KategoriMasallar

Kral ve Yoksul Şekerci

     Kentin kenar mahallerinden birinde, kendi halinde yoksul bir şekerci yaşarmış. Her gün evinin mutfağında akide şekeri yapar, kentin sokaklarında onu satarmış. Yaşamlarını böyle sürdürürlermiş. Ama şekercinin karısı öyle güzelmiş ki, değil o kentte o ülkede bile ondan güzel kadın olmadığı söylenirmiş. Yoksul şekerci ve güzel karısı fakir, ama huzurlu bir hayat sürerlermiş. Çünkü paraları az...

Ama İki Yüz Elli Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      … Onu hamama sokmuş ve yıkandıktan sonra, sırtına, dükkânda bulunan ince satenden bir esvap giydirmiş. Başına da, altın işlemeli çizgili ince kumaştan bir sarık sarmış. Bundan sonra ikisi birden biraz bir şeyler yiyip birer bardak şerbet içmişler; böylece serinledikten sonra, hamamdan çıkmışlar.      Kâhya, kölelerin kendisi için bulundurdukları beyaz katıra binmiş ve...

İyi Bir Çocuk

     Bir varmış, bir yokmuş…      Uzak memleketlerin birisinde tahtına düşkün, zengin mi zengin bir padişah yaşarmış. Adil olmasına adilmiş ama burnu kanasa bütün ülkeyi ayağa kaldırırmış.      Bir gün öyle hastalanmış, öyle hastalanmış ki; ayağa kalkamaz, sarayının bahçelerinde zevkle gezinemez olmuş. Ülkede ne kadar iyi doktor varsa çağırmışlar. Ne kadar ilaç varsa denemişler, ama bir...

Ama İki Yüz Elli Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      … Sakalı çıkıp iyice büyüyünceye kadar onu yeraltındaki bölmeden çıkarmamaya karar vermişler.      Bir gün Ebu Şamat’a yiyecek tepsileri taşıyan kölelerden biri, yer altındaki odanın kapısını kapatmayı unutmuş; yer altı kesimi oldukça geniş ve birçok perde ve kapılarla dolu olduğundan daha önce farkına varmadığı bu kapının açık olduğunu gören çocuk, çabucak oradan...

Sedef Kız

     Bir varmış, bir yokmuş…      Allah’ın kulu çokmuş. Develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir padişah varmış; padişahın da üç oğlu, bir kızı varmış. Babaları dünyayı verseler vermez, tacından tahtından üstün tutarmış onları. Analarının gözünde de oğulları oğul balından tatlı, kızları da kaymak çalıyormuş ya balın üstüne, balına...

Ama İki Yüz Elli İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:       “İşte erkeğin yumurtalarını sertleştiren ve çok duru olan sıvısını koyulaştıran üstün tertip!” diyerek ona vermiş. Sonra da, “Bu macunu cinsel yaklaşımdan iki saat önce yemen gerek! Ama, önceden, ilkin üç gün gıda olarak, sadece baharatla çeşnilendirilmiş keklik kebabı, içindeki sütüyle erkek balık ve de hafifçe ızgarası yapılmış koç yumurtası yemen gerek...

Miniklere Minik Masallar (21)

ALAADDİN’İN SİHİRLİ LAMBASI:      Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, yer mavi, gök yeşil iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, uzak bir köyde Alaaddin adında bir oğlu olan dul bir kadın varmış. Alaaddin ve annesi çok yoksulmuş, hayatları yokluk ve sıkıntı içinde geçiyormuş. Alaaddin para kazanmak için en zor işleri yapıyor, her gün çok uzak...

Ama İki Yüz Elli Birinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “… erkek yumurtasını yoğunlaştıracak ve onları kadını aşılayacak hale getirecek tertibi bulursun!” demiş. Bu sözleri işitince kâhya kendi kendine, “Vallahi! Yarından tezi yok aktara gidecek ve yumurtalarımı yoğunlaştırmak için bu tertibi satın alacağım!” demiş.      Ve ertesi gün olup çarşı açılır açılmaz, kâhya yanına boş bir çini kap alarak bir...

Miniklere Minik Masallar (20)

DİLEK ÇEŞMESİ:      Bundan uzun uzun yıllar önce küçük bir kasabada, çocukları çok seven ancak bir türlü çocuk sahibi olamayan iyi kalpli bir karı koca yaşarmış. O yörenin tüm çocukları da onları çok sever, küçücük evlerinin bin bir renkte çiçek açan bahçesinde her gün oyun oynarlarmış. Kadıncağız, çocukları mutlu edebilmek için onlara birbirinden leziz poğaçalar pişirirmiş. Bu nefis poğaçaların...

Alaaddin Ebu Şamat’ın Öyküsü (250. Gece)

     Demiş ki:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Kahire’de kentin tacirlerinin kâhyası olan saygın bir şeyh varmış. Dürüstlüğünden, ağır ve kibar davranışlarından, ölçülü konuşmasından, zenginliğinden, köle ve hizmetkârlarının çokluğundan dolayı tüm çarşı tarafından saygı görürmüş. Adı Şemseddin imiş.      Bir Cuma günü, namazdan önce, hamama gitmiş; sonra da berbere giderek kutsal...

Sultan Kızı

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer çalgıcı, pireler yorgancı iken; bereketli topraklara sahip bir ülkenin iyi kalpli ve cesur bir padişahı varmış. Bu ülkede varlar var, yoklar yok imiş. Her şeyin en güzelini bulmak hiç de zor değilmiş.      Padişah’ın birbirinden güzel dokuz tane güzel prenses kızı varmış. Padişah iyi kalpli olduğu kadar da...

Ama İki Yüz Kırk Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “… Rebi’nin oğlu Nimet adlı bir genç yaşarmış. Onun da sevdiği ve kendisini seven güzel bir cariyesi varmış; çünkü ikisi birlikte, aynı beşikte yetiştirilmiş ve ergenlik çağının ilk günlerinden başlayarak birbirlerini sahiplenmiş bulunuyorlarmış. Bir gün gelip de zaman onları birbirinden ayırasıya kadar yıllarca birlikte mutlu olmuşlar. Acımasız bahtın...

Miniklere Minik Masallar (19)

YAŞLI KAPLUMBAĞA VE MELEKLER ÇİÇEĞİ:      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir orman varmış. Bu ormanın halkı o kadar mutlularmış ki bu mutluluklarının gün gelip de bitmesinden korkuyorlarmış.      Ormanda bir gün çok şiddetli bir fırtına çıkmış. Orman halkı çok korkmuş. Bu rüzgâr tam iki gün sürmüş. En sonunda durmuş. Orman halkı günlerce çabalayarak ormanlarını onarmışlar. Orman onarım...

Ama İki Yüz Kırk Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Sonra da Nimet’e dönüp ona, “Ruhunu serin tut delikanlı; seni ancak mutluluklar bekliyor!” demiş.      Bu sırada yaşlı kadın Nama’yı bulmaya gitmiş ve ona, “Çabuk beni izle kızım! Kocan kendisi için hazırladığım odada!” demiş. Ve onu heyecandan sapsarı, Nimet’i bulacağını sandığı odaya götürmüş. Ama onu orada bulamayınca dehşete...

İki Gezgin

     Dağ dağa kavuşmaz, ama insan insana kavuşur derler ya! Kötüyle iyi de aynen öyle! Nitekim bir kunduracıyla bir terzi karşılaştılar.      Terzi kısa boylu ve hoş bir adamdı, hep neşeliydi, iyilikseverdi. Karşıdan kunduracının gelmekte olduğunu gördü; çantasını görünce onun mesleğini anlayıverdi ve dalga geçercesine bir türkü tutturdu:      Bana bir dikiş atsana; İyi iplik kullansana; Bir sağ...

Ama İki Yüz Kırk Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:      Altıncı odaya girmiş… Böylece küçük bir kubbe oluşturacak şekilde yapılmış, yüksek tavanlı, duvarları hat sanatının en güzel örneğini oluşturan altın harflerle yazılmış ayetlerin süslediği bir salona ulaşmış; burada duvarlara pembe ipekten kumaşlar asılmış, pencereleri tüllerle donanmış, yerde de Horasan ve Kaşmir halıları serili imiş; taburelerde, içi meyve dolu...

İyi Pazarlık

     Bir köylü, ineğini pazara götürerek yedi liraya sattı. Eve dönerken ufak bir göl kenarından geçiyordu ki, uzaktan kurbağa sesleri duydu: Vırak, vırak, vırak, vırak. “Boşuna bağırıyorlar” diye söylendi. “Yedi liraya sattım, sekize değil.” Ama kurbağalar “Vırak, vırak, vırak” diye bağırmakta direndiler.      Su başına geldiğinde onlara seslendi: “Aptal...

Ama İki Yüz Kırk Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “… İyiliklerine karşı beslediğimiz minnettarlığın yüreğimizde seçkin bir yeri olduğunu gösterecektir!” demiş. Bunun üzerine iyi yürekli soylu kadın hemencecik bayılmış olan Nimet’i kendine getirmeye uğraşan hekime yardım etmeye koşmuş; ve ona, “Benim iyi niyetimin ve bağlılığımın içtenliğine güvenebilirsiniz” demiş.      Ve onları bırakarak...

Üç Sanatkâr Oğlan

     Üç tane sanatkâr oğlan vardı; yola çıktıklarında aralarında kararlaştırdılar. Hep bir arada olacaklar ve hep aynı şehirde iş bulup çalışacaklardı. Ama öyle bir gün geldi ki, artık ustalarının yanında iş bulamadılar; geçinecek paraları da yoktu.      İçlerinden biri, “Ne yapsak?” dedi. “Burada daha fazla kalamayız, yine yola çıkalım. Varacağımız şehirde iş bulamazsak, hep...

Ama İki Yüz Kırk Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      “… sadece birkaç haftadır!” demiş. Bu sözleri duyunca İranlı hekim, yüreği bir değirmen gibi ses veren Nimet’e, “Oğlum, İbn-i Sina’nın tertibinin yedinci maddesine göre şu ve şu ilaçları hazırla!” demiş.      Bu sırada kadın dönüp delikanlıya bakmış ve yüzünü daha dikkatle, uzun uzun inceledikten sonra, “Aman yarabbi! Çocuğum...

Üç Kardeş

     Bir adamın üç oğlu vardı, tek serveti de oturduğu evdi. Ölümünden sonra üç oğlu da eve sahip olmak istiyordu. Ama babaları her üç evladını da aynı şekilde sevdiği için hiç birinin hatırını kırmak istemedi. Evi satmak niyetinde de değildi, çünkü anne ve babasından kalmıştı. Parası olsa paylaştıracaktı. Sonunda aklına bir çare geldi. Oğullarını çağırdı:      “Gidin dünyayı dolaşın, birer...

Ama İki Yüz Kırk Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      … Ve onu mutlu görünce, sonsuz sevinçlere kapılmış.      Bu koşullar altında yolculuk hoş ve yorgunluk duyulmadan geçmiş ve böylece Şam’a gelinmiş. İranlı bilgin, Nimet ile birlikte büyük çarşıya gitmiş ve orada çabucak bir dükkân kiralamış ve bu oldukça büyük dükkânı yeniletmiş. Sonra da zarif raflar yaptırmış; bunları kadifelerle kaplatmış ve üzerlerine değerli...

Üç Dil

     Bir zamanlar İsviçre’de yaşlı bir kont yaşıyordu. Tek bir oğlu vardı, ama oğlan aptaldı ve hiçbir şey öğrenememişti. Bir gün babası, “Dinle oğlum, şimdiye kadar ne yaptımsa kafana bir şey sokamadım. Sen buradan git! Seni bir ustanın yanına vereceğim, bir de o denesin,” dedi. Oğlan yabancı bir şehre gönderildi ve bir yıl boyunca bir ustanın yanında kaldı. Bir yıl sonra yine...

Ama İki Yüz Kırk İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Bahtın sana vermek istemediği şeyi de asla elde edemezsin!” demiş. Bunun üzerine Nimet validen izin istemiş ve bütün gece Nama’yı aradıktan sonra ümidi kırık, evine dönmüş. Ertesi gün de ileri derecede bir kırıklık ve ateşle yatağa düşmüş. Hastalığı, vali tarafından düzenlenen araştırmalardan ümidini kestiği oranda, günden güne artmış. Başvurduğu tabipler...

Çarıklı

     Bir zamanlar çok zengin çiftçilerin yaşadığı bir köy vardı. Burada sadece bir kişi fakirdi ve herkes ona Çarıklı derdi. Tek bir inek satın alacak parası bile yoktu. Oysa karısı da, kendisi de bir inekleri olmasını o kadar çok istiyordu ki! Bir keresinde adam, “Bana bak, benim bir fikrim var!” dedi. “Bizim yeğen marangoz ya! Bize odundan bir dana yontsun, onu kahverengiye...

Ama İki Yüz Kırk Birinci Gece Olunca

     Demiş ki;       Vali hemen köşke gelmiş ve gördüğü güzellik karşısında gözleri kamaşmış, eşikte kalakalmış. Nama bu tanımadığı adamın içeri girmek üzere olduğunu görünce, hemen yüzünü örtmüş ve birden hıçkırıklar kopararak ağlamış ve gözleriyle oradan bir çıkış yolu aramış. Ama nafile! Bunun üzerine, artık yaşlı kadın da görünmez olduğundan, Nama, alçak kadının ihanetine uğradığını anlamış...

Çalışkan Kız

     Bir zamanlar bir kız vardı. Güzeldi ama tembel ve düzensizdi. İplik çekerken öyle hırçınlaşırdı ki, ketende ufacık bir düğüme rastlasa onları yere saçar, kumaşı da fırlatır atardı.      Neyse, bu kızın çok çalışkan bir hizmetçisi vardı. Bu kız bir gün yere atılmış düğümleri toplayarak kendine güzel bir elbise dikti.      Tembel kıza genç bir adam talip oldu. Düğün günü kararlaştırıldı. O...

Ama İki Yüz Kırkıncı Gece Olunca

     Demiş ki:       “Sizler, genç ve güzelsiniz; yiyin, için, mutlu olun!” demiş. Bunun üzerine Nama gidip kocasını bulmuş ve ona, “Efendim, senden bu yaşlı azizenin, bundan böyle bizim evimize yerleşmesini sağlamanı rica ediyorum. Böylece nurlu yüzü evimizi aydınlatır!” demiş. Nimet de ona, “Merak etme! Ben zaten ona çoktan bir oda hazırlatarak temiz yataklar ve...

Yedi Karga

     Bir adamın yedi oğlu vardı. Ne kadar istediyse de kızı olmamıştı. Bir gün karısı gebe kalarak onu umutlandırdı. Sonra sekizinci çocuk doğdu: bu bir kızdı! Herkes çok sevindi. Ancak kız çok çelimsiz ve çok ufaktı. Bu yüzden acilen kutsanması gerekiyordu.      Babası hemen oğullarından birini vaftiz suyu getirmesi için kaynağa gönderdi; öbür altısı da ona eşlik ettiler. Her biri suyu önce ben...

Ama İki Yüz Otuz Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki:      … Tatlılık ve gizlilik içinde geçiriyorlarmış. Ama ne yazık ki, Tanrı’nın eliyle bir insanın alnına yazılı olan şey, insan eliyle silinemez! Ve yaratılanlar kanatları olsa bile, bahtlarından kaçıp kurtulamazlar! İşte bu yüzden, Nimet ve Nama bir süre için bahtın kötülüklerine uğramışlar. Fakat yine de yaratılışlarındaki kutsanmışlık, onları kurtuluşu olmaz sanılan...