KategoriEdebiyat

Ama Yüz Yirmi Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki;      Gerçekten, kendimi evin içinde bulunca, genç kız, büyük bir beceriyle ayağıma çelme takarak beni yere düşürdü ve boylu boyunca üzerime atılıp beni kollarıyla boğarcasına sıktı. Kuşkusuz, ölüyorum sandım. Ama öyle olmadı. Birkaç değişik hareketten sonra genç kız, üzerimden yarı yarıya kalktı, karnıma oturdu ve elleriyle öyle şiddetle ve öyle uzun zaman ve de görülmedik şekilde...

Ama Yüz Yirmi İkinci Gece Olunca

     Söze başlamış;      O da beni selamladıktan sonra, bana, “Yavrum, okuma bilir misin?” dedi. Ona, “Evet halacığım!” diye yanıt verdim. O da, “Öyleyse, senden rica ediyorum, şu mektubu al! Açıp içindekini bana oku!” deyip mektubu bana uzattı. Aldım, açıp içindekileri okudum.      Mektupta, yazanın sağlığının yerinde olduğu, dostça duygular sunup kız kardeşi...

Ahmet Necdet (Seni Sevmek)

seni sevmek seni tükenmek mi biraz kırılıp dökülmek mi yoksa gökyüzünün bittiği yerde hep seninle beslenen o sensiz saatlerde yangın yerine dönmek mi biraz  bilirsin aşka benzer yıkıntıdır bu güneşi düşman sayıp geceyle unutulan gün ışıdı mı karanlıkta tutulan yıkıntısız bir aşkı yaşamanın umudu  intihar gibi bir şey bir ben’de yanmak için belki de bir cinayet kanda uyanmak için bir kere...

Afşar Timuçin (Denizin Beklediği)

Seni sevmek mor denizlerdi biraz Ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen Umutlar ve yıkılmalar ardında direnilen Seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz  Seni sevmek yaşamanın aşılmaz büyüklüğü Seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan Ve sığınıp ılık kıyı kentlerine biraz akşam Seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü  Varılırdı daha saydam günlere isteseler İsteseler yalnızlık giremezdi evlere...

Haydar Ergülen (Beni Aşka Terk Ettiğin İçin Seviyorum Seni)

bir sır-çocuksun, yalnızca aşk açık sende, ne sen kalıyorsun ne o, aşktan başka biri yok, gel, aşk istediği için varsın, ne onu kurtarıyorsun ne kendini, aşktan başka biri yok, git, aşk istediği için yoksun  ayrılıktan değil, taşıdığı saflıktan konuşursun; ayrılık sana dönmektir, yeniden bana ruhumuz öpüşür ya, başkasındayken ağzımız, gövde gözaltındadır, oysa ruhumuz sereserpe seni senden beni...

Ahmet Erhan (Sevgili)

Çiçekler vardı derilmeyi bekleyen O uçsuz bucaksız kırlarda. Gökyüzünde ay, bakacak göz arardı. Bir dut ağacı vardı, yüce Hiçbir çocuğun üstüne tırmanmadığı. Testiyi unutmuştuk pencerenin önünde İçi su doluydu, soğumuştu. Masanın üstünde bir dilim ekmek Isırılıp bırakılmıştı. Denizin kıyısında bir mavi tekne Bir başına salınıyordu. Gökyüzü vardı derin, Toprak göz alabildiğince…  Sonra sen...

Robinson Crusoe (17)

     On Yedinci Bölüm (Dehşet Veren Bir Karşılaşma… Tehlike!)      Adaya yerleşeli on bir sene geçtiği ve yiyecekle barutum da epey azaldığı için, keçileri barut harcamadan, kurnazlıkla yakalamak maksadıyla bir çare düşünmeye başladım. Bu amaçla ağlar gerdim; muhakkak yakalananlar olmuştur amma, ipler gayet çürük olduğu için kolayca kurtuluyorlardı. Ne zaman baksam ağlarımın kopmuş...

Helal Mal

     Bir varmış, bir yokmuş…      Vaktiyle, bir ülkeden Yemen’e kervan gidecekmiş. Herkes atlarını eyerliyor, eşeklerini semerliyor, develerini hazırlıyormuş. Zavallı yolcunun biri, perişan haldeymiş. Niye derseniz, eşeğinin semeri parça parça imiş.      Etraftakiler bakmışlar ki, olmayacak; – Hemen semerciye koş! Şu ileriki sokağın başında bir semerci olacaktı, demişler...

Ama Yüz Yirmi Birinci Gece Olunca

     Demiş ki;       “Bir de senden bir ricam olacak!” deyince ben de, “Ne gibi?” dedim. “Gidip ziyarette bulunmak ve üzerini örten taşa birkaç kederli söz yazmak üzere beni zavallı Azize’nin mezarına götürmeni istiyorum,” dedi. Ona, “Allah nasip ederse yarın gideriz!” diye yanıt verdim. Sonra geceyi birlikte geçirmek üzere onunla yattım; ama...

Ama Yüz Yirminci Gece Olunca

     Demiş ki;      “Ah! Oğlum, çok kahredici bir nişanlı oldun, sen!” diye haykırdı. Ve beni sitemlere boğup, itham etmeyi sürdürürken içeri babam girdi; bunun üzerine bir an sustu. Babam da cenaze hazırlıklarına başladı ve tüm dostlarımız ve yakınlarımız gelip hepsi hazır olunca, cenazeyi kaldırdık ve kabir üzere gidip kurulan çadırlarda üç gün kalarak ve kutsal kitabı okuyarak...

Eşek Başlı Kız

     Bir varmış, bir yokmuş…      Allah’ın kulu çokmuş. Az söylemesi sevapmış, çok söylemesi günahmış.      Zamanın birinde bir padişah varmış. Bu Padişah’ın da üç tane oğlu varmış. Bir gün veziriyle oturmuş sohbet ediyormuş. Vezir; – Padişahım, bu üç oğlanı niye bekletiyorsun? Bunları kocalttın, evlendirsene, demiş. Padişah da; – Valla siz varken bana düşmez, demiş...

Ama Yüz On Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki;       Aziz öyküsünü anlatmayı şöyle sürdürmüş:      Beni bir dakika durdurdu ve bana, “Biraz bekle! Sana göstereceğim bir şey ve vermek istediğim bir öğüt var!” dedi. Bunun üzerine, biraz şaşırmış, yeniden onun yanına oturdum; bir bohça açtı ve içinden şurada karşında gördüğün, üzerinde ilk gazelin işlenmiş olduğu dört köşe ipek kumaşı çıkardı, genç efendim. Ve bunu...

Ama Yüz On Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki; “Bilesin ki, yuvarlak top, senin yüreğin anlamındadır. Sevgilinin evinde bulunmana karşın havalarda gezen, ne denli az tutuştuğunu gösteren yüreğinin… Hurma çekirdekleri, kalbin meyvesi olan tutkunun sende kesinlikle bulunmamasından ötürü yüreğinin onlar gibi kuru olduğu anlamındadır. Sabır timsali Hazreti Eyüp’ün ağacı olan keçiboynuzunun taneleri, âşıklar...

Ama Yüz On Yedinci Gece Olunca

     Şah Şehriyar’a demiş ki;       İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Vezir Dendan, Dav-ül-Mekân’a anlatmakta olduğu öyküyü şöyle sürdürmüş:      Zavallı yeğenim Azize, beni öylesine seviyordu ki, böyle üzüldüğümü görünce, acımanın son sınırına ulaştı ve bana, “Başım üzerine, gözüm üzerine! Ama, ey Aziz, eğer koşullar benim dışarı çıkmama ve gidip gelmeme izin verseydi, yararlı olmak...

Karavezir

     Bir varmış, bir yokmuş…      Vaktiyle ülkelerin birinde bir Padişah yaşarmış. Bir gün bu Padişah’ın yanına bir derviş gelmiş. Padişah’a misafir olmuş. Padişah dervişi ağırlamış, izzetlemiş, ona bir akçe de para vermiş, yolculamış.      Derviş giderken Padişah’a şöyle demiş: – Padişah’ım, herkes ne yapar kendine yapar, döner dolaşır yine kendine yapar...

Ama Yüz On Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki;      Vezir Dendan, Şah Dav-ül-Mekân’a anlatmakta olduğu öyküyü şöyle sürdürmüş:      Gerçekten, orada, baharla çeşnilendirilmiş, kokular saçan, altın sarısı renginde dört kızarmış piliç; ilkinde portakal suyuyla kokulandırılmış, dövülmüş fıstık ve tarçınla bezenmiş muhallebi; ikincisinde, gülsuyuyla ezilerek lezzetlendirilmiş kuru üzüm; üçüncüsünde -ah, hele bu üçüncüsü!- her...

Ama Yüz On Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki;       Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi, sakin bir gülümseyişle yanıma geldi ve sesinin olanca tatlılığıyla bana, “Ey amcamın oğlu, nahoş sözlerle sana ıstırap vermiş olmaktan dolayı çok üzüldüm. Lütfen beni bağışla ve olup biteni bana anlat da sana bir yardımım olup olmayacağını anlayayım!” dedi. Bunun üzerine kendisine başıma gelen ters durumu ve o bilinmeyen kadından...

Robinson Crusoe (16)

     On Altıncı Bölüm (Denizde Bir Gezinti)      Artık hiç bir şeyde gözüm kalmamıştı; çünkü her şeyim vardı. Bütün ada emrimde olduğu için, isteseydim hükümdarlığımı bile ilan edebilirdim! Başlangıçtakinden çok daha rahat ve çok daha mesut bir hayat sürmeye başlamıştım.      Elbiselerim eskimeye yüz tutmuştu. Epey zamandan beri de çamaşırım kalmamıştı; tayfaların sandıklarında bulduğum birkaç...

Balıkçı Hasan

     Bir varmış, bir yokmuş…      Zaman-ı evvelde fakir bir balıkçı yaşarmış. Çok fakir olduğu için günde bir parça balık tutar, satarmış. Ancak yavan ekmekle geçimlerini sağlarmış.      Bu balıkçının yedi tane de oğlu varmış. En büyüğü on üç-on dört yaşındaymış. Adı da Mehmet’miş. Bir gün karısına; – Kadın, bugün yaz. Yarın kış olursa, bu yavan ekmeği de bulamayız. Hele bir de...

Ama Yüz On Dördüncü Gece Olunca

     Güzel Aziz, öyküsünü, genç emir Tac-ül-Mülûk’a anlatmayı şöyle sürdürmüş:      Ve ellerime kokular sürdü ve giysilerimi aselbentle tütsüledi; beni sevgiyle kucaklayarak bana, “Ey benim sevgili yeğenim, işte huzura ulaşacağın saat geldi. Cesaretini topla ve bana yatışmış ve doygun olarak geri dön! İşte ben sana, ruhsal barış diliyorum ve sen mutlu olmadıkça mutlanmayacağımı...

Fakat Yüz On Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki;      Ve onu, üst katın bronz penceresinden eğilmiş bana gülerken gördüm. Doğrusu, dilim çok yetersiz kalacağından, onun özelliğini anlatmaya kalkışmayacağım. Sadece şunu bil ki, benim kendisine dikkatle baktığımı gören genç kız, bana şu işaretleri yaptı: İlkin işaret parmağını dudaklarına bastırdı; sonra orta parmağını indirip sol elinin işaret parmağıyla birleştirdi; sonra da...

Ahmet Telli (Gidersen Yıkılır Bu Kent)

Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında Yanlış adreslerdeydik, kimliksizdik belki sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı üşür müydük nar çiçekleri ürperirken  Gidersen kim sular fesleğenleri kuşlar nereye sığınır akşam olunca  Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor...

Refik Durbaş (Yağmurun Altında)

Senin yüzündü terkedilmiş iskelede yağmurun altında, unutmadım  Görüşe hasret bir yıldızın yüzü  Senin ellerindi otobüs durağında yağmurun altında, unutmadım  Suyun yarasını sarmaya hükümlü  Senin gözlerindi gidilmez istasyonda yağmurun altında, unutmadım  Yerin ve göğün ve suyun yüzüne, ki hep senin baktığın gibi bakmıştım  Niye, niçin, ne zaman mı bakmıştım  Unutmam unutmam bir daha hiç...

Cemal Süreya (Aşk)

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı  Oysa kalbim işte şuracıkta...

Metin Eloğlu (Uyan)

Hadi uyan Günışığı çilemeye başladı başucunda Denizler bir mavilik edindi günden Seher yeline uyup kuşlar tüneğinden uçtu Bu türküyü dinlemeyecek misin  Hadi uyan Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine Yoksul olsan da uyan Garip olsan da uyan Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için Madem ki umutlusun; umudu yaşatmak için Hadi...

Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (33)

AV SEZONU      “Dursun benum bir sorunum var! Canım o işi evde hiç istemeyi, ne zaman ormana gitsam heyecanum artayi ve canum hanumumi çok çekeyi; koşa koşa eve geliyirum ama eve gelince hevesum yine kaçayi. Ormana geri doneyirum yine hevesum geliyi, doneyirum eve yine kaçayi… Senun anlayacağun ben hanuma evde bi turli yaklaşamayirum, ne yapayim sen soyle?”      “Uşağum sorun ettuğun şeye...

Ve Gecelerden Yüz On İkinci Geceymiş

     Onların bu durumları sona erince, küçük Dünyazat, halı üzerinde kıvrıldığı yerden ayağa kalkmış ve Şehrazat’a, ”Ey kardeşim, sana rica ediyorum, Vezir Dendan’ın Konstantiniyye surları altında Şah Dav-ül-Mekân’a anlattığı o güzelim yakışıklı Emir Tac-ül-Mülûk’un ve Aziz ile Azize’nin öyküsünü anlatmaya devam et! ” demiş. Şehrazat da kardeşine gülümsemiş ve ona...

Ama Yüz On Birinci Gece Olunca

     Demiş ki;       Emir Tac-ül-Mülûk, birdenbire karşısında, tacirler arasında, şaşırtıcı güzellikte ve çekici bir solgunluğu olan, kendisine çok yakışan bir giysiye bürünmüş genç bir adam olduğunun farkına varmış. Güzel olduğu kadar solgun yüzü, bir ana, bir baba ya da çok değerli bir dostun yitirilmesi gibi büyük bir derdin damgasını taşıyormuş.      Bunun üzerine Emir Tac-ül-Mülûk, yüreğinin...