KategoriEdebiyat

Karışık Fıkralar-2

Yanlışlık      Üç sarhoş tren istasyonuna gelmişlerdi. Üçü de sallanıyordu.      Tren kalkmak üzereydi. Onlar toparlanıncaya kadar kalktı. İstasyon memuru ikisini zor bindirebildi. Geri kalan üçüncüsüne dönerek;      “Talihin yokmuş,” dedi. “Artık bundan sonraki trenle gidersin.”      Üçüncü sarhoş kendini toparlayarak:      “Kimin talihinden bahsediyorsun? Trene bindirdiğin iki arkadaşım beni...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (4)

     Tavşan Bir Pusula Gönderiyor      Bu, ağır ağır geri gelen Beyaz Tavşan’dı, yürürken sanki bir şey arıyormuş gibi şaşkın şaşkın çevresine bakınıyordu. Kendi kendine şöyle mırıldandığını işitti: ”Ah! Düşes! Ah! Patilerim, bıyıklarım! Ah, kürküm! Beni idam ettirecek, sansarın sansar olduğu kadar kesin bu! Onları da nerede düşürdüm acaba?”      Alice, hemen onun beyaz...

Üç Kısa Öykü-16

     Çatlak Kova0      Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova, içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde...

Zembil, Şapka ve Borazan

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar üç erkek kardeş vardı; üçü de günden güne o kadar fakir düştü ki, açlığa mahkûm oldular, hiç yiyecekleri kalmadı.        Aralarında konuştular. “Bu böyle gidemez, yollara düşelim ve talihimizi deneyelim,” diyerek yol çıktılar. Az gittiler uz gittiler, dere tepe düz gittilerse de talih yüzlerine hiç gülmedi. Derken günün birinde...

Altın Kaz

       Bir varmış, bir yokmuş…        Evvel zaman içinde bir adamın üç oğlu vardı. En küçük oğlunun adı Şapşalcık’tı. Bu yüzden her fırsatta alaya alınır, küçümsenir, hor görülürdü.        Günlerden bir gün en büyük oğul ormana, odun kesmeye gidecekti. Yola çıkmadan önce annesi ona azık olarak güzel, kocaman bir pişiyle bir şişe şarap verdi. Delikanlı ormana vardığında ufacık tefecik...

Altın Anahtar

       Bir varmış, bir yokmuş…        Etrafı kalın bir kar tabakasının kapladığı bir kış günü, fakir bir oğlan odun toplamak üzere kızağıyla ormana gitti. Odunları toplayıp yükledi. Sonra hemen eve dönmek yerine, soğuktan donduğu için biraz ısınmak üzere bir ateş yakmak istedi. Karları eşeledi, toprağı düzeltirken bir altın anahtar buldu. Anahtarı burada olduğuna göre kilidi de yakında bir...

Kara Prenses

       Bir varmış, bir yokmuş…        Doğu Hindistan düşman tarafından kuşatılmıştı. Ve ordu, altı yüz altın almadan çekilmek niyetinde değildi. Trampetlerle ilan ettiler: Kim bu parayı getirirse belediye başkanı olacaktı! O sırada fakir bir balıkçı gölde oğluyla birlikte balık avlamaya çıktı. Derken düşman askeri gelerek oğlunu esir aldı, karşılığında da balıkçıya altı yüz altın verdi...

Okyanusun Çalkalanması (Bir Hint Efsanesi)

“Şeytanlar tanrıların ağabeyleri idiler ve kardeşlerinin hi­lekârlıkarı ile yenildiler.“ Mahabharata, iii. 33. 60.       Altın çağında, daha dünya genç iken, ne tanrılar ne de onların üvey kardeşleri olan şeytanlar ölümsüzdüler. Diğer yaratıklar gibi, onlar da yaşlanmaya ve ölüme mahkûmdu­lar. Bu, onların ortadan kaldırılmaya karar verdikleri doğala­rındaki bir özellik idi. Bu yüzden, Meru...

İki Hırsız

     Bir varmış, bir yokmuş…      Konstantinopolisli (İstanbullu) bir hırsız varmış. Bir de Giritli başka bir hırsız varmış. Bunlar ünlü adamlarmış, ikisi de birbirleriyle tanışmak, böylece kimin daha iyi olduğunu ortaya çıkarmak istiyorlarmış. Biri Konstantinopolis’den öteki de Girit’ten yola çıkmışlar. Bir çeşme başında karşılaşmışlar.      ”Sen kimsin?” diye sormuş biri.      “Ben...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (3)

     Caucus Yarışı ve Yılan Öyküsü      Kıyıya toplanan bu kafile gerçekten pek acayip görünüyordu: Kuşların tüyleri yoluk yoluk olmuş, öteki hayvanların kılları da vücutlarına yapışmıştı, hepsi de sırılsıklamdı; suratlarını asmış, rahatsız rahatsız duruyorlardı.      Doğal olarak ilk düşündükleri, üstlerini başlarını nasıl kurutacakları oldu. Bunun için aralarında düşünce alışverişi yaptılar;...

Karışık Fıkralar-1

A.O.Ç.      Yavru deve annesine sormuş:      “Anne bizim niye hörgücümüz var?”      “Çöl sıcağında susuzluğa dayanabilelim diye!”      “Anne bizim toynaklarımız niye bu kadar geniş?”      “Çölde ayaklarımız kuma batmasın diye!”      “Anne bizim boynumuz niye bu kadar uzun?”      “Çölde uzaktan gelebilecek tehlikeleri görebilelim diye!”      “Peki anne, Allah aşkına bizim Atatürk Orman...

Yahudi Hekimin Öyküsü

     Gençlik çağımda başıma gelen en şaşırtıcı şey kesinlikle bu öyküde geçenlerdir.      O zamanlar Şam kentinde tıp ve fen öğrenimi görmekteydim. Ve mesleğimi iyice edindikten sonra, onu uygulamaya ve hayatımı kazanmaya başladım.      Böylece, günlerden bir gün, Şam valisinin konağından bir köle bana geldi ve onunla birlikte bir ziyarette bulunmamı istedi ve beni alıp vali konağına götürdü...

Keloğlan İle Orman Perileri

     Bir varmış, bir yokmuş…      Küçük ve şirin bir köyde, yeşilliklerin bol, ormanların çok olduğu bir yerde anne ile oğul yaşarmış. Küçük yaşta babası ölen bu çocuk annesini çok severmiş. Babası ona Keloğlan ismini vermiş. Keloğlan annesiyle birlikte tarlada çalışır ve boş zamanlarında arkadaşlarıyla oynarmış. Yine günlerden bir gün annesine yardım ettikten sonra arkadaşlarıyla oynamak...

Efendisinin Yemeğini Boynunda Taşıyan Köpek

     Gözlerimiz güzellere bakmaktan, ellerimiz altınları avuçlamaktan alamaz kolay kolay kendini. Az kişi vardır dünyada; bal tutup parmağını yalamayacak.      Eve öteberi götürmeye alışmış, aklı başında bir çoban köpeği, boynunda efendisinin akşam yemeği, gidiyormuş yoluna tıpış tıpış. Tokgözlü bir köpekmiş bu; gerçi bazen -hele güzel yemekler taşıdığı zaman- açgözlü olduğu günleri arıyormuş...

Kadınlar ve Sır

En ağır yük sırdır, aşkolsun taşıyana! Kadınlar hele, hiç dayanamaz. Hoş kadından beter erkekler de vardır ya, Bu masalda erkeğin payı az. Bir koca Karısını denemek istemiş, Gece yarısı doğrulmuş yatağında, Basmış yaygarayı: — Hanım, kalk! Bir şeyler oluyor bana! Aman! Nedir başıma gelen? Bir yumurta çıkıyor içimden! — Ne? Diye sormuş hanım; ne yumurtası? — Al bak, demiş kocası; taptaze, günlük...

İnsanla Pire

Ne yersiz dileklerle yorarız tanrıları! İnsanlara bile yakışmayan nice işler isteriz onlardan. Kim olursak olalım, her tanrının gözü, hep bize çevrilmek zorunda sanki; en küçük ölümlünün her işi, her sözü Olympos’u ve bütün Olymposluları, Troyalılarla Helenlerin savaşı kadar ilgilendirirmiş gibi. Bir pire omuzunu ısırmış bir budalanın. Ve saklanıvermiş çarşafın bir kıvrımına. — Ey Herakles...

Masalların Gücü

Eski Atinalılar hoppa insanlarmış, Ele avuca sığmazlarmış pek. Ünlü Yunan söylevcisi Demades Yurdunu tehlikede görerek Çıkmış bir gün kürsüye Ve, bir kırbaç gibi kullanıp sanatını Coşturmak istemiş bütün gücüyle Cumhuriyetin özgür evlatlarını; Toplum hizmetine çağırmış hepsini. Bakmış dinlemiyor kimse, Daha acı sözlere başvurmuş, En gevşek yürekleri sarsacak sözlere. Havaya gitmiş ne söylediyse...

Aslan, Kurt ve Tilki

Kocamış, işi bitmiş bir aslan Tutturmuş derdime bir çare diye. Sen gel de, kabadayıysan, Bir krala çare yok de! Haber gitmiş bütün hayvanlara… Onlarda da hekim boldur, maşallah! Dört bir yandan sökün etmiş türlü türlüsü. Bakmışlar gelenler arasında tilki yok; Sinmiş bir köşeye malın gözü. Kurtsa, tersine, Kralın etrafında pervane. Çıtlatıvermiş bir ara, Tilkinin yokluğunu krala. — Hemen...

Hayattayken Duymak İstemediğini Ölünce Duymak Zorunda Kalan Kral

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir Kral vardı. Hüküm sürmekte olduğu ülkesi, Vakvak Adası’ndan daha da ötedeydi. Bir yaz gecesi aya baktığında içinden ‘Sen aşağıya in, ben senin yerine geçeyim; bak insanları nasıl büyülerim o za­man!’ demek geldi.      Babasının ölümünden sonra taç giyen bu Kral henüz çok gençti. Ama bir yılandan daha akıllı, bir...

Kösedağ ve Dikilen Taşlar (Bir Sivas Efsanesi)

    Sivas’ın 80 km doğusunda Zara-Suşehri ilçeleri arasında yer alan Kösedağ, koynundaki efsanelerle adını aldığı savaşın hatıralarını taşımaktadır.Halkın inanışına göre bu savaşta esir düşen Köse Süleyman, bir Selçuklu komutanıdır ve mezarı Kösedağ’ın zirvesinde bulunmaktadır. Tarihi belgelerde adı geçmemesine rağmen halk Köse Süleyman’ın beraberinde az sayıda askerle...

Özlem Tezcan Dertsiz (Kaya)

yağmurunu linç eden bir ülkede
suçun damla olmaktı
çiçekli bir saksı koymak,
düzenin balkonuna
sütten kesilince sevmeler,
zenci bir hüzün oluyor kadınlığım
yeşile küs duvarlar arasında
sıkışıp kalırken sürgün veren dal
bahar, mayısına kıyar mı?
karalıyorum durmadan defterimi,
eskizimle eğreti bir Nijerya
büyük bir kaya alsam
fırlatsam kalbinize
taş taşı yıkar mı?

Edith Joy Scovell (Ölüler)

Ölüler müziktir, şiirdir ölüler
Ölü bir kahraman türküdür, ölü bir çocuksa şarkı
Yusyuvarlak bir su damlası, duru, birkaç dizelik
İlk ve son dizeleri birbirinin aynı
Defalarca söyleyebilsin diye
Yaşayanlar eylemlerde anlatılır, ölülerse sadece bir isimdir.
Yaşayanlar düzyazıdır ve düzyazıyla neler neler yapılır!
Öysa ölüler bir şiirdir ve şiir de yalnızca bir isim.
(İngiliz şiiri)

Eızo Hanada (Ayakizi)

Yol kenarına bıraktığım sayısız ayakizleri
Üzerini kumla örtüp geleyim
Üzerini kumla örtüp dönüp
Arkasından arkasından Yeni ayakizleri bırakıp geleyim
Bir ömür boyunca
Böyle şeyler yapayım
(Japon şiiri)

Aytül Akal (Şiirler)

(1)
Hani ekranda
Her şey oyundu?
Dayak, ölüm, açlık,
Savaş, cinayet, hastalık
Hepsi kurguydu?
Bu çocuk ağlıyor anne…
(2)
Mavi mine kırlara koştu.
Şiirini bizde unuttu.
Kedi coştu.
Kuş uçtu.
Güneşi gülme krizi tuttu.
Koşup oynamaktan
Hiçbirinin yazmaya
Vakti yoktu.
Bizde kaldı şiirleri…
Onun için biz yazdık,
Bu dizeleri…

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (2)

     Gözyaşı Birinkintisi      Alice, ”Büsbütün acayipleştikçe acayipleşiyor,” diye haykırdı (o kadar şaşırmıştı ki, artık doğru dürüst konuşmasını bile unutmuştu). ”Şimdi de dünyanın en büyük teleskopu kadar uzuyorum! Hoşça kalın ayacıklarım!” (Çünkü ayaklarına baktığı zaman onları o kadar uzakta buldu ki, hemen hemen görünmüyorlardı). ”Ah, benim zavallı ayacıklarım...

Demir Kaya

     Rüzgâr kesildi. Bugün denizde gecelememiz gerekebilir. Kıyı otuz verst uzaklıkta. İki direkli tekne bir o yana, bir bu yana ağır ağır sallanıyor. Islak yelkenler asılı.      Beyaz duman kesif bir biçimde tekneyi çevreledi. Ne yıldızlar, ne deniz, ne de gece görünüyor. Ateş yakmıyoruz.      Teknenin yaşlı, üstü başı kirli ve yalın ayak kaptanı Seyit Ablı, kısık, ciddi ve boğuk sesiyle tüm...

Altı Kuğu

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar bir kral ormanda avlanıyordu. Derken vahşi bir hayvanın öyle bir peşine düştü ki, adamları onu takip edemedi. Akşam olunca kral durup bekledi, çevresine bakındı, yolunu kaybetmiş olduğunu anlayıverdi. Bir çıkış yeri aradıysa da bulamadı. Derken kafasını sallaya sallaya kendine doğru gelen yaşlı bir kadın gördü.        Bu bir büyücüydü! Kral...

Kefen Bezi

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir annenin yedi yaşında bir oğlu vardı. Çocuk o kadar güzeldi ki, ona bakanın gözü kalıyordu. Annesinin de dünyada ondan fazla sevdiği biri yoktu. Derken bir gün çocuk hastalanıverdi ve Tanrı onu yanına aldı. Anneyi kimse yatıştıramadı; kadıncağız gece gündüz ağladı.        Çocuk gömüldükten sonra da hayattayken oturup oyun oynadığı yerlerde görünmeye...

Çivi

       Bir varmış, bir yokmuş…        Tüccarın birinin panayırda işleri iyi gitti; tüm mallarını satarak kemerini altın ve gümüşle doldurdu. Karanlık basmadan önce köyüne dönmek istedi. Pelerinine bürünerek atına atladığı gibi evinin yolunu tuttu.        Öğlene doğru bir şehirde mola verdi. Tekrar yola çıkarken atını ona getiren seyis: “Bayım, atın arka ayağındaki nalın bir çivisi...