KategoriEdebiyat

Şerbet Dolu Cam Bardak

     Bir varmış, bir yokmuş…      Develer tellâl iken pireler berber iken, ben anamın beşiğini tangur tungur sallar iken… Anam kaptı maşayı, dolandırdı bin bir köşeyi…      Derken, vakti zamanında bir Derya Padişahı ile bir de Peri Padişahı varmış. Peri Padişahı’nın hiç çocuğu olmuyormuş. Peri Padişahı bu derdine bir çare bulmak için köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir...

Madame de la Sablıere’e Söylev

İris, sizi övmekten daha kolay ne var? Ama kaç kez istemem dediniz bana Kimselere benzemiyorsunuz bunda. Başkaları hep övülmek istiyorlar. Hoşlanmayanı yok pöhpöhlenmekten. Kınamıyorum onları, hoş görüyorum; Tanrıların, kralların, güzellerin Ortak bir huyları bu deyip geçiyorum. Nektar dedikleri bir içki var hani Şairlerin övdüğü Zeus’un sevdiği Dünya tanrılarının başını döndüren; Övgüdür...

Sudanlı Üçüncü Haremağası Zenci Bukait’in Öyküsü

     Bilin ki, ey amcamın oğulları! Dinlediğimiz iki öykü de gülünç ve boştur. Ben size, iğdiş edilişimin ve hadımağası olmamın öyküsünü anlatınca, sizden daha berbat olarak buna lâyık olduğumu anlayacaksınız. Çünkü, ben hanımımı öptüm ve hanımımın oğlu olan çocukla zina işledim. Ama bu zinanın ayrıntıları öylesine harika ve öylesine sefih olaylarla doludur ki, bu an için, onları size anlatmam...

DECAMERON-104 (Doksan Dokuzuncu Hikâye)

     İmparator İkinci Frederik’in zamanında, Hristiyanlar mukaddes şehirleri zapt etmek üzere, bir haçlı seferi tertiplerler. O zaman, Babil kralı olan cesur Sultan Selahattin, bu seferi haber alarak mukabil hazırlıklara girişir. Ve Hicaza gidecek gibi göstererek, tüccar kıyafetine girer ve yanına iki asil ve üç uşak alarak yola çıkar. Bir çok memleketler dolaştıktan sonra, dönüş yolunda...

İstanbul Efsaneleri-11 (Eli Kesilen Mimar)

     Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonra büyük bir cami yaptırmak ister İstanbul’da. Bu amaçla, imparatorluğunun her köşesinden en değerli sütunları getirtir. Bunlardan özellikle bir tanesi, yüksekliği ve yapıldığı mermerin niteliğinden ötürü olağanüstü değerdedir. Yüksekliği bir hayli fazla olduğu için padişah, mimara onu biraz kısaltmasını buyurur.      Zaman geçer, padişah, henüz yapım...

Otuz Dokuzuncu Gece Olunca

     Sözünü şöyle sürdürmüş:      Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, haremağası Kâfur öyküsünü şöyle sürdürmüş:      O sırada ben, bahçeye koştum; kadınlar, geride kalan herkesle birlikte valinin huzuruna çıktılar ve olup biteni ona anlattılar. Bunu duyan vali, ayağa kalkıp atına bindi ve araç gereçleriyle donanmış, çuvallarını ve küfelerini sırtlamış toprak işçilerini yanına aldı ve hep birlikte...

DECAMERON-103 (Doksan Sekizinci Hikâye)

     İmparator Oktaviyanus’un henüz Augusto ismini taşımadığı, sadece üçler arasında bulunduğu devirde Roma’da Puplio isminde, iyi aileden bir adam vardı. Oğlu Titus felsefeye o kadar meraklı idi ki, onu tahsil için Atina’ya göndermiş ve dostu Kremete’ye emanet etmişti. Kremete, Titus’u evine kabul etmiş ve kendi oğlu Gisippo ile beraber felsefe mektebine yazdırmıştı. İki genç...

DECAMERON-102 (Doksan Yedinci Hikâye)

     Fransızları Sicilya’dan çıkardıkları zamanlarda Falermoda Bernardo isimli zengin bir eczacı ve onun evlenme çağına gelmiş bir tek kızı vardı. Bu adayı zapt etmiş olan Kral Fietro, muhteşem şenlikler yaptırıyordu. Böyle bir şenlikte eczacının kızı Liza, ilk defa olarak kralı görmüş ve hemen ona vurulmuştu. Artık gözü başka şey görmez oldu. Yalnız asil olmadığı için bu aşktan hayırlı bir...

DECAMERON-101 (Doksan Altıncı Hikâye)

     Herkes Kral Şarl’ın adını duymuştur. O, Kral Manfreld’i yenmiş ve Gifenlinleri Floransa’dan kovmuş, yerlerine Goltleri yerleştirmişti. Bu meyanda Neri isminde biri bütün ailesi ve serveti ile Floransa’ya yerleşmişti. Ömrünü sükunet içinde bitirmek için bir arsa satın almış ve güzel bir ev yaptırtmıştı. Evin bahçesi ve havuzu da vardı. Bütün ihtimamını bu bahçenin güzelleşmesine...

Kırmızı İnek

     Bir varmış, bir yokmuş…      Eski devirlerde kendi halinde bir aile varmış. Bu ailenin bir oğlu ile iki kızı varmış. Kızlardan biri evlatlıkmış. Evlatlık olanın adı Fatma’ymış.      Bu ailenin bir de kırmızı bir ineği varmış. Kızlar, her gün kırmızı ineklerini otlatmaya götürürlermiş. Anneleri de her gün bunların azığını ellerine verir yola gönderirmiş. Kendi kızına güzel güzel...

İkinci Sudanlı Haremağası Zenci Kâfur’un Öyküsü

     Bilesiniz ki kardeşlerim, öyküm başladığında, ben henüz sekiz yaşındaydım. Ama yalan söyleme sanatında oldukça deneyim kazanmıştım; her yıl, ama senede ancak bir kez efendim olan esir tacirine bir yalan uydurarak onu hırstan kaskatı ediyor ve düşüp bayılmasına neden oluyordum. Bu yüzden, sonunda, esir taciri benden mümkün olduğu kadar çabuk kurtulmak istedi ve beni tellala teslim ederek...

İstanbul Efsaneleri-10 (Sümbül Efendi Efsanesi)

     Efsaneler, rivayetler hep insan üzerine değildir. Koca Mustafa Paşa Cami’nin avlusundaki dev gibi ve yaşlı ağacın hikâyesi de bir hayli ilginç…      Cami avlusundaki bu yaşlı ağacın gövdesi zamanla yarılmaya, kabukları dökülmeye başlamış. Sümbül Efendi, ağacı zincirlerle sararak korumaya almış. Ancak, zincirin bir ucunu yere doğru sarkık tutmuş ve demiş ki;      “Bu ağacın...

İnsan ve Yılan

Bir yılan görmüş, insanlardan bir insan: — Dur, hain, demiş; geberteyim de seni, Kurtulsun şerrinden dünya. Bu sözler üzerine kötü hayvan, Kötü hayvan dediğim, yılan: İnsan da olabilirdi pekâlâ. Evet, bu sözler üzerine yılan Neye uğradığını bilemeden Bir çuval içinde bulmuş kendini, Anlamış idam kararı giydiğini İdamlık suçu olsun olmasın. Haklı olduğunu belirtmek için İnsanoğlu bir nutuk çekmiş...

La Rochefoucauld’ya

İnsanların davranışlarına bakıp da Türlü durumlarda nasıl, ne kadar Hayvanlara benzediklerini gördükçe Çok kez şöyle demişimdir kendi kendime: Hayvanların kralı geçinen insan Daha az kusurlu değil uyruklarından. Ruh denen hazineden her yaratığa Bir şeycikler vermiştir doğa: Bir mayadan yaratılmış bütün canlılar. Bu sözümü destekleyen örnekler var: Ben çok kez, av saatlerinde, Ya güneş sular...

Odysseus’un Yoldaşları

Odysseus’la yoldaşları, Uyup rüzgârların keyfine, Her gün ölümle burun buruna, On yıl dolaşmışlar en uzak denizleri. Bir kıyıya varmışlar günün birinde. Gün Tanrısı’nın kızı Kirke Kraliçeymiş orada. Gemiden çıkan yiğitleri Sarayına buyur etmiş; Bir içki vermiş hepsine, yaman bir içki: İçenin aklı başından gitmiş. Sonra başlamış her biri Yüz ve beden değiştirmeye: Türlü hayvanlara...

DECAMERON-100 (Doksan Beşinci Hikâye)

     Irmakları, pınarları, güzel dağları ile meşhur olan Prioli’de Udine isminde bir yer vardır. Burada zengin ve itibarlı Gilborto’nun asil ve güzel karısı Dionora yaşıyordu. Meziyetleri dolayısiyle Ansaldo isminde bir Baron o kadını severdi. Bu ihtirası dolayısiyle kadının sevgisini kazanmak için her çareye baş vururdu, fakat nafile.. Nihayet kadın Baron’un bu sırnaşıklığından...

Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutuldu

     Avukat Kalyakin katedral korosunun şefi Gradusov’un odasında oturmuş, Gradusov adına sulh mahkemesinden gelen celp kâğıdını elinde evirip çevirerek bazı açıklamalarda bulunuyordu: – Siz ne derseniz deyin, Dosifey Petroviç, bütün kusur zatı alinizde. Size saygım sonsuz, bana karşı gösterdiğiniz yakınlığı takdirle karşılıyorum, gene de üzülerek belirteyim ki, bu işte haksızsınız...

Temel, Dursun ve Fadime’den İnciler (22)

Temel’in Amerika Keyfi      Temel ve Dursun bir gün ellerinde sazla Amerika’ya giderler. Epey dolaştıktan sonra yorulurlar ve uyurlar. Sabah kalktıklarında etraflarında bir sürü Kızılderili görürler, çok korkarlar. Temel Dursun’a; “Dur bunlar hayatta saz görmemiştir. Bir saz çalayım da kaçsınlar!” der. Temel’in sazı çalmasıyla birlikte Kızılderililer hızla kaçarlar. Dursun; “Vay, sen bunları...

Eğlenceli Fıkralar (5)

Manzara      Uçağa binmiş, ilgili memur tarafından yakın bir ilgiyle karşılanmıştı. Basık tavanın altında etrafına bakınıyor ve nereye oturacağı konusunda henüz bir karara varmamış görünüyordu. Memur sordu:      “Pencerenin yanına mı oturmak istersiniz, efendim, yoksa ortaya oturup hostesleri mi seyretmeyi tercih edersiniz?” Yüksek sesle      Otomobilli adam yaşlı bir yolcunun yanında durdu ve...

DECAMERON-99 (Doksan Dördüncü Hikâye)

     Bolonya’da Gentil isimli bir genç vardı ki, asaleti ve meziyetleri ile herkes tarafından sayılırdı. Bu genç Nikola isimli birisinin karısı olan Catalina’ya vurulmuştu. Fakat ondan mukabele görmemişti. Bu yüzden meyus olarak Modana’da kendisine teklif edilen bir hâkimlik vazifesini kabul için yola çıkmıştı.      Bu sırada Catalina, kocası seyahatte olduğu için doğum yapmak...

Sabahattin Ali (Çocuklar Gibi)

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı, Kırlara yayılan ilkbahar gibi. Kalbim her dakika hızla çarpardı, Göğsümün içinde ateş var gibi.  Bazı nur içinde, bazı sisteydim, Bazı beni seven bir göğüsteydim, Kâh el üstündeydim, kâh hapisteydim, Her yere sokulan bir rüzgâr gibi.  Aşkım iki günlük iptilâlardı, Hayatım tükenmez maceralardı, İçimde binlerce istekler vardı, Bir şair, yahut bir hükümdar gibi. ...

Sait Faik Abasıyanık (O ve Ben)

Sana koşuyorum bir vapurun içinden Ölmemek, delirmemek için… Yaşamak; bütün âdetlerden uzak Yaşamak… Hayır değil, değil sıcak; Dudaklarının hâtırası; Değil saçlarının kokusu Hiçbiri değil. Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde Ben onsuz edemem. Eli elimin içinde olmalı, Gözlerine bakmalıyım, Sesini işitmeliyim. Beraber yemek yemeliyiz. Ara sıra gülmeliyiz. Yapamam, onsuz...

Yaşar Nabi Nayır (10’ar Mısra)

Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam, Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak. Gözlerine yavaşça, yavaşça doldu akşam… Göklerin ateşini kalbime boşaltarak Benim içimde yaktı sanki gurubu akşam. Senin kirpiklerinde bir damla oldu akşam. Gündüzden, gürültüden ve kâinattan ırak, Akşamı seyredeyim bakışlarında bırak, Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam, Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca...

Ahmet Hamdi Tanpınar (Bütün Yaz)

Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede…
Sen zambaklar kadar beyaz
Ve ürkek bir düşüncede,
Sanki mehtaplı gecede,
Hülyan. eşiği aşılmaz
Bir saray olmuştu bize;
Hapsolmuş gibiydim bense,
Bir çözülmez bilmecede.
Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede.

Devin Kızı

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde… Pireler berber iken, develer tellâl iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; bir Padişah’ın bir kızı varmış.      Kız, bir gün rüyasında görüyor ki, altından bir oda… Altından duvarlar, altın eşik, altın leğen altın ibrik… Altın leğen babasının elinde, altın ibrik ile kızın eline su...

Demokrıtos ve Hemşerileri

Cahil halk kafası ne kötü şey! Ne saygısız, ne haksız yollara gider, Kendini bilmeden ne sersemlikler eder. Perdeli gözlerle bakar dünyaya, Kendi ölçüsüne sokar herkesi. Demokritos bu kafadan payını almış; Hemşerileri diye çıkarmış adını. Zaten kim peygamber olmuş Kendi memleketinde? Beyinsizlerin yediği naneye bakın: Koca Demokritos aklını yitirmiş de Onlar bulmuş. Olmaz demeyin, öyle olmuş...

Çoban ve Kral

Hayatımızı bölüşen iki şeytan var; Aklın düşmanıdır bu şeytanlar. Ben onları yenen yürek görmedim; Kim bunlar, adları ne diye sorarsanız, Biri sevgidir derim, Öteki yükselme tutkusu. Bu ikincisinin daha geniştir yurdu: Sevgiyi de içine alır çünkü. Örnek gösterirdim buna da, Ama bugün anlatmak istediğim şey başka. Bir kral, sarayına bir çobanı getirmiş. Yaşadığımız günlerde değil Eski güzel...

Akıl Satan Deli

Delilere hiç yanaşma daha iyi; Sözümü dinlersen iyi edersin, Akılsızdan kaçmaktır aklın işi, Boş kafadan ne düşünce beklersin? Nesi var ki sana versin? Çarşıda pazarda deliler vardır, Kral bile konuşmaktan hoşlanır; Neden derseniz, deliler Sağ sol dinlemez veriştirirler; Kepaze ederler bizden iyi, Kötüleri, ahmakları, gülünç züppeleri. Delinin biri, köşe başlarında Akıl satıyormuş bağıra çağıra...

İlk Sudanlı Haremağası Zenci Savvap’ın Öyküsü

     Bilirsiniz ki, ey kardeşlerim, esir tacirleri beni tutup Bağdat’a getirdikleri zaman ancak beş yaşındaydım. Beni saray içindeki sahip-ül-seyf/kılıç taşıyan birine sattılar. Bu zatın, o zamanlar üç yaşında olan küçük bir kızı vardı. Ben bu kız ile birlikte yetiştirildim. Küçük kızı eğlendirirken, tüm ev halkının da neşe kaynağı olurdum! Onun için tuhaf danslar yapıyor, bildiğim...