Oğlu İle Padişah Kızı

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde memleketin birinde bir padişah varmış. Padişah bir gün memleket turuna çıkmış. Yolda giderken bir mezarlığa denk gelmiş. Mezarlıkta da bir adam varmış ve bir çöpü kırar ona eklermiş, o çöpü kırar ötekine eklermiş. Bu padişahın dikkatini çekmiş.      Padişah adama selam verirmiş, adam selamı almazmış. Tekrar selam...

Fesleğenci Kız

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde Kazdağı’nda yaşlı bir çiftçi üç kızıyla birlikte yaşarmış. Birbirini çok seven baba ile kızları, mutluluk içinde yaşayıp giderlerken günün birinde yaşlı çiftçi hastalanıp ölmüş. Kızları günlerce ağlamışlar iyi kalpli babalarının ardından. Elden ne gelir? Sonunda zavallı kızcağızlar yokluk, yoksulluk içinde kalakalmışlar.      Bir gece en...

Akılsız Kurt

     Bir varmış, bir yokmuş…      Vakti zamanında kurdun birisi yola yukarı gidiyormuş. O sırada da kurdun karnı acıkınca kurt:      “Yolda karşıma ilk çıkan hayvanı yiyeceğim.” diyerek niyetlenir .      Yolda giderken önüne bir koyun rast gelir. Kurt, koyunu tutarak:      “Ben seni yiyeceğim,” der. Koyun:      “Sen beni yiyeceksin ama önce sen yüzükoyun yolun içerisine yat. Ben bir iki...

Üç Kardeş İle Dev

     Bir varmış, bir yokmuş…      Memleketin birinde Hasan, Kasım ve Şaban isminde üç kardeş yaşarmış. Bu üç kardeşin üçünün de kaynanası varmış. Üç kardeş de kaynanalarından usanmışlar.      Bir gün Hasan demiş: Kardeşler kalkın bu memleketten gidelim. Başka bir aşirete sığınalım, bir iş bulup çalışalım ve geçimimizi sağlayalım.      Bunun üzerine bu üç kardeş kalkıp gitmişler. Az...

Korkuyu Aramak

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir adam varmış. Bu adam korku nedir bilmezmiş, hiçbir şeyden korkmazmış. Bu adamı korkutmak için çok uğraşırlar, ama adamın kulağının arkası bile terlemez. Aradan zaman geçer. Bir gün adam, kendi kendine sorar: “Korku nasıl olur ki? Herkes korku korku diye bahseder, nedir bu? Hele şunu bir arayayım, nasıl bir şeymiş...

Pıerre-Jean-5 (Jules Verne)

BEŞİNCİ BÖLÜM        Toulon’un doğusuna düşen bu bölge; dağlarla kaplı bozuk bir araziydi ve tehlike anında saklanmak olanağı veriyordu. Zaten Pierre-Jean’da, karış karış gezmiş olduğu bu toprakları gayet iyi tanıyordu.        Evet! Özgürlüğün tadını artık çıkarabilirdi. Yine de kafasını çok önemli bulduğu bir konu kurcalayıp duruyordu. Bu meçhul adam onu niçin kurtarmıştı? Yoksa kanunsuz işler...

Pıerre-Jean-4 (Jules Verne)

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM        Pierre-Jean, mahkûmların en sessizi olarak görünse de, heyecandan kalbi duracak gibiydi. Özgürlük fikri, geleceğe olan umutlarıyla birlikte beynine iyice yerleşmişti. Çıktığı yoldan bir daha geri dönüş olmazdı.        O akşam, zindana geri dönmeden önce, bir dinlenme anından yararlanarak zinciri kesti. Sayımda, kendi yerini alması için bir arkadaşını ayarladı. Sonra, meydana...

Pıerre-Jean-3 (Jules Verne)

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM        2224 numaralı mahkûm, güçlü kuvvetli ve temiz yüzlüydü. Yüzünde bir suçludan çok, zeki ve namuslu bir adamın ifadesi vardı. Otuz yaşlarında görünüyordu. Nereden bakılırsa bakılsın, bu adamın tutum ve davranışlarında suça yönelik hiçbir şey olamazdı. Ama yine de suç işlemiş ve mahkûm olmuştu.        Yaşlı bir adama zincirlerle bağlıydı. Adam, tam bir kötülük ve suç örneğiydi...

Pıerre-Jean-2 (Jules Verne)

İKİNCİ BÖLÜM        Bernardon, bir nöbetçi çavuşunun yanına yaklaşarak;        “Mahkûmlar saat kaçta işbaşı yapacaklar?” diye sordu.        “Saat 1’de…”        “Herkes aynı işte çalışabilir mi?”        “Hayır! Eski mesleği olanlar sadece tek işte çalışırlar. Mesleği olmayanlar ise, oraya buraya gönderilir.”        “Ya aldıkları ücret?”        “Herkes, işine göre eşit ücret alır. Ancak...

Pıerre-Jean-1 (Jules Verne)

     Zamanında yapılmış bir iyiliğin unutulmadığını ve günü geldiğinde ömrünü zindanlarda geçirecek bir mahkûma ümit ışığı olabileceğini anlatan bir öykü… Acaba bu iyilik, onun özgürlüğe kavuşması için yeterli olacak mı? BİRİNCİ BÖLÜM        Fransa’nın Toulon limanında, deniz kıyısında kurulu eski bir cezaevinde, son birkaç aydır firar teşebbüsleri olmuşsa da, zamanında verilen alarm...

Ablukadan Zorla Geçiş-9-10 (Jules Verne)

SAINT-MUNGO        Delphin, Atlas Okyanusu’nun sularında süratle yol alıyor ve hiçbir tehlikeli durumla karşılaşmaksızın, yaklaşık on gün sonra, Kuzey İrlanda sahilleri karşısına varmış bulunuyordu. Artık yolculuk bitmek üzereydi. Bu süre zarfında, genellikle babası ile vakit geçirmiş ve hasret gidermiş olan Jenny Halliburt, son gün, bir kez daha Kaptan James ile özel bir görüşme yaptı. Görüşme...

Ablukadan Zorla Geçiş-8 (Jules Verne)

İKİ ATEŞ ARASINDA        Kaptan James’in yapmak istediği manevra, herhangi bir tehlikeli duruma düşmeksizin, kanal bölgesinden geçmek ve açık denize, yani Atlas Okyanusu’na açılmaktı. Fakat bunu nasıl yapacaklardı? Delphin, artık şimdi hem Güneyli, hem de Kuzeyli birlikler tarafından düşman olarak nitelendiriliyordu… Dolayısıyla, bu kanallardan nasıl geçecekti?        Delphin, büyük bir...

Ablukadan Zorla Geçiş-7 (Jules Verne)

KAÇIŞ        Gece yarısını iki saat geçe, ikinci kaptan Mathew, kazanlardaki buhar basıncını en üst seviyede tutuyor, Delphin, sanki ileriye atılacak bir yarış atı gibi yerinde duramıyordu. Sandal hazırlanmış ve güçlü kuvvetli dört tayfa, Kaptan James’in yönetiminde rıhtıma doğru kürek çekmeye başlamıştı.        Rıhtım tenha gözüküyor, gecenin bu ilerlemiş saatinde ve yoğun sis içinde hiç kimse...

Ablukadan Zorla Geçiş-6 (Jules Verne)

GÜNEYLİ BİR GENERAL        Crockston tarafından yapılan bu planın birinci bölümünde; Kaptan James Playfair’in, Charleston garnizon komutanı General Bregard ile yapacağı konuşmada, yolculuk esnasında hayli problem çıkaran ve tayfaları isyana teşvik eden azılı bir gemicinin, dönüş saatine kadar geçici olarak şehir hapishanesine kapatılması rica edilecekti…        Pek tabii ki, bu azılı gemici...

Ablukadan Zorla Geçiş-5 (Jules Verne)

IROQUES’IN MERMİLERİ        Konuşmaların üzerinden üç gün geçmiş ve bu zaman zarfında hem Crockston, hem de genç kız ortalıkta görünmemişlerdi. Doğrusunu söylemek gerekirse, gemi kaptanı da Charleston’a çok yaklaşılmış olması dolayısıyla onlarla ilgilenmek fırsatını bulamamıştı. Artık bütün hazırlıklar tamamlanmış ve deniz üzeri, son derece büyük bir dikkatle gözlenmeye başlanmıştı.        Güney...

Ablukadan Zorla Geçiş-4 (Jules Verne)

CROCKSTON’UN KURNAZLIĞI        Delphin, çift pervanesinin kuvvetli hareketiyle suları yararak Atlas Okyanusu’nda süratle yol alıyor ve o sıralarda Bermuda Adası açıklarında bulunuyordu. Deniz dalgalıydı. Hava, her an bir fırtınaya dönüşeceğinin sinyallerini veriyordu. Bu sırada, Kaptan James’i güverte üstünde derin düşüncelere dalmış gören Crockston, onun yanına gelerek;        “Size teşekkür...

Ablukadan Zorla Geçiş-3 (Jules Verne)

DENİZDE        Ertesi gün, sabah saat 5’te, geminin kazanları yüksek tazyik altında istim tutarken, makinenin kuvvetli çalışması nedeniyle güverte titriyor, küpeşte(3) kenarına sıralanmış mürettebatın, geride bıraktıkları kişilere gönderdikleri son mesajlar altında, Delphin yavaş yavaş rıhtımdan ayrılıyordu.        Güneş doğduğunda, Clyde Nehri’nin büyük bölümü geçilmişti. Öğleye kadar da, geniş...

Ama Üç Yüz Doksan Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:      Senin onuruna şu dizeleri söylüyordu:      Cömertlik konutunu avucunun ortasına kurar ve bu konutu arzulanan sığınma yeri yapar. Eğer cömertlik bir gün kapılarını kapatırsa, elin kilitleri açacak anahtar olur!      Bu dizeleri işiten genç adam çok mutlu olmuş ve Cafer’e bin dinarla birlikte kendi üzerinde yırttığı kadar güzel bir giysi vermiş; sonra oturularak yeniden...

Ablukadan Zorla Geçiş-2 (Jules Verne)

HAREKET HAZIRLIĞI        Demir alma günü, 3 Ocak olarak tespit edilmişti. Artık son hazırlıklar yapılıyor ve ortada kalkışı geciktirecek hiçbir engel görülmüyordu. Geminin bunkerleri(1) ağzına kadar doldurulmuş, tayfaların hepsi kamaralarına taşınmışlardı.        Hareket saatinin yaklaştığı bir sırada, geminin kaptanına, bir adamın kendisiyle görüşmek istediği bildirildi. Adam, güverte üzerinde...

Ablukadan Zorla Geçiş-1 (Jules Verne)

     Bir tarafta, satılması ve satın alınması gereken çok kıymetli ticari mallar, diğer tarafta, genç ve güzel bir kızın hapisten kurtarılması gereken babası… Genç kaptan, acaba vazgeçemediği bu iki arzusunu yerine getirebilmek için deniz ablukasını yarmayı ve düşman birlikleriyle müthiş bir mücadeleye girmeyi göze alabilecek mi? DELPHIN        3 Aralık 1863 tarihinde, İskoçya’nın başlıca...

Muhteşem Orınoco (Dönüşü Olmayan Nehir)-2. Cilt-29-30 (Jules Verne)

Yirmi Dokuzuncu Bölüm        Sonunda baba ile kız kavuşmuşlardı. Senelerin biriktirdiği hasretle birbirlerine sarıldılar ve uzun süre ağladılar.        Hiç beklemediği bir anda kızına kavuşan, duyduğu sevinç ve heyecan yüzünden bir yere oturmak zorunda kalan ‘Umut Papazı’ ya da diğer adıyla Komutan Kermor;        “Sevgili kızım!” dedi. “Annenin ve senin ölüm haberini verdikleri zaman yıkılmıştım...

Miniklere Minik Masallar (81)

ÜÇ CESUR KIZ        Bir ormanda üç cesur kız varmış. En büyükleri Gülçin, ortancası Hazal, en ufakları da Yasemin’miş. Yasemin çok haylazmış ama çokta zekiymiş. Bir gün Yasemin ablalarından gizli ormanın derinliklerine gezmeye gitmiş. Gezerken saatin kaç olduğunu unutmuş. Hava kararmaya başlamış. Yasemin çok korkmuş. Ablaları da Yasemin’i arıyorlarmış. Perişan olmuşlar, korkmuşlar.        Doğal...

Miniklere Minik Masallar (80)

TÜCCAR OLAN ÇOBAN:        Deniz kıyısına yakın meralarda sürüsünü otlatan bir çoban, bir gün bir kayanın üzerine oturup kendisini rüzgârın serinliğine bıraktı. Güzel bir yaz günüydü, okyanus sessiz sakin çarşaf gibi uzanıyordu. Böylece oturmuş, denizdeki yelkenlileri seyrederken;        ”Eğer benim de bir yelkenlim olsaydı, uzaklardaki yabancı ülkelere giderdim ve mesut olurdum,” diye düşündü...

Muhteşem Orınoco (Dönüşü Olmayan Nehir)-2. Cilt-26-27-28 (Jules Verne)

Yirmi Altıncı Bölüm        Kentte kalanların kayık kiralamak konusunda günler boyu yaptıkları araştırmalar bir netice vermedi. Kime sordularsa, “Kusura bakmayın… Biz bu işe girişemeyiz,” yanıtını alıyorlardı.        Bir gün, akşamüzeri, ümitlerini tamamen kaybetmiş bir halde rıhtım bölgesinden uzaklaştıkları bir sırada, görünüşü pek güven vermeyen orta yaşlı bir adamın, az evvel...

Muhteşem Orınoco (Dönüşü Olmayan Nehir)-2. Cilt-25 (Jules Verne)

Yirmi Beşinci Bölüm        Doktor German Paterne’ün, nehrin tehlikeleri ve bölgenin coğrafik yapısı konusunda Juana’yı uyarması sırasında söylediklerini dikkatle dinleyen ve bu nedenle bundan sonraki yolculuklarına devam edip etmeme hususunda tereddüde düşen üç bilim adamı arasında karşılıklı tartışma yeniden başladı.        Varinas;        “Bu da benim tezimin doğruluğunu kanıtlıyor,” diyordu...

Muhteşem Orınoco (Dönüşü Olmayan Nehir)-2. Cilt-22-23-24 (Jules Verne)

Yirmi İkinci Bölüm        Hikâyenin bilinmeyen kısımlarının anlatılmasının ardından bütün gözler Kaptan Valez’e döndü. Onun ne diyeceği merakla bekleniyordu.        Dürüst gemicinin; “Her iki grupla birer anlaşma yaptığını, bu anlaşma gereği para aldığını ve karşılığında yolcularını San Fernando’ya kadar götürmek zorunda olduğunu” söylemesi, gönüllere su serpmiş oldu.        Bunca olaydan sonra...

Muhteşem Orınoco (Dönüşü Olmayan Nehir)-2. Cilt-20-21 (Jules Verne)

Yirminci Bölüm        Genç kız yeteri kadar ağladıktan ve biraz olsun rahatlayıp sakinleştikten sonra, hikâyesinin eksik kalan kısımlarını baştan sona kadar anlattı:        “Annem ve babamla birlikte, mutlu bir aile olarak Martinik Adası’nda yaşıyorduk. 1870 yılında Avrupa’da savaş çıkınca, babam tek başına Fransa’ya hareket etti. Zaman zaman ondan haberler alıyorduk. Bizi özlediğini yazıyordu...

Miniklere Minik Masallar (79)

KEÇİ İLE YARAMAZ LAHANA:      Bir varmış bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, hep söylerler ya bunu şu samanın ne işi var kalburun içinde? Yoksa bir yaramazlık mı var bu işin içinde. Bize göre bir yaramaz lahana ve bir keçi var bu masalın içinde, lahanalar biçim biçim hepsi tencerenin dibinde.      Lahana tarlasının içinde bir lahana ailesi yaşarmış, hepsi tombul tombul, hepsi...

Muhteşem Orınoco (Dönüşü Olmayan Nehir)-2. Cilt-18-19 (Jules Verne)

On Sekizinci Bölüm        Olay yerinden tesadüfen geçmekte olan iki arkadaşın ateş açmaları sonucu; iki timsahın vurularak saf dışı kaldığı, birkaçının ürkerek geri döndüğü, yalnız içlerinden birinin, o sırada kütüğün üzerinden kayarak suya düşen avına daha kolay saldırabilmek amacıyla dibe daldığı görüldü.        Kütüğün üzerindeki kişiyi tanıyan Jack;        “Bu… Bu Juan, German! Onu...

Miniklere Minik Masallar (78)

OBUR ÇOCUK:      Obur çocuk çok yemek yerdi. Ama hiç doymazdı. Onu ne zaman görseniz, ağzı tıka basa dolu olurdu. Annesi obur çocuğa yemek yetiştiremiyordu. Üstelik obur çocuk kardeşinin mamalarını da yemeğe başlamıştı. Gece bile uykudan uyanıyor ve doğru mutfağa gidiyordu. Ondan sonrasını siz düşünün. Obur çocuk ne var ne yok hepsini midesine indiriyordu.      Annesiyle babası; “Artık ona bir...