KategoriEdebiyat

Ama Otuz Birinci Gece Gelince

     Yeniden söze başlamış:      Ey bahtıgüzel şahım, işitim ki, berber Çin hükümdarına, kardeşi El-Haddar ile ilgili olarak naklettiğini vurguladığı ve Halife Muntasır Billâh’ın huzurunda ilk kez anlattığı öykünün sonunu şöyle bağlamış:      “Kardeşim Haddar, önünde dikilmiş zebbiyle, tüy gibi hafif ve gülerek koşan genç kızın peşine düşmüş. Ve üç genç kızla yaşlı kadın, Haddar’ın...

Kömürcü İle Süpürgeci

       Bir varmış, bir yokmuş…        Kömürcü, komşusu süpürgeciye gidip;        “Biz neden böyle ayrı ayrı oturuyoruz? Gel, birlikte oturalım! Hem dostluğumuz ilerler, hem de dükkânlarımız bir olacağı için daha az para harcar, kolay geçiniriz,” demiş.        Süpürgeci bu öneriyi kabul etmemiş:        Bu durum bana uymaz arkadaş! Çünkü benim silip süpürdüğüm yeri, sen hemen pisleyip...

Tilki İle Böğürtlen

       Bir gün tilkinin biri, bir çitin üzerinden atlarken ayağı kalmış; düşmeyeyim diye böğürtlene tutunmak istemiş. Fakat böğürtlenin dikenleri ayaklarını parçalayıp kanatmış.        Canı yanan tilki;        “Bu da ne? Ben senden yardım bekliyordum, sen bana kötülük ediyorsun!” demiş.        Bunun üzerine böğürtlen;        “A tilki kardeş, sen de niçin bana sarılmaya kalkarsın? Bilmez misin...

Karnı Şişmiş Tilki

       Tilkinin biri, bir meşe ağacının önünden geçiyormuş. Şöyle bir kovuğa bakmış, içinde bir parça ekmekle bir parça et görmüş. Bunları bir çobanın ya da avcıların bıraktığını anlamış.        Tilkinin de karnı çok açmış. Bütün tehlikeye rağmen, çok aç olduğu için hemen ağacın kovuğundan içeri girmiş ve ekmekle eti yemiş. Karnı iyice şişmiş. Karnı şişince, girdiği kovuğun kapısı dar gelmiş, bir...

Avcı İle Aslan

       Ok atmakta usta bir avcı, bir gün avlanmaya dağa gitmiş. Onu gören bütün hayvanlar kaçışmaya başlamışlar. Yalnızca aslan, adamın karşısına geçmiş, “Gel de dövüşelim,” diye meydan okumuş. Avcı yayını germiş, nişan alıp atmış ve aslanı vurmuş.        Avcı bağırarak;        “Bu benim habercimdir, arkasından da ben gelirim!” demiş.        Yaralı aslan hemen kaçmaya başlamış. Bunu gören bir...

Suyu Döven Balıkçı

       Balıkçının biri ırmakta balık tutuyormuş. Ağlarını attıktan sonra, suyun akışını bir kıyıdan öbür kıyıya kadar kapatmış. Sonra da balıklar sersemleşsinler, kendilerini ağın içine atsınlar diye başlamış suyu dövmeye.        Bu durumu gören, o çevrede oturanlardan biri gelmiş.        Balıkçıya kızarak;        “Ne vuruyorsun böyle, be adam? İçtiğimiz suyu bulandırmak mı istiyorsun?” demiş...

Demirci İle Köpeği

       Demircinin birinin bir köpeği varmış. Demirci demir döverken köpeği de bir köşede uyuklarmış. Ama efendisi sofraya oturdu mu, köpek de uyanır, hemen demircinin yanına gelirmiş.        Bir gün demirci köpeğin önüne bir kemik atarak şöyle demiş:        “Sen ne kötü bir hayvansın! Ben çalışıp didinirken sen tembel tembel uyur, uyanmak nedir bilmezsin. Ama ben yemek yemeye başlayınca koşar...

DECAMERON-18 (On Dördüncü Hikâye)

     İtalya’nın Recio ile Goeta arasındaki sahil, en güzel yerlerden sayılır. Orada Salerno yanında Amalfi kıyılarında bir sürü küçük şehirler, bahçeler, fıskiyeler bulunur. Birçok zengin tüccar orada oturur. Bu şehirlerden birisinin adı Kovella’dır. Orada vaktiyle Landolf Bufola adında zenginlikte eşi olmayan bir adam otururdu. Ama servetiyle kanaat etmez, hayatı pahasına da olsa servetini...

Mısır Piramitleri-8 (Tutmes III’ün İntikamı)

     İntikam alan mumya yalnız Tutankamon’un mumyası değil!      1942’de Kahire’nin antika eşya çarşısında dolaşan bir İngiliz teğmeni, bir tezgâhın önünde merakla duruyor. Tezgâhta, Firavun III. Tutmes’in mumyasından alındığı söylenen üç parmak kemiği var; büyük firavun Tutmes III’ün parmak kemikleri.      Teğmen Ralph Baker bu kemikleri alıyor, çok değerli bir hatıra olduğunu bilerek cebine...

Herkül-18 (Herkül’ün Delirmesi)

     Kral Creon’un kızı Megara ile evlenen Herkül, birkaç yıl mutluluk içinde yaşadı. Megara’dan üç tane oğlu olmuştu. Ancak Thebes’deki bu mutlu yaşantısı, oraya Tanrıça Hera’nın girmesi ile birden bozuldu. Tanrıça dinmek bilmeyen öfkesini yatıştırmak için, bu defa da Herkül’e deliliği (28) gönderdi. Onun yaptıklarından habersiz, zavallı Herkül bir cinnet anında karısını ve üç oğlunu öldürdü...

Köpeklerle Kedilerin ve Kedilerle Sıçanların Savaşı

Geçimsizlik Tanrıçası Hüküm süregelmiştir evrende. Anlatmakla bitmez dünyamıza ettikleri, Bizleriz ona en çok kurban kesen de. Dört unsuruna bakın Doğa’nın: Şaşarsınız bu dört devletlinin Birbirini çekemeyişlerine. Onlar dışında nice yaratıklar Birbiriyle savaşmadan duramazlar. Bir evde sürüyle kedi köpek varmış; Türlü cezalar, tutuklamalarla Kavga etmemeleri sağlanmış. Görevlerini...

Farelerle Baykuş

Hiç söze başlamayın sakın: “Dinleyin, bir harika anlatacağım,” diye. Nereden bilirsiniz dinleyenlerin Şaşacaklarını sizi şaşırtan şeye? Ama alın size bir olay ki, Bu verdiğim öğüdü çürütecek belki. Bir mucize size anlatacağım şey, Masal değil, gerçeğin ta kendisi. Çok yaşlı bir çamı kesmiş devirmişler yere: Bir baykuşun sarayı varmış meğer içinde. Atropos’un tercümanı bu asık...

Bir Moğolun Rüyası

Eskiden bir Moğol, Moğolistan’da, Bir veziri cennette görmüş, rüyasında. Cennette vezir olmaz, ama görmüş işte adam; Hem de hurili melekli bahçelerde. Aynı rüyada gördüğü bir dervişse Cehennem alevlerinde yanıyormuş; En mutsuzlar bile acıyormuş adama. Bunda bir iş var, demiş Moğol uyanınca: Cehennemlik cennette, Cennetlik cehennemde! Gitmiş rüyadan anlayan birini bulmuş; Böyle böyle, demiş...

Dişi Aslanla Dişi Ayı

Ana aslan yavrusunu yitirmiş; Avcının biri almış götürmüş. Öyle kükrüyormuş ki mutsuz ana Rahatı kaçmış bütün ormanın. Ne karanlığı, ne sessizliği, Ne de başka büyüleri gecenin Dindirmiş yaygarasını kraliçenin. Hayvanların uyku girmez olmuş gözüne. Sonunda dişi ayı gitmiş yanına: — Komşu, demiş, bir şey soracağım sana: Bu ormanda sen nice yavrular yedin, Anası babası yok muydu hiç birinin? —...

Bayan Kaplumbağa İle İki Ördek

Kaplumbağanın biri, Doğuştan biraz serseri, Bıkmış yaşadığı delikten Başka dünyalar görmek istemiş. Yabancı ülkelere can atan çoktur: Hele topallar arasında Yurdunu seven pek yoktur. Bizim kaplumbağa iki ördeğe Dünyaya açılmak istediğini söyleyince: — Sen bize bırak, demiş ördekler; Bizim yolumuz şu gördüğün gökler; Hiç üzme kendini, Aldık mı yanımıza Ta Amerikalara uçururuz seni. Neler görürsün...

Yaşam Süresi

       Bir varmış, bir yokmuş…        Tanrı dünyayı yarattığında her yaratığa bir ömür biçmek istedi. Huzuruna önce eşek çıktı. “Efendimiz, ben ne kadar yaşayacağım?” diye sordu. “Otuz yıl,” diye cevap verdi Tanrı. “Yeter mi?”        “Ama efendim,” diye karşılık verdi eşek. “Bu çok uzun bir zaman. Benim işimi bir düşünsenize. Sabahtan...

Tuhaf Bir Çocuk

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar tuhaf bir çocuk vardı, annesinin sözünü hiç dinlemezdi. Bu yüzden Tanrı onu cezalandırdı ve hasta etti. Hiçbir hekim onu iyileştiremedi; sonunda ölüm döşeğine düştü. Mezara gömüldüğünde ve üzerine toprak atıldığında bir kolcağızı yerden havaya doğru uzandı. Onu yeniden gömüp üzerine toprak attılarsa da hiçbir yararı olmadı; kolu hep...

Tilki ve Kazlar

       Bir varmış, bir yokmuş…        Günün birinde bir tilki çayırlığa geldi. Orada bir kaz sürüsü gördü. Hayvanların hepsi besiliydi. Tilki gülerek, “Tam zamanında gelmişim! Şöyle sıraya dizilin de, hepinizi güzelce yutayım,” dedi.        Kazlar korkudan tıslamaya başladı; ağlayıp sızlayarak canlarını bağışlamasını istediler tilkiden.        Ama tilki hiç oralı olmadı...

Kırmızı ve Beyaz Çiçeklerin Masalı

     Biri vardı, biri yoktu.      Ormanda boz bülbül vardı. Bülbül yaprakları gümüş gibi parıldayan iğde ağacının sarı ve mis kokulu çiçekleri arasına yuva yapmıştı. Onun dört çocuğu vardı.      Bir gün ormana kuş avcıları geldiler. Ağaçların budaklarında, dalların arasında tuzak ve ağ kurup kuşları avlıyorlardı. Onlar boz bülbüllerin yavrularını arıyorlardı. İstiyorlardı ki, boz bülbüllerin...

Berberin İkinci Kardeşi El-Haddar’ın Öyküsü

       Bilin ki, ey Emir-ül Müminin! İkinci kardeşime bir deve gibi böğürdüğü için El-Haddar derlerdi, dudağı da çatlaktı. Meslek olarak kesinlikle hiçbir iş yapmıyordu; kadınlarla geçirdiği serüvenler yüzünden benim başımı çok belalara sokmuştur; size binlercesinden birini anlatayım:        Bir gün belli bir maksadı olmaksızın Bağdat caddelerinde dolaşırken yanına yaklaşarak ona, “Beni...

Mısır Piramitleri-7 (Tutankamon’un Hazinesi)

     Firavun Tutankamon’un hazinesinde, hem maddi değer, hem kuyumculuk sanatı bakımından eşsiz güzellikte mücevherler vardı. Kullanılan taşlar, madenler ve bunların renkleri ayrı ayrı anlam taşıyordu. Ünlü akbabalı broşu Firavun göğsüne takardı. Akbaba, ilahlara aracı olarak kullanılan kutsal hayvanlardan biriydi. Broş; altın, kırmızı akik ve emaye seramikten yapılmıştı. Kuşun pençesindeki...

DECAMERON-17 (On Üçüncü Hikâye)

     Floransa’da Tebalt adlı bir şövalye yaşıyordu ki bazılarına göre Lamberti, bazılarına göre Agolantin sülâlesinden gelme idi. O, vaktiyle zengin bir şövalye idi ve üç tane terbiyeli oğlu vardı. Adları, Lambert, Tebalt ve Agolant idi. Zengin Tebalt öldüğü zaman, en büyük oğlu 16 yaşında idi. Bütün servet ona bırakılmıştı. Miras olarak kalan bol para çocukları sefahate sürüklüyordu. Bir...

Herkül-17 (Theseus)

     Thebes, Herkül’ü bir kurtarıcı ve ulusal kahraman olarak bağrına basarken, Atina şehrinde de başka bir genç ün kazanıyordu. Bu Atina’lı kahraman, Kral Aegeus’un oğlu Theseus’du.      Troezen’de doğdu; çocukluğunu da annesinin yanında, aynı yerde geçirdi. Theseus doğduktan sonra, babası Aegeus, kılıcı ve sandaletlerini büyük bir kayanın altına gömerek Atina’ya döndü. Yola çıkmadan karısına...

Mısır Piramitleri-6 (Bilginler Sır Peşinde)

     Firavun gerçekten intikam alıyor muydu? Tabutunda yazılı tehdit dolu tılsımlı sözlere inanmak istemiyorsak, onun mezarına dokunan herkesin kısa sürede ölmelerini nasıl açıklayacağız? Doktorlar ölüm sebebini söylemediklerine, anlayamadıklarına göre, bu konuya bilim yoluyla nasıl bir açıklık getireceğiz?      1959’da, Rodezyalı bilgin Wiles’ın ileri sürdüğü sebep, biraz akla yatkın görünmüştü...

Hediye Kanarya

     Tren bahçeli, kırmızı taştan bir evin önünden var hızı ile geçti, bahçedeki dört kalın palmiyenin gölgesine masalar konmuştu. Evin arkası denizdi, kırmızı taş ve çamur arasında bir aralık vardı ve deniz çok aşağıda, kayaların orada görünüyordu arada bir.      «Onu Palermo’da aldım,» dedi Amerikalı bayan. Kıyıda ancak bir saat kaldık. Pazar sabahı idi. Adam dolar olarak ödememi...

Herkül-16 (Thespius’un Kızları)

     Herkül öğrenimine devam ederken, müzik öğretmeninin olmadığı bir gün, kendisine lir çalmasını öğretmek isteyen Linus’u öldürdü. Tanrı vergisi kuvvetini, iyi hesaplayamadığı için, eliyle dokunduğu lir, öğretmenin kafasına çarparak ölümüne sebep olmuştu.      Herkül hiçbir zaman Linus’u öldürmek istememişti. Bu yüzden olaya çok üzüldü. İşlediği suçun mahkemesinde Herkül, Rhadamanthys (26)...

DECAMERON-16 (On İkinci Hikâye)

    Kutsal Arigo hikâyesi bana başka bir hikâyeyi hatırlattı ki, dini konulardan, kazalardan ve sevgi olaylarından oluşmuştur. Bu hikâyeyi anlatmak, bilhassa aşkın dikenli yollarında yürüyenlere ve kutsal Jüliyen’da dua etmemiş olanlara faydalı olacaktır.      Kont Azza de Ferara zamanında, Rinolt adlı bir tüccar iş için Bolonya’ya gidiyor. Dönüşte birtakım adamlara rastlıyor ki, tüccar...

Gül Ali

     Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, bir köyde bir erkekle bir kadın yaşarmış. Belli bir yaşa gelmişler, çocukları olmamış. Çocukları olmadığı için gerçekten üzülüyorlarmış. Bu üzüntüleri yüzünden her namazdan sonra dua ediyorlarmış, bir çocukları olması için… Kadın, bir gün şöyle dua eder;      “Yarabbi, bana oldu olmadı, bir çocuk ver...

DECAMERON-15 (On Birinci Hikâye)

     Başkaları ile hele saygıdeğer şahıslarla alay edilirse, kabak alay edenin başında patlar. Bir müddet önce Trevizo şehrinde Arigo adlı bir Alman yaşardı. Hamallıkla geçinen bu adam, dindar ve dürüst bir kişi şöhretine sahipti. Trevizo halkı iddia ediyordu ki, o öldüğü zaman, kiliselerin çanları kendiliklerinden çalmaya başlamış. Herkes bunun bir mucize olduğunu kabul ediyor ve Arigo’nun...

Eşek ve Efendileri

Bahçıvanın eşeği Kaderden şikâyetçiymiş. Gün doğmadan kalkmak Canına tak demiş. — İnsaf, diyormuş; Horoz bile uykuda ben yüklenirken. Neymiş? Pazara ot gidecekmiş. Ot için uyan canım uykudan. Kader acımış eşeğe. Değiştirmiş efendisini. Bizimki düşmüş bir dericiye. Gel de arama eskisini: Deriler leş gibi kokar, Üstelik ottan da ağır. — Ah, demiş; ben böyle mi olacaktım? Eskiden hiç olmazsa, Başımı...