KategoriEdebiyat

Şah’ın Oğlu

     Bir varmış, bir yokmuş…      Allah’tan sonra hiç kimse yokmuş. Bir padişah varmış, çocuğu olmuyormuş. Çok çalıştıktan sonra ve birçok ilaçtan, çarenin ardından Allah ona bir oğlan vermiş. Padişah oğlunu çok severmiş, onun geleceğini öğrenmek istiyormuş.      Bütün müneccimleri sarayına çağırmış, nice remil ustası usturlap attıktan sonra derler:      “Şehzade büyüyüp reşit bir genç...

Margarıta Alıger (Neye Yarar?)

Neye yarar bir damla yaş koparmak güzel bir sözle, Çakmaktaşından kıvılcım elde eder gibi, gözlerimizden? Nedir söz? Ateş veren bir taş mıdır ki? Ve insan yüreği sadece hıçkırıklarla beslenir mi? Gerçekte beni kaygılandıran bu da değil. Ama ışıyan günle birlikte uyanıp “İyi şanslar!” demek yok mu zaten önde gidene, Ve tıpkı bir zırh gibi bizi koruyup yücelten Bir türkü dökmek yok mu içi boş...

Vsevolod Bagrıtskı (Tiksiniyorum)

Tiksiniyorum hep aynı elbisenin içinde yaşamaktan, Islak saman üzerinde uyumaktan Ve donmuş dilencilere sadaka verip verip Tiksiniyorum açlığımı unutmaktan. Uyuşmuş kollarımla rüzgardan sakınmaktan, Ve hatırlamaktan ismini çoktan ölmüşlerin. Ve evden cevap alamamaktan. Tiksiniyorum eskiler verip kara ekmek almaktan. Günde iki kere ölü taklidi yapmaktan, Yolları tarihleri planları birbirine...

Yevgenı Yevtuşenko (Konuşma)

Cesur bir adamsın diyorlar bana Değilim. Cesaret nedir bilmedim şimdiye kadar. Yakışıksız olacağını düşündüm yalnız Kendimi başkaları gibi alçaltmanın. Hangi kurum yerinden oynadı, hani? Şişirilmiş palavralara nasıl gülünür, Öyle gülüp geçtiler sözlerime. Yalnız yazdım, kimseyi suçlamadan, Aklıma gelen ne varsa sıraladım. Övdüm övülmesi gerekenleri bir yandan, Bir yandan karaladım yeteneksiz...

Andrey Voznasenskı (Goya)

Ben Goya’yım! Çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman Yuvalarından oydu gözlerimi. Ben acıyım! Ben iniltisiyim Savaşın. 41 karlarında yanmış Şehirlerim ben. Ben açlığım! Ben kırılmış boynuyum Çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış Bir ihtiyar kadının… Ben Goya’yım! Ey gazap üzümleri! Top sesleriyle yürüdüm Batı’ya. Çağrısız konuğun külleriyim ben! O unutulmaz göğe tabut...

Mustav Kerim (Sevgilim Dinle)

Sen diyorsun ki sevdiğim
Hesaplı yaşa koru kendini
Bense bir at gibi yaşadım
Yarışa katılan bir at gibi
Ve bir gün ölüm gelirse sevdiğim ansızın gizli
Yani şu hep geldiği gibi fikrimizi almadan
Bir anda düşmek isterim önünde
Yarışta yüreği çatlayan bir at gibi.
(Rus Şiiri-Türkçesi: Attila Tokatlı)

Don Kişot (17)

     On Yedinci Bölüm (Don Kişot yine kaçıyor)      Bir sabah Sanço, Don Kişot’u yatağından kalkmış buldu ve sevinçle bağırdı: — Gözlerimiz aydın! Siz iyi oldunuz ha sayın şövalyem!      Don Kişot cevap verdi: — Çok şükür kendimi yirmi yaşındaki kadar genç ve dinç buluyorum. Yeni maceralara gitmeye hazırım. — Artık Senyör ne kadar mesudum. Bir an evvel adama kavuşmak için yanıp tutuşuyorum...

Yaşlı Şloyme

     Bizim şehir küçük de olsa, sakinlerinin sayısı az da olsa ve hatta buradan ayrılmadan altmış yıl yaşamış da olsa, bu Şloyme’nin kim ve nasıl biri olduğunu herkes söyleyemezdi. Bunun nedeni, onu yalnızca gereksiz ve göze batmayan bir eşyayı unutur gibi unutmuş olmalarıydı. Yaşlı Şloyme de böyle bir eşyaydı işte.      Seksen altı yaşındaydı. Gözlerinde her zaman yaşlar vardı. Yüzü...

Ejderha

     Dondurucu Petersburg yanıyor ve çalkalanıyordu. Hava açıktı: Sisli perdenin arkasında görünmeyenler, sarı ve kırmızı sütunlar, külahlar ve gri kafesler gıcırdayarak, ayak uçlarının üzerinde sürüklenerek gidiyorlardı. Buz gibi kızgın güneş sisin içinde solda, sağda ve yukarıda. Aşağıda ise yanan evin üzerinde bir güvercin… Ejderha kılığındaki insanlar, sisli hayal dünyasından yeryüzüne...

Don Kişot (15)

     On Beşinci Bölüm (Don Kişot ile hayaletler)      Ovada iki saatten beri yürüyorlardı ki, karşıdan eşeğe binmiş bir adamın geldiğini gördüler. Sanço Panza kendi boz eşeğini aklına getirmeden eşekli bir insan göremez olmuştu. Uzaktan bir çingene sandığı bu adamı görünce yine yüreği kalktı.      Biraz daha sonra eşeği de, adamı da tanıyınca büyük bir hayrete düştü. Adam haydut Gines de...

Dantelci Nastya

     Geceleyin Ala-Tau dağlarında fırtına uğultuyla patlak vermişti. Gürültüden korkan, büyük, yeşil çayır çekirgesi askerî hastanenin penceresine zıplamış, dantel perde üzerinde oturuyordu. Yaralı teğmen Rudnev ranzada oturmuş, uzun uzun çekirgeye ve perdeye bakıyordu. Perdenin üzerinde açmış gül ve ibikli küçük horoz desenleri, keskin sesli mavi yıldırımlarda yanıp sönüyordu.      Sabah olmuştu...

Dört Sanatkâr Kardeş

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir adamın dört oğlu vardı; bu çocuklar büyüyünce onlara, “Sevgili çocuklarım, artık başınızın çaresine bakma zamanı geldi, bundan sonra size verebileceğim bir şey yok; dünyaya açılın, bir meslek öğrenin ve geçinmenin yoluna bakın!” dedi.        Dört kardeş, babalarıyla vedalaştıktan sonra bastonlarını alarak yola çıktılar. Bir süre...

Resimli Masallar – 24. Yaban Kuğuları

     Bir varmış bir yokmuş. Ülkenin birinde bir kral yaşarmış. Bu kralın onbir oğlu bir de kızı varmış. Bir gün kralın karısı ölmüş. Kral ve çocuklar Kraliçe’nin ölümüne son derece üzülmüşler. Gel zaman git zaman kral yeniden evlenmiş. Kralın yeni eşi, aslında kötü kalpli bir büyücüymüş. Çocukları da hiç mi hiç sevmiyormuş. Krala sürekli çocukların çok yaramaz olduğundan bahseder onları saraydan...

Yaşlı Kızın Talihi

     Bir varmış, bir yokmuş…      İki kız kurusu varmış. Issız bir yerde, küçük bir kulübede yaşıyorlarmış. Küçük olanın adı Maria’ymış ve 105 yaşındaymış. Büyüğün ise Eleniou. Bir gün Eleniou ot toplamak için evden çıkmış. Biraz kıt akıllı olan Maria tüm elbiseleri yakmış, tabakları çanakları kırmış. Eleniou eve dönüp manzarayı görünce kardeşine sormuş:      “Elbiselerimize ne oldu Maria?”...

Don Kişot (14)

     On Dördüncü Bölüm (Prenses Micomicona’nın Başından Geçenler)      Ovaya indikleri zaman Don Kişot atını prensesin katırına yaklaştırdı ve ona başından geçenleri anlatmasını rica etti: — Sizin şerefinize ve aşkınıza çok büyük bir şeyler yapmak isterim; çünkü sizin pek yüksek bir kadın olduğunuzu görüyorum. Fakat çok kolay anlarsınız ki düşmanlarınızla savaşabilmem için başınızdan geçen bütün...

Kaplumbağa Efsanesi

     Evveller evvel iken, develer tellal iken bir adam vardı. Zengin olmak için yanıp tutuşurdu. Hilecilik, ayrık otu gibi içinde çiçeklenmiş,  aldatma hırsı yılan gibi kafasında çöreklenmişti. Araştırmış, aldatmaya en uygun ticaretin tahıl işi olduğunu anlamıştı. Elini kolunu sıvayıp tahıl tüccarlığına başlamıştı. İki ölçek yaptırmıştı. Birisi, hükümetin ölçüsünden büyük, öbürü de küçüktü.     ...

Don Kişot (13)

     On Üçüncü Bölüm (Prenses Micomicona’nın Gelişi)      Papaz ikinci günün akşamına doğru hana döndü. Yanında bir dişi katıra binmiş güzel çehreli ve kibar kıyafetli bir kız vardı. O güne kadar adı Dorothee idi, fakat papaz ile berberin sayesinde büyük Micomicon kraliçesi, çok asîl ve çok güzel prenses Micomicona olarak hana ayak bastı.      Sanço onu görünce hayretten ağzı açık kaldı...

Don Kıyısında

     Kızıl Ordu’ya çağrılanlar akın akın ilçe merkezindeki alana akıyor; tümünün yanlarında uğurlamaya gelen aileleri var. Yedi-sekiz yaşlarında iki çocuk el ele tutuşmuş önüm sıra yürüyorlar. Anne-babaları yanımdan geçiyor sonra. Adam diri, görünüşüne bakılırsa bir traktör sürücüsü, üstünde özenle yamalanmış mavi tulumu ve temiz bir gömleği var. Karısı esmer, genç bir kadın, dudakları sımsıkı...

Terzi İle Kamburun Öyküsü

     Bunun üzerine Şehrazat Şah’a demiş ki:      Ey bahtı güzel Şah, işittim ki, eski zamanlarda ve geçmiş çağlar ve yüzyıllarda, Çin’in bir kentinde, halinden memnun, mutlu bir terzi yaşarmış. Bu adam eğlenmeyi ve hoşça vakit geçirmeyi severmiş ve zaman zaman karısıyla dışarı çıkıp dolaşmayı, sokakların ve bahçelerin temaşasıyla gözlerini hoş tutmayı âdet edinmiş imiş.      Böylece, bir...

Mustafa Özcan (Denizi Örtünmek)

Açıklara çek küreği kayıkçı
Köpüklü bir resim çiz denizin ortasına
Al mavisini gökyüzünün
Denizin mavisine sür
Alıp yüreğimi bu kıyılardan
Uzak okyanuslara götür
Bırak bir yanım çocuk kalsın
Bırak aydınlık sabahların nemine bulansın
Gökteki martının gümüş kanadı
Nasıl giyinirsek erkenden bayram sabahı
En güzel giysilerini giydir denize
Tuzu, balığı ve yosunuyla
Denizi örtelim üstümüze.

Münevver Kılıç (Bilirim)

Sen demedin mi?
Uykularını sabaha sığdırmayı
Bilir misin kara gecelerde
Sayfa sayfa çevirip
Atlamadan aşkı okumayı
Tadar mı dudakların
Kadehlere doldurduğun
Kırmızı şarabın yalnızlığını
Yağmurlar yağar mı?
Kabul olmayan dualarınla
Evinin çatısına
Bilirim…
Bilirim de görmezlikten gelirim.
Sen sadece
Kaçmayı denersin
Bu yüzdendir
Gecedir gündüzlerin.

İbrahim Danış (Senle Gitti)

Gittiğin gün bitti her şey
Hayallerim senle gitti
Tek dileğim, son ümidim
Mutluluğum senle gitti. 
Seni benden kopardılar
Dertlerime dert kattılar
Beni benden aldı yıllar
Mutluluğum senle gitti. 
Sen giderken yüreğim de
Koptu benden, senle gitti
Yalnızlığa mahkûm oldum
Mutluluğum senle gitti.

Pamukkale (Bir Denizli Efsanesi)

     Oduncu güzelinin öyküsünü yüzlerce yıldır insanlar birbirlerine anlatırlarmış. Ben de geleneği bozmayayım; sizlere bu kısa ama çok güzel öyküyü anlatıvereyim:      Çok çok eskiden Çökelez Dağı eteklerinde yaşayan, odunculukla geçinen fakir bir aile varmış. Bu ailenin kızı, o kadar çirkinmiş ki, erkek çocuk anneleri onu görünce yollarını değiştiriyormuş. Fakirliği, genç kızın umurunda bile...

Don Kişot (12)

     On İkinci Bölüm (Sanço, Papaz İle Berbere Rastlıyor)      Sanço Panza, efendisinin deliliklerine pek fazla aldırmayıp ovaya indi. Az sonra Toboso’nun yolunu tutmuş ve bir zaman sonra kendisine heyecanlı bir altı okka oyunu oynatmış oldukları hanın yanına varmıştı. Sanço burayı görünce pek memnun olmadı çünkü hizmetçi Maritorne’dan başka buradaki bütün insanlara kin bağlamıştı. Avlu...

Resimli Masallar – 23. Kaplumbağa İle Tavşan

     Ormanda tavşan hoplaya zıplaya geziniyormuş. Bu tavşan gördüğü bütün komşularına ne kadar hızlı olduğundan bahseder, kimsenin onu geçemeyeceğini söylermiş. Tavşan gerçekten de güçlü ayaklarıyla hızlı koşarmış.      Komşuları ise tavşanın bu şekilde böbürlenmesinden hoşlanmazlarmış. Ama hiçbirisi de onunla yarışmaya yanaşmazmış. Tavşanın her yerde “Ben çok hızlıyım, beni kimse geçemez!” diye...

Kirpi

     Latin dili öğretmeni İyeronim Vassianoviç Predteçenski, yaz tatili için başkentten ayrıldı ve kayınvalidesi, eşi ve yetişkin kızıyla yaptığı uzun ve üzücü konuşmalardan sonra Petersburg taraflarındaki küçük dairesinden yazlık yerlerin en uzak köşesine, Sıritsa kasabasına tüm yaz için gitti.      Yaşamında ilk kez, camekânlı balkonu, turp, havuç, dereotu ve benzeri sebzelerin ekilmiş olması...

Küçük Kar Tanesinin Yolculuğu

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak, çok uzak bir diyarda… Zamanın birinde yerin herhangi bir toprağından çok yükseklerde doğa annesinin kar gününde, minik bir kar tanesi hüzünle süzüldü gökyüzünden.      O yaşlı kar tanesi; “Şehirlerde uzun yaşamaz!” demişti genç kar taneleri için. “Düştüğünde yere beton bir kaldırımda hemen eriyiverirsin; ezile basıla...

Yaşlı Anne

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar büyük bir şehirde yaşlı bir anne yaşıyordu. Akşamları tek başına odasında oturup önce kocasını, sonra iki küçük çocuğunu, tüm akrabalarını ve son olarak arkadaşını nasıl kaybettiğini, nasıl yapayalnız kaldığını düşünüyordu. Hele hele iki oğlunu kaybedişi ona çok dokunmuştu. Öylece düşüncelere dalmışken kilisenin sabah ayinine çağıran çan...