KategoriMasallar

Zembil, Şapka ve Borazan

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar üç erkek kardeş vardı; üçü de günden güne o kadar fakir düştü ki, açlığa mahkûm oldular, hiç yiyecekleri kalmadı.        Aralarında konuştular. “Bu böyle gidemez, yollara düşelim ve talihimizi deneyelim,” diyerek yol çıktılar. Az gittiler uz gittiler, dere tepe düz gittilerse de talih yüzlerine hiç gülmedi. Derken günün birinde...

Altın Kaz

       Bir varmış, bir yokmuş…        Evvel zaman içinde bir adamın üç oğlu vardı. En küçük oğlunun adı Şapşalcık’tı. Bu yüzden her fırsatta alaya alınır, küçümsenir, hor görülürdü.        Günlerden bir gün en büyük oğul ormana, odun kesmeye gidecekti. Yola çıkmadan önce annesi ona azık olarak güzel, kocaman bir pişiyle bir şişe şarap verdi. Delikanlı ormana vardığında ufacık tefecik...

Altın Anahtar

       Bir varmış, bir yokmuş…        Etrafı kalın bir kar tabakasının kapladığı bir kış günü, fakir bir oğlan odun toplamak üzere kızağıyla ormana gitti. Odunları toplayıp yükledi. Sonra hemen eve dönmek yerine, soğuktan donduğu için biraz ısınmak üzere bir ateş yakmak istedi. Karları eşeledi, toprağı düzeltirken bir altın anahtar buldu. Anahtarı burada olduğuna göre kilidi de yakında bir...

Kara Prenses

       Bir varmış, bir yokmuş…        Doğu Hindistan düşman tarafından kuşatılmıştı. Ve ordu, altı yüz altın almadan çekilmek niyetinde değildi. Trampetlerle ilan ettiler: Kim bu parayı getirirse belediye başkanı olacaktı! O sırada fakir bir balıkçı gölde oğluyla birlikte balık avlamaya çıktı. Derken düşman askeri gelerek oğlunu esir aldı, karşılığında da balıkçıya altı yüz altın verdi...

İki Hırsız

     Bir varmış, bir yokmuş…      Konstantinopolisli (İstanbullu) bir hırsız varmış. Bir de Giritli başka bir hırsız varmış. Bunlar ünlü adamlarmış, ikisi de birbirleriyle tanışmak, böylece kimin daha iyi olduğunu ortaya çıkarmak istiyorlarmış. Biri Konstantinopolis’den öteki de Girit’ten yola çıkmışlar. Bir çeşme başında karşılaşmışlar.      ”Sen kimsin?” diye sormuş biri.      “Ben...

Yahudi Hekimin Öyküsü

     Gençlik çağımda başıma gelen en şaşırtıcı şey kesinlikle bu öyküde geçenlerdir.      O zamanlar Şam kentinde tıp ve fen öğrenimi görmekteydim. Ve mesleğimi iyice edindikten sonra, onu uygulamaya ve hayatımı kazanmaya başladım.      Böylece, günlerden bir gün, Şam valisinin konağından bir köle bana geldi ve onunla birlikte bir ziyarette bulunmamı istedi ve beni alıp vali konağına götürdü...

Keloğlan İle Orman Perileri

     Bir varmış, bir yokmuş…      Küçük ve şirin bir köyde, yeşilliklerin bol, ormanların çok olduğu bir yerde anne ile oğul yaşarmış. Küçük yaşta babası ölen bu çocuk annesini çok severmiş. Babası ona Keloğlan ismini vermiş. Keloğlan annesiyle birlikte tarlada çalışır ve boş zamanlarında arkadaşlarıyla oynarmış. Yine günlerden bir gün annesine yardım ettikten sonra arkadaşlarıyla oynamak...

Efendisinin Yemeğini Boynunda Taşıyan Köpek

     Gözlerimiz güzellere bakmaktan, ellerimiz altınları avuçlamaktan alamaz kolay kolay kendini. Az kişi vardır dünyada; bal tutup parmağını yalamayacak.      Eve öteberi götürmeye alışmış, aklı başında bir çoban köpeği, boynunda efendisinin akşam yemeği, gidiyormuş yoluna tıpış tıpış. Tokgözlü bir köpekmiş bu; gerçi bazen -hele güzel yemekler taşıdığı zaman- açgözlü olduğu günleri arıyormuş...

Kadınlar ve Sır

En ağır yük sırdır, aşkolsun taşıyana! Kadınlar hele, hiç dayanamaz. Hoş kadından beter erkekler de vardır ya, Bu masalda erkeğin payı az. Bir koca Karısını denemek istemiş, Gece yarısı doğrulmuş yatağında, Basmış yaygarayı: — Hanım, kalk! Bir şeyler oluyor bana! Aman! Nedir başıma gelen? Bir yumurta çıkıyor içimden! — Ne? Diye sormuş hanım; ne yumurtası? — Al bak, demiş kocası; taptaze, günlük...

İnsanla Pire

Ne yersiz dileklerle yorarız tanrıları! İnsanlara bile yakışmayan nice işler isteriz onlardan. Kim olursak olalım, her tanrının gözü, hep bize çevrilmek zorunda sanki; en küçük ölümlünün her işi, her sözü Olympos’u ve bütün Olymposluları, Troyalılarla Helenlerin savaşı kadar ilgilendirirmiş gibi. Bir pire omuzunu ısırmış bir budalanın. Ve saklanıvermiş çarşafın bir kıvrımına. — Ey Herakles...

Masalların Gücü

Eski Atinalılar hoppa insanlarmış, Ele avuca sığmazlarmış pek. Ünlü Yunan söylevcisi Demades Yurdunu tehlikede görerek Çıkmış bir gün kürsüye Ve, bir kırbaç gibi kullanıp sanatını Coşturmak istemiş bütün gücüyle Cumhuriyetin özgür evlatlarını; Toplum hizmetine çağırmış hepsini. Bakmış dinlemiyor kimse, Daha acı sözlere başvurmuş, En gevşek yürekleri sarsacak sözlere. Havaya gitmiş ne söylediyse...

Aslan, Kurt ve Tilki

Kocamış, işi bitmiş bir aslan Tutturmuş derdime bir çare diye. Sen gel de, kabadayıysan, Bir krala çare yok de! Haber gitmiş bütün hayvanlara… Onlarda da hekim boldur, maşallah! Dört bir yandan sökün etmiş türlü türlüsü. Bakmışlar gelenler arasında tilki yok; Sinmiş bir köşeye malın gözü. Kurtsa, tersine, Kralın etrafında pervane. Çıtlatıvermiş bir ara, Tilkinin yokluğunu krala. — Hemen...

Hayattayken Duymak İstemediğini Ölünce Duymak Zorunda Kalan Kral

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir Kral vardı. Hüküm sürmekte olduğu ülkesi, Vakvak Adası’ndan daha da ötedeydi. Bir yaz gecesi aya baktığında içinden ‘Sen aşağıya in, ben senin yerine geçeyim; bak insanları nasıl büyülerim o za­man!’ demek geldi.      Babasının ölümünden sonra taç giyen bu Kral henüz çok gençti. Ama bir yılandan daha akıllı, bir...

Altı Kuğu

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar bir kral ormanda avlanıyordu. Derken vahşi bir hayvanın öyle bir peşine düştü ki, adamları onu takip edemedi. Akşam olunca kral durup bekledi, çevresine bakındı, yolunu kaybetmiş olduğunu anlayıverdi. Bir çıkış yeri aradıysa da bulamadı. Derken kafasını sallaya sallaya kendine doğru gelen yaşlı bir kadın gördü.        Bu bir büyücüydü! Kral...

Kefen Bezi

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir annenin yedi yaşında bir oğlu vardı. Çocuk o kadar güzeldi ki, ona bakanın gözü kalıyordu. Annesinin de dünyada ondan fazla sevdiği biri yoktu. Derken bir gün çocuk hastalanıverdi ve Tanrı onu yanına aldı. Anneyi kimse yatıştıramadı; kadıncağız gece gündüz ağladı.        Çocuk gömüldükten sonra da hayattayken oturup oyun oynadığı yerlerde görünmeye...

Çivi

       Bir varmış, bir yokmuş…        Tüccarın birinin panayırda işleri iyi gitti; tüm mallarını satarak kemerini altın ve gümüşle doldurdu. Karanlık basmadan önce köyüne dönmek istedi. Pelerinine bürünerek atına atladığı gibi evinin yolunu tuttu.        Öğlene doğru bir şehirde mola verdi. Tekrar yola çıkarken atını ona getiren seyis: “Bayım, atın arka ayağındaki nalın bir çivisi...

Altı Kafadar

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar yaşlı bir kraliçe vardı; bu kadın bir büyücüydü; kızı da inanılmaz güzeldi. Ancak büyücü kadının, insanları mahvetmekten başka yaptığı bir şey yoktu. Ne zaman kızı için bir damat adayı çıkagelse bir bilmece çözmesi şart koşuluyordu; çözemezse de ölmesi gerekiyordu.        Genç kızın güzelliği pek çok erkeğin gözünü kamaştırmıştı. Hepsi...

Yeraltı Tanrıçası Sedna

     Bir varmış, bir yokmuş…      Uzun yıllar önce kalabalıktan uzakta, büyük ırmakların kıyılarında yalnız yaşayan bir çift varmış. Yaz gelince tenha kulübelerinde oturur, ormandan meyve ve kök toplayarak karınlarını doyururlarmış. Kışın buzdan kulübelerinde yaşarlarmış ve erkek, fok ve ren geyiği avlamaya gider fakat asla kutup ayılarına dokunmazmış. Kutup ayısının karşısına çık­maya ve...

Ancak Yirmi Yedinci Gece Gelince

     Söze başlayarak;      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Çin hükümdarı, “Hepinizi astıracağım!” deyince, azık sağlayıcı, bu kez, ilerleyerek kralın önünde yer almış ve ona, “İzin verirseniz, bugünlerde duyduğum, kamburunkinden daha şaşırtıcı ve daha harika olan bir öyküyü size anlatayım! Eğer işittikten sonra siz de bunun böyle olduğuna hükmederseniz, umarım ki hepimizi...

Aslan Postu Giyen Eşek

Eşeğin biri aslan postu giymiş, Millet evinden çıkamaz olmuş. Eşek hep o eşek, Ama gören korkudan ölecek! Bir gün aksilik etmiş kulakları, Uçları çıkıvermiş posttan dışarı. Açıkgözün biri görmüş, Eşeğin şakası sona ermiş; Vurmuş sopayı beline, Sürmüş aslanı değirmene. Şaşırakalmış görenler, Aslanı eşek etti sanmışlar. Fransa’da çok böyle aslan. Nice babayiğitlerimize Bu masal biçilmiş...

Savaşa Giden Aslan

Aslan sefere çıkmayı koymuş aklına. Savaş divanı kurmuş, haberciler salmış Büyük küçük bütün uyruklarına. Hepsi sefere katılmaya gelmiş, Her biri kendi yeteneğiyle. Fil takım taklavat taşıyıp sırtında, Fil âdetince savaşacakmış; Kurt saldırıları yönetecek, Tilki gizli serviste çalışacakmış. Maymunun işiyse türlü oyunlarla Düşmanı oyalamakmış. Biri çıkmış demiş ki aslana: “Eşekleri almayalım...

Tavşanla Keklik

Başı dertte olanlarla hiç alay etmemeli; neden dersen: Gülme komşuna gelir başına! Bilgin Ezop, masallarında bir iki örneğini verir buna. Bu dizelerde benim verdiğim de, tıpkı onunkiler gibi… Keklik ve yurttaşı tavşan, Bir tarlada kapı komşusu, Yaşayıp gidiyorlarmış çatışmadan; Devlet, huzuru sağlamış anlaşılan. Ama bir gün avcılar sökün etmiş, Tavşan, sığınacak bir yer Aramak zorunda kalmış...

Yılanla Eğe

Yılanın biri saatçinin komşusuymuş, Komşunun böylesi düşman başına. Bir gece yılan girmiş dükkâna, Yiyecek arıyormuş. Bula bula ne bulsun: Çelik bir eğe; Başlamış hart hurt kemirmeye. Eğe hiç kızmadan demiş ki: “Zavallı kara cahil, iş mi bu seninki; Çılgın beyinli sürüngencik, beni dinle: Kendinden sertiyle uğraşman nafile. Senin benden kıl koparman şöyle dursun, Bütün dişlerinden de olursun...

Geyikle Asma

Kimi ülkelerde asma çok yüksek olurmuş; Bir geyik saklanıp böyle bir asmanın içine Ölümden güç bela kurtulmuş. Avcılar bakmış boşuna aranıyor köpekleri Çağırmışlar hepsini geri. Tehlike uzaklaşınca bizim geyik Başlamaz mı haşır huşur çekiştirip yemeye Canını kurtaran asmayı? Ne nankörlük! Avcılar duymuş, dönüvermişler hemen Ve geyik asmanın dibinde can verirken: “Hak ettim,” demiş, bu cezayı;...

Keloğlan İle Değirmenci

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, keçiler berber iken, kuzular kasap iken… Uzak ülkelerin birinde keloğlan ve zavallı anacığı, çok şiddetli bir geçim sıkıntısı içinde hayat mücadelesi veriyorlarmış. Bir kuru ekmek, bir parça peynirle günlerce idare ederlermiş. Komşularına göre, tarlaları çok azmış hem de verimsizmiş. Üstelik senelerin birinde...

Resimli Masallar – 29. Dürüst Oduncu

     Evvel zaman içinde bir ormanın kenarında küçük bir köy varmış. Bu köyün erkekleri ormanda odun keser, sonra kestikleri odunları satarak geçimlerini sağlarlarmış. Bu odunculardan birisi köyün en dürüst oduncusu imiş. Hiç yalan söylemez, kendi kazandığından başkasında gözü olmazmış.      Bir gün, bu dürüst oduncu odun kesmeye ormana gitmiş. Baltasını bir ağacın dibine bırakıp başlamış...

Kara Gelinle Beyaz Gelin

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir kadın kızıyla ekin kesmek üzere tarlaya gitti; üvey kızını da yanına aldı. Bu sırada Ulu Tanrı fakir bir adam kılığında onun karşısına çıktı ve “Köye giden yol hangisi?” diye sordu. “Bulmak istiyorsan onu kendin ara” diye cevap verdi kadın. Kızı da, “Bulamam dersen yanına bir kılavuz al,” diye dalga geçti.       ...

Fakirlik ve Alçakgönüllülük İnsanı Cennete Götürür

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar bir kral oğlu vardı. Bir gün kırlara çıktı; düşünceli ve üzgündü. Gökyüzüne baktı; o kadar güzel ve maviydi ki, içini çekerek kendi kendine, “Yukarıda cennette insan kim bilir ne kadar rahattır!” diye düşündü.        Birden, oradan geçmekte olan yaşlı ve fakir bir adama rastladı. Onunla konuşmaya başladı ve “Ben nasıl...

Dede İle Torun

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar çok, ama çok yaşlı bir adam vardı. Gözlerine perde inmişti, kulakları duymuyor, dizleri titriyordu. Sofraya oturduğu zaman kaşığı bile tutamıyordu; çorbasını masa örtüsüne döküyor, salyaları ağzından akıyordu.        Oğluyla gelini ondan iğrendikleri için yaşlı adamı sobanın yanında bir yere oturttular; yemeğini toprak kâse içinde verdiler;...

Oğlan ve Dev

     Bir varmış, bir yokmuş…      Bir baba oğul idiler. Onların yaşlı bir anaları vardı. Oğlan günde üç tornana çalışırdı. Bir gün çöle gitti, yolda yaşlı birine rastladı. Yaşlı adam dedi: “Oğul, sen burada ne yapıyorsun?” Oğlan dedi: “Geziyorum bakıyorum, iş falan olur, belki iş bulurum.”      Yaşlı adam ona dedi ki: “Gel, burada çalış.”      Oğlan gitti, o yaşlı adamla çalıştı. Yaşlı adam...