YazarSevgi

Şamdanım! Şamdanım!

     Bir varmış, bir yokmuş…      Allah’ın kulu çokmuş, çok söylemesi gayet günahmış. Vakti zamanında bir adamın üç kızı varmış. Bir gün kendi kendine demiş ki: – Sabahtan kapımı açıp da dünür olarak ilk kim gelirse, Allah’ın emriyle büyük kızımı ona vereceğim.      Sabah olmuş, uyanmışlar. Bir adam gelip Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile büyük kıza dünür...

Robinson Crusoe (9)

     Dokuzuncu Bölüm (Robinson’un Hatıra Defterinden Özetler)      1 KASIM: Çadırımı kayanın eteğine kurdum; yere çaktığım kazıkların üzerine oturtarak mümkün olduğu kadar geniş olmasına dikkat ettim. Hamağımı kazıklara asarak geceleyin orada uyudum.      4 KASIM SABAHI: Kendime, her gün riayet edeceğim bir program çizdim: Yağmur yağmadığı zamanlar, her sabah tüfeğimi alıp iki üç saat dışarıda...

Robinson Crusoe (8)

     Sekizinci Bölüm (Robinson Adaya Yerleşiyor)      O günden sonra bir daha gemiyi düşünmez oldum. Deniz geminin kırık dökük parçalarını sahile attı; ama bunlar da o kadar işime yaramadı.      Artık çıkabilecek yamyamlara veya vahşi hayvanlara karşı kendimi emniyete almaktan başka bir şey düşünmüyordum. Yapacağım meskenin cinsine ve onu inşa ediş tarzına dair kafamdan türlü türlü fikirler...

Robinson Crusoe (7)

     Yedinci Bölüm (Robinson Batan Gemisini Ziyaret Ediyor)      Öğleden biraz sonra, deniz gayet sakinleşmişti; sular da o kadar alçalmıştı ki, geminin bir çeyrek mil yanma kadar sokulabildim. O zaman anladım ki, gemide kalsaydık, şimdi hepimiz hayatta olacak ve ben de böyle kendimi tesellisiz ve yapayalnız görerek müteessir olmayacaktım. Bu düşüncelerle gözlerimden yaşlar boşandı. Fakat bu...

Üç Nasihat

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde fakir bir aile yaşarmış. Bu ailenin genç bir oğlu varmış. Bu gencin annesi babası ihtiyarmış. Oğullarını her ne işe vermişlerse de hak edememiş. Neden derseniz, genç biraz aptalmış.      Sonunda bunu bir cerrahın yanma vermişler. Orada biraz yara sarmayı filân öğrenmiş. Annesi babası bakmışlar ki, böyle olmayacak...

Terzi Kızı Makbule

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde… Bir ülkenin Padişah’ı ile bir zengin terzi varmış. Padişah’ın köşkü ile terzinin köşkü karşı karşıyaymış. Padişah’ın bir oğlu, terzinin de Makbule adında bir kızı varmış. Şehzade aynı zamanda Makbule’ye âşıkmış.      Makbule bahçeye naneleri sulamaya çıkınca Şehzade: – Terzi kızı...

Padişah ve Üç Oğlu

     Bir varmış, bir yokmuş…      Çok eski zamanlarda uzak memleketlerin birinde bir padişah ve üç oğlu yaşarmış. Bu Padişah’ın sarayının avlusunda bir elma ağacı varmış. Bu ağaçta üçten fazla elma olmazmış. Bu elmaları da dev gelir yermiş.      Bir gün Padişah hastalanmış. O devrin Lokman Hekimi bile Padişah’ın derdine derman bulamamış. Yalnız ülkenin bir falcısı varmış;...

Üç Kardeş

     Bir varmış, bir yokmuş…      Zamanın birinde bir kasabada iki kardeş varmış. Bunlardan büyük olanın üç oğlu, küçük olanın da bir kızı varmış. Büyük kardeş ölürken bu üç oğlunu amcalarına emanet etmiş.      Aradan yıllar geçmiş; kız da oğlanlar da büyümüş. Bu üç oğlan, birbirlerinden habersiz amcalarına gitmiş, kızını ondan istemişler.      Bir gün amcaları bu üç oğlanı yanına çağırmış;...

Sucu

     Bir varmış bir yokmuş…      Evvel zaman içinde fakir bir ihtiyar varmış. Bu adam suculuk yaparak geçinirmiş. Sucunun bir de karısıyla eşeği varmış.      Sucunun hanımı bir gün hamama gidiyor. Kadının süslü-püslü üstü-başı olmadığı için hamamcılar buna yüz vermiyorlar. Sucunun hanımı buna alınıyor, gururuna yediremiyor.      Eve gelince kocasına; – Şu eşeği satalım da biz de...

Çapgöz

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Vakti zamanında fakir bir adam varmış. Adam öyle fakirmiş ki, bir gün oğullarını yanına çağırmış;      “Artık sizi doyuramam, gidin başınızın çaresine bakın,” demiş.      Çocuklar bu lafın üstüne evden çıkıp yola düşmüşler. Epeyce bir yol gittikten sonra iyi yetişmiş bir ekine rastlamışlar. Ekin öyle güzelmiş ki...

Robinson Crusoe (6)

     Altıncı Bölüm (Robinson Issız Bir Adaya Çıkıyor)      Gemimiz tahminen yüz yirmi ton kadardı; altı topu vardı. Kaptan, Muço ve ben dahil on dört kişiydik. Gemiye yalnız ticaretimize yarayacak bardaklar, istiridye kabukları, aynalar, bıçaklar, makaslar ve baltalar gibi ufak tefek eşyalar yüklemiştik.      Yelken açıp, sahil boyunca kuzeye doğru gitmeye başladık; on, on iki derece kuzey...

Robinson Crusoe (5)

     Beşinci Bölüm (Brezilya’ya Geliş)      Bu kararsızlık içinde dümeni Suri’ye bırakarak, kamaraya girdim. Daha yeni oturmuştum ki, çocuğun: “Efendim, efendim, ben görüyor bir gemi yelkenli,” diye bağırdığını işittim. Zavallı çocuk, bizi takip ettirmek için onu, efendimizin arkamızdan gönderdiğini sanacak kadar saf olduğundan, o kadar korkmuştu ki, her tarafı zangır zangır...

Yedi Kardaşlar

     Bir varmış, bir yokmuş…      Allah’ın kulu çokmuş. Bir kadının yedi tane oğlu varmış; hiç kızı olmamış. Gel zaman git zaman kadın yine hamile kalmış. Oğlanlar, anaları kız doğurursa bu köyden gideceklermiş.      Bir gün analarına demişler ki:      “Ana, kızın olursa al bayrak dik, oğlun olursa ak bayrak dik,” demişler.      Anaları doğum yapmış, bir kız doğurmuş. Bu köyde de yedi...

Tilkinin Kurnazlığı

     Var varanın, sür sürenin, baykuşu çoktur viranenin, destursuz bağa girenin hali budur hey! Güzelleri seçerek, çirkinleri  iterek… Sevdiğim sen sandı beni zağar, itti sepete… Vara vara vardım bir fırının önüne. İki elimle bir ekmek kavradım; sıcacık ayrana doğradım…  İlle samur diye diye sandıcağım, hayal ile yandıcağım, bu da para ile olur behey sevdiceğim…      Atı pekmeze...

Esvaplı Şeytan

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, hamamcıya vardım bohçası yok, külhancıya vardım baltası yok, Katır muhtar olmuş haberi yok…      Sivas köylerinin birinde Hasan adında biri varmış. Bunun da iki tarlası varmış; geçimini buradan sağlarmış. Köylü, Hasan’ı çok...

Robınson Crusoe (4)

     Dördüncü Bölüm (Kaçış)      Böylece lüzumlu bütün şeyleri yanımıza aldıktan sonra, yelken açıp balık tutmak üzere limandan çıktık. Bir mil kadar açılır açılmaz, yelkenleri indirip balık tutmaya başladık. Rüzgâr arzularımın aksine olarak kuzeyden esiyordu; eğer güneyden esse idi, İspanya sahillerine varacağımdan, hiç değilse Kadis limanına ulaşacağımdan emin olabilirdim. Ama rüzgâr kuzeyden...

Bir Okuyucu Yazıyor

     Yatak odasındaki masaya oturdu, önünde açık bir gazete vardı. Pencereden yağan kara, düşer düşmez damlarda eriyen kara bakmak için ara veriyordu sadece. Ne bir şey eklemeyi, ne de bir şey silmeyi gereksemedi, hiç ara vermeksizin bu mektubu yazdı. Roanoke, Virginia February, 6 th.  1933 Sayın Doktor,      Size çok önemli bir iş için danışmak istiyorum -bir karar vermem gerekiyor ve en çok...

Üç Elma

     Bir varmış, bir yokmuş…      Çok söylemesi günah, az söylemesi sevapmış. Bir Padişah varmış. Bu Padişah’ın hiç çocuğu olmazmış. Vadetmiş ki; “Bir çocuğum olursa, kırk gün kırk gece; birinden yağ, birinden bal akan iki çeşme akıtacağım.”      Gün olmuş, zaman olmuş bir oğlu olmuş. Oğlu büyümüş, on beş yaşına gelmiş. Padişah; “Vaadimi yerine getireyim,” diye...

Robınson Crusoe (3)

     Üçüncü Bölüm (İkinci ve Üçüncü Yolculuklar… Kölelik)      Londra’ya varır varmaz, iyi kimselere rastlamak saadetine eriştim. İlk tanıştığım adam bir gemi kaptanı oldu; Gine kıyılarına bir sefer yapmıştı. Bir hayli başarı elde ettiğinden yine oraya dönmek kararındaydı. Bu adam benimle konuşmaktan hoşlandı. Dünyayı tanımak istediğimi söyleyince de, aynı yolculuğu beraber yapmayı...

Şeytan

     Bir varmış, bir yokmuş…      Zamanın birinde fakir bir adam varmış. Abdest alır, namaz kılar, dua edermiş. Her dua edişinde;      “Allah’ım bana Hızır’ı gönder. Allah’ım bana Hızır’ı gönder. O, paranın ve hazinenin yerini bilir. Gönder de şu fakirlikten kurtulayım,” dermiş. Ne çare ki, bir türlü Hızır karşısına çıkmamış.      Artık adam böyle dua etmekten usanmış...

Robinson Crusoe (2)

     İkinci Bölüm (İlk Yolculuk)      Bir gün tesadüfen Hull’de bulunurken bir arkadaşıma rastladım; babasının gemisiyle Londra’ya gitmek üzereydi. Beni de beraber gitmeye davet etti, aklımı çelmek maksadiyle de bu yolculuk için benden beş para almayacağını söyledi. O vakit hiç durur muyum? Annemle babamın fikirlerini almadan, hatta onlara haber vermek zahmetine bile katlanmadan, işi...

Robınson Crusoe (1)

                                  ROBINSON CRUSOE (Orijinal Tam Metin Çevirisi)      Birinci Bölüm (Robinson’un Doğuşu, Yetiştirilmesi ve Denize Açılma Emelleri      1632 senesinde York şehrinde, temiz bir aileden dünyaya geldim. Ticaret yaparak pek çok para kazanan babam, bu şehre gelip yerleşmişti; kendisi, aslen bu şehirden değildi. Annem de iyi bir ailedendi; soyu sopu Robinson soyadını...

Salkım Üzüm

     Bir varmış, bir yokmuş…      Allah’ın kulu çokmuş. Vakti zamanında bir Padişah varmış. Padişah’ın da üç tane kızı varmış. Padişah bir gün seyahate çıkmış. Çıkmadan kızlarını yanına çağırmış; – Kızlarım, ben geziye çıkıyorum. Ne istiyorsanız isteyin, getireyim, demiş.      Büyük kız ile ortanca kız; elmas yüzük, küpe, bilezik istemiş. Küçük kız da “Salkım Üzüm”...

İnci Koca

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; deve tellâl iken, pire berber iken, ben babamın beşiğini şıngır mıngır sallar iken…      Vakti zamanında bir Padişah’m bir kızı varmış. Bu kız, o kadar güzelmiş ki, bir gören bir daha görmek istermiş.      Bu kızın bir gece rüyasına bir derviş girmiş. Derviş kıza; – Kızım, sen inciden bir koca ile...

Danacının Oğlu

     Bir varmış, bir yokmuş…      Zamanın birinde bir danacı, onun da bir oğlu varmış. Oğlan bir gün gezerken Padişahın kızını görmüş, ona âşık olmuş. Babasına Padişahın kızını istemesini söylemiş. Babası; – Oğlum, biz bir danacıyız, Padişah kızını bize verir mi, demiş.      Fakat, oğlan çok ısrar etmiş. Sonunda danacı oğlunun hatırını kıramamış, Padişahın sarayına varmış. Sarayın içinde...

Altın Kirpikli Oğlan

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl, keçiler berber, pireler de bakkal iken, ben annemle babamın beşiklerini tıngır mıngır sallarken… Annem kaptı maşayı, babam kaptı dolmayı… Kaç kaçmaz mısın… Sen olsan kaçmaz mısın? Gittim gittim… Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim… Konarak göçerek; arpa-buğday, lâle...

Yemen Padişahı’nın Oğlu

     Bir varmış, bir yokmuş…      Vaktin birinde bir Yemen Padişahı ile, bir de Hint Padişahı varmış. Yemen Padişahı oğluna, Hint Padişahının kızını istemiş. Her iki aile de birbirleriyle anlaşmışlar. Aradan bir müddet geçtikten sonra gelini almak için yola çıkmışlar. Damat; – Ben de gideyim, demiş.      Kabul etmişler. Gelin arabasının yanı sıra damat da at ile gitmiş. Orada düğün dernek...

Çıkar İçin Evlilik – İki Bölümlük Roman

     BİRİNCİ BÖLÜM      Dul Bayan Mımrina’nın Piatisobaçyi Sokağı’ndaki evinde düğün şöleni düzenlenmişti. Çağrılıların sayısı 23 kişiyse de bunlardan 8’i mide bulantısını ileri sürerek ağızlarına tek lokma koymuyorlar, masa başında pinekleyip duruyorlar. Mumlar, lambalar, bir meyhaneden kiralanan ayağı kırık avize, konukların toplandığı odayı öylesine parlak ışıklarla...

Keloğlanın Başına Gelenler

     Bir varmış bir yokmuş, Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış…      Soğan salkındı geldi, pilav ballandı geldi, helva yıllandı geldi…      Soğan sarımsaktan acı, pilav başların tacı, herle aşı fukara harcı…      Derelerden yel gibi, tepelerden sel gibi, ödünç alınmış un gibi…      Gezdim tozdum bir de dönüp kaktım ki, bir çuval boyu yol gitmişim…...

Kedi Gelin

     Bir varmış, bir yokmuş…      Vakti zamanında bir Padişah varmış. Bu Padişah’ın da üç oğlu varmış. Padişah’ın ilk karısı ölmüş, yeniden evlenmiş.      Oğlanlar evlenecek zamana gelmişler; ama analık evlendirmek istemiyormuş. Bunun üzerine Padişah oğullarını yanına seslemiş. Demiş ki; – Hepiniz bir ok atın! Kimin kapısına düşerse o evin kızını alın!      Oğlanlar ok atmışlar;...