KategoriEdebiyat

Üç Kardeş

     Bir adamın üç oğlu vardı, tek serveti de oturduğu evdi. Ölümünden sonra üç oğlu da eve sahip olmak istiyordu. Ama babaları her üç evladını da aynı şekilde sevdiği için hiç birinin hatırını kırmak istemedi. Evi satmak niyetinde de değildi, çünkü anne ve babasından kalmıştı. Parası olsa paylaştıracaktı. Sonunda aklına bir çare geldi. Oğullarını çağırdı:      “Gidin dünyayı dolaşın, birer...

Ama İki Yüz Kırk Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      … Ve onu mutlu görünce, sonsuz sevinçlere kapılmış.      Bu koşullar altında yolculuk hoş ve yorgunluk duyulmadan geçmiş ve böylece Şam’a gelinmiş. İranlı bilgin, Nimet ile birlikte büyük çarşıya gitmiş ve orada çabucak bir dükkân kiralamış ve bu oldukça büyük dükkânı yeniletmiş. Sonra da zarif raflar yaptırmış; bunları kadifelerle kaplatmış ve üzerlerine değerli...

Fehmi Bayraktaroğlu (Tedirgin)

Yüreklerimizi kanattığımız Uzun gecenin ertesiydi Sözlerini içimizden yazdığımız müzikler dinledik Tedirgin… Bu acılardan ilk mutluluk çıkarışımız değil Kendimizi sevebilmek için Didikledikçe yaralarımızı, Aynada o zaman gördüğümüzdür, yüzümüz Biraz yabancı, Çoça tedirgin… Ne zor işmiş İnce suyun kayaları aşması, Aşıp, taşıp Denize kavuşması… Yaşamayı becerebildiğimiz kadar...

Fehmi Bayraktaroğlu (Sırça Köşk)

Gitarın sesi ne güzel Sırça köşkün içinde  Şu kapının ardına çok çile yığılmış  Arada doğaçtan martı uçurur Uçurumlardan gitarın sesi  Kapının ardında Tırnaklarını yarıklara geçirip Uçurumlara tırmananlar var  Saz da uyar gitara Canın istedikten sonra  Ama kan sızıyor Kapının aralığından  Boşuna sırça köşk dememişler Onlar da yerle bir olacak Tepeye varanlar doğrulup Soluklarını koyverdikleri...

Fehmi Bayraktaroğlu (Ömrüm, Ömrüm)

Boz bulanık akarken Kıyısında durduğum su Ömrümü şiir ettim Bıraksam usulca akıntıya Ulaşır mı deryaya?  Nefesim yetse de Ömrümü türkü etsem Sever miyim duyduğumda kendi sesimi?  Kazıdım tırnaklarımla kabuğunu Dalı yaprağı dökük ağacın Altı daha yaş Su yürüyor daha gövdeye Bir ışkın sürebilse bir yerinden Yeterdi gencelmeye…  Ta derinde çünkü kökleri Toplar, toplar da yaşam suyunu...

Hadi Yatayım Bakayım

     Yerde yattık o gece odada ve ben ipek böceklerinin yemek yiyişlerini dinledim, ipek böcekleri, dut yaprağı dolu yemliklerinde karınlarını doyuruyorlardı ve biz bütün gece onların yerken çıkardıkları sesleri ve yaprakların çıtırtısını duyabiliyorduk. Ben kendi payıma uyumak istemiyordum, çünkü gözlerimi karanlıkta kapar da dalarsam ruhum tenimden çekip gider inancı ile yaşamıştım uzun süredir...

Üç Dil

     Bir zamanlar İsviçre’de yaşlı bir kont yaşıyordu. Tek bir oğlu vardı, ama oğlan aptaldı ve hiçbir şey öğrenememişti. Bir gün babası, “Dinle oğlum, şimdiye kadar ne yaptımsa kafana bir şey sokamadım. Sen buradan git! Seni bir ustanın yanına vereceğim, bir de o denesin,” dedi. Oğlan yabancı bir şehre gönderildi ve bir yıl boyunca bir ustanın yanında kaldı. Bir yıl sonra yine...

Ama İki Yüz Kırk İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Bahtın sana vermek istemediği şeyi de asla elde edemezsin!” demiş. Bunun üzerine Nimet validen izin istemiş ve bütün gece Nama’yı aradıktan sonra ümidi kırık, evine dönmüş. Ertesi gün de ileri derecede bir kırıklık ve ateşle yatağa düşmüş. Hastalığı, vali tarafından düzenlenen araştırmalardan ümidini kestiği oranda, günden güne artmış. Başvurduğu tabipler...

Rezil Etti

     Yaşlı Agafya Juravleva’ya oğlu Konstantin İvanoviç karısı ve kızıyla beraber geldiler. Ziyaret ve dinlenme amacıyla.      Novaya köyü küçük bir köydü, Konstantin İvanoviç uzun süre arabada yolculuk etmişti. Bütün aile uzun süre bagajdan valizleri çıkarmakla uğraştılar. Köyde herkes onların geldiğini hemen haber aldılar: Agafya’ya, zengin ve bir uzman olan ortanca oğlu Kostya...

Çarıklı

     Bir zamanlar çok zengin çiftçilerin yaşadığı bir köy vardı. Burada sadece bir kişi fakirdi ve herkes ona Çarıklı derdi. Tek bir inek satın alacak parası bile yoktu. Oysa karısı da, kendisi de bir inekleri olmasını o kadar çok istiyordu ki! Bir keresinde adam, “Bana bak, benim bir fikrim var!” dedi. “Bizim yeğen marangoz ya! Bize odundan bir dana yontsun, onu kahverengiye...

Ama İki Yüz Kırk Birinci Gece Olunca

     Demiş ki;       Vali hemen köşke gelmiş ve gördüğü güzellik karşısında gözleri kamaşmış, eşikte kalakalmış. Nama bu tanımadığı adamın içeri girmek üzere olduğunu görünce, hemen yüzünü örtmüş ve birden hıçkırıklar kopararak ağlamış ve gözleriyle oradan bir çıkış yolu aramış. Ama nafile! Bunun üzerine, artık yaşlı kadın da görünmez olduğundan, Nama, alçak kadının ihanetine uğradığını anlamış...

Fehmi Bayraktaroğlu (Koçaklama)

Yatarız,
Bir su kenarında yatar gibi
Başımızı göğe dikip
Gözlerimize çökse de
Arada bulutların pusu,
Ardı, yağmurdan sonrası
Duru, aklımızca duru
Ve yüreklerimizde
Atsız, ovasız Mohikanların gururu
Kollarız,
Sonuncusu da olsa
Sıkacağımız kurşunu…

Fehmi Bayraktaroğlu (Happy Apples)

Gökten masala düşen
İki elma gibi
Düştü aramıza
Bu ara olup bitenler
Büyük elma korkuyor
Korkunun ecele faydası yok
Sıktım dişimi
Eğdim başımı omzuma
Gözlerim yumulu
Yüreğim
İki dudağımın arasında
Çarpıntısı fincanda
Elim, dilim
Hepten durdu.
Gece saat iki buçuk
Uyurum belki sonunda
Ama düşlerim sende
Kalakaldım, elini ver…

Fehmi Bayraktaroğlu (Serencam)

Bir yanda şiir yazdık Öldük bir yanda Dört duvar zindanda Çürüdük bir yanda Şiiri yazanın gözleri Daldığında denize Göğün mavisine, Yüreği zindanda Mahpus Nefes almaya çırpınıp İç geçirmelerle, Ulaşmaya çalışır duvarların ardına… Çürüyen bedenidir zindandakinin Gözlerini açar, Gözlerini kapar, Yıkar dört duvarı Yüreği denizde Göğün mavisinde Alabildiğine hür, Vurulamaz zincire Dolanır...

Fehmi Bayraktaroğlu (Yürek Çarpıntıları)

Ne yazık, Ah, ne yazık ki bana Durdu yürek çarpıntılarım Elime el değdiğinde tattığım O adım şaşırtan haller, Dememeli insan Ömrünün orta baharında Böyle olursa büyümek Bir yanlışlık var bunda… Hırçınlığın yerini sevecenlik, Nazın yerini harbilik almalı, evet Ve delidolu yaşların Her deliliği Bırakmalı kendini dinginliğe Kıyısındaki çakıllara türkü söyleterek Akmalı Gönül suları o zaman Ama...

Çalışkan Kız

     Bir zamanlar bir kız vardı. Güzeldi ama tembel ve düzensizdi. İplik çekerken öyle hırçınlaşırdı ki, ketende ufacık bir düğüme rastlasa onları yere saçar, kumaşı da fırlatır atardı.      Neyse, bu kızın çok çalışkan bir hizmetçisi vardı. Bu kız bir gün yere atılmış düğümleri toplayarak kendine güzel bir elbise dikti.      Tembel kıza genç bir adam talip oldu. Düğün günü kararlaştırıldı. O...

Ama İki Yüz Kırkıncı Gece Olunca

     Demiş ki:       “Sizler, genç ve güzelsiniz; yiyin, için, mutlu olun!” demiş. Bunun üzerine Nama gidip kocasını bulmuş ve ona, “Efendim, senden bu yaşlı azizenin, bundan böyle bizim evimize yerleşmesini sağlamanı rica ediyorum. Böylece nurlu yüzü evimizi aydınlatır!” demiş. Nimet de ona, “Merak etme! Ben zaten ona çoktan bir oda hazırlatarak temiz yataklar ve...

Yedi Karga

     Bir adamın yedi oğlu vardı. Ne kadar istediyse de kızı olmamıştı. Bir gün karısı gebe kalarak onu umutlandırdı. Sonra sekizinci çocuk doğdu: bu bir kızdı! Herkes çok sevindi. Ancak kız çok çelimsiz ve çok ufaktı. Bu yüzden acilen kutsanması gerekiyordu.      Babası hemen oğullarından birini vaftiz suyu getirmesi için kaynağa gönderdi; öbür altısı da ona eşlik ettiler. Her biri suyu önce ben...

Ama İki Yüz Otuz Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki:      … Tatlılık ve gizlilik içinde geçiriyorlarmış. Ama ne yazık ki, Tanrı’nın eliyle bir insanın alnına yazılı olan şey, insan eliyle silinemez! Ve yaratılanlar kanatları olsa bile, bahtlarından kaçıp kurtulamazlar! İşte bu yüzden, Nimet ve Nama bir süre için bahtın kötülüklerine uğramışlar. Fakat yine de yaratılışlarındaki kutsanmışlık, onları kurtuluşu olmaz sanılan...

Yedi Kafadar

     Bir zamanlar yedi kafadar vardı; birincisinin adı Bay Schulz’du; İkincinin Jackli, üçüncünün Marli, dördüncünün Jergli, beşincinin Michael, altıncının Hans ve yedincinin Veitli’ydi. Bunlar hep birlikte dünyayı dolaşmaya, macera yaşamaya ve büyük işler başarmaya karar verdiler.      Başlarına bir şey gelmemesi için silahlandılar. Ne var ki, yegâne silahları çok sağlam, çok uzun...

Ama İki Yüz Otuz Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Gönül sevinciyle dolu uzun bir yaşam dileriz!” demişler. Sonra yıllar mutluluk içinde akıp gitmiş ve iki çocuk on iki yaşına ulaşmışlar. Bunun üzerine Rebi, Nama ile evcilik oynayan oğlu Nimet’i gidip görmüş ve onu bir kenara çekerek, “İşte çocuğum, Allah’ın lütfuyla on iki yaşına eriştin! Artık bugünden sonra, Nama’yı kız kardeş olarak çağırma...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (25)

Yirmi Beşinci Bölüm       Altınay’ın mektubu burada bitiyor.      Pencerelerimi ardına kadar açıyorum. Temiz hava doluyor odaya. Yeni resmim için çizdiğim desenlere mavimsi, solgun loşlukta, göz atıyorum. Bir sürü desen var; hep yeni baştan, yeni baştan başlamıştım çünkü. Ama resmimi bir bütün olarak göremiyorum daha. Asıl şeyi bulamadım. Ağaran gecede odayı adımlıyorum, düşünerek, düşünerek...

Yaşlı Hıldebrand

     Bir zamanlar bir çiftçiyle karısı vardı. Köyün papazı çiftçinin karısına göz koymuştu. Bir keresinde bütün gününü onunla gönül eğlendirerek geçirmek istedi. Kadının da buna istekli olduğundan emindi. Bu yüzden ona dedi ki: “Bak şekerim, nasıl gönül eğlendireceğimizi biliyorum ben. Gelecek çarşamba yataktan kalkma ve kocana hasta olduğunu söyle ve pazar gününe kadar sızlanıp dur. Pazar...

Nimet İle Nama’nın Öyküsü

     Anlatırlar ki, ama ancak Tanrı doğrusunu bilir, Kûfe kentinde, bir zamanlar, o kentin en zenginlerinden ve en saygınlarından Rebi adında biri yaşarmış. Evliliğinin ilk yılında, gülerek dünyaya gelen güzel bir oğlan çocuğunun doğumuyla tacir Rebi, evinin üzerine Yüce Tanrı’nın kutsamasının indiğini duyumsamış. Bu nedenle çocuğun adını Nimet koymuş. Oğlunun doğumundan yedi gün sonra...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (24)

Yirmi Dördüncü Bölüm      Aklıma dağlardaki o dereler geliyor. Yeni bir yol yapılmış, kaynağa çıkan o eski yol unutulmuş. Yolcular su içmek için artık tırmanmıyor o yolu. Kaynağın kenarlarını otlar, çalılar bürümüş. Yakında izi bile kalmaz.      Sıcak bir günde birinin aklına gelir belki, ana yoldan sapıp susuzluğunu gidermek için onu arar. Yanına varır, çalıları aralayarak kaynağa eğilir…...

Vaftiz Baba

     Fakir bir adamın o kadar çok çocuğu vardı ki, herkese bir vaftiz babası aradığını duyurdu. Bir çocuğu daha oluncaya kadar sormadığı adam kalmadı. Ne yapacağını bilemedi ve öyle üzülüp dururken uyuyakaldı. Rüyasında kapı önüne çıkarak rastladığı ilk adamdan vaftiz babası olmasını istediğini gördü.      Uyanınca, rüyada gördüğünü yapmaya karar vererek kapı önüne çıktı ve ilk gördüğü yabancıya...

Ama İki Yüz Otuz Yedinci Gece Olunca

     Ve Şehrazat, gülerek susmuş.      Her zaman bembeyaz yanaklı olan Dünyazat, özellikle bu öykünün sonunda, son kertede kızarmış ve gözleri zevkten, meraktan ve de şaşkınlıktan irileşmiş ve sonunda yüzünü iki eliyle örtmüşse de, parmaklarının arasından bakmayı sürdürmüş. Şehrazat da bir yandan sesini ayarlamaya çalışırken, öte yandan kaynatılarak elde edilmiş kuru üzüm suyundan soğuk bir...