KategoriMasallar

Miniklere Minik Masallar (58)

TİTREK TAVŞAN:      Ormanda her gün kurulmakta olan tavşanlar pazarı havanın kararmasıyla birlikte dağılıyordu. Sergisini toplayan tavşan pazar yerini terk edip gidiyordu. Vakit geç olup da pazar yerinde tavşan kalmayınca bir tavşan, sırtında boş bir çuvalla pazara gelirdi. Bu boş çuval, tezgah altlarında kalmış, kıyıya köşeye atılmış, satılmamış havuçlarla ve bazı yiyeceklerle dolacaktı. Daima...

Karagöz-Hacivat-26 (Karagöz Eşya Taşıyor)

Hacivat: Karagöz’üm, iri gözüm sana işim düştü bugün. Karagöz: Ben oruçluyum bugün, iş miş yapamam Hacivat. Hacivat: İyi ya işte Karagöz’üm, iyilik yapacaksın, sevap kazanacaksın, üstüne üstlük para da kazanacaksın. Karagöz: Hay hay! Başım gözüm üstüne. Kaç para kazanacağım? Hacivat: Ya önce işi sorsana, hemen parayı soruyorsun. Karagöz: Önemli değil Hacivat, hem sevap hem de para kazanacağım ya…...

Ama Üç Yüz Elli Birinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Böylesine bir güzelliğin sonsuza dek yitmesi ne hazin! Onu keder kahretmiş ve yüreğini boğmuş olmalı!” dedim. Bunun üzerine bağrım kederle daralmış, Emir Cubair’in sarayına gittim. Orada, beni çok kederli bir görünüm bekliyordu. Her yer bomboştu, duvarlar harap olmuştu, bahçe kurumuştu ve herhangi bir bakım gördüğüne dair izlere rastlanmıyordu. Sarayın kapısında...

Karagöz-Hacivat-25 (Karagöz’ün Alacağı)

(Karagöz, Hacivat’tan alacağını istiyor.) Karagöz: Tak tak tak! Hacivat: Hayırdır inşallah bu sahur vaktinde kim çalar ki kapıyı? Kim o? Karagöz: Benim, ben Karagöz. Hacivat: Allah müstahakkını versin Karagöz’üm. Ne var, ne istiyorsun? Karagöz: Alacağımı istiyorum Hacivat. Hacivat: Karagöz’üm hiç bu vakitte alacak istenir mi? Karagöz: İstenir Hacivat istenir. Eşyaları taşıttın, paranın yarısını...

Ama Üç Yüz Ellinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Bu mektubu yazmayı bitirince, onu katlayıp mühürledi ve bana verdi; aynı zamanda cebime, onu engellememe zaman bırakmadan, bin altın dinar içeren bir kese koydu; bunları evvelce rahmetli babası saygın kâhyaya ettiğim hizmetlerin güzel anısı uğruna ve de geleceğimi düşünerek saklamaya karar verdim.      Bunun üzerine Sitt Bedr’den izin alıp onun da uzun yıllar önce ölmüş...

Küçük Şehzade ve Zümrüd-ü Anka Kuşu

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, sinek berber iken, katır çalgıcı, eşek köçek iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken üç tane erkek çocuğu olan bir padişah varmış. Bu padişahın bir de dillere destan bahçesi varmış ama bu bahçeye gel zaman git zaman bir Dev dadanmış. Dev hem bahçeye durmadan zarar veriyormuş hem de...

Miniklere Minik Masallar (57)

PATLICAN KARDEŞLER:      Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, koca köpek bir pirenin ağzında, kedi kovalıyor köpeği her anında. Masal bu ya köpek kardeş düşmüş fare peşine, farelerse bakmamış peynirin yüzüne. Fare kapmış kemiği, köpek yemiş peyniri, karga aslanı kapmış, aslan havlamaya başlamış. Masal bu ya ne demeli, güzelce dinlemeli…      Patlıcan kardeşler yaşarmış...

Karagöz-Hacivat-24 (Kan Karpuz)

(Karagöz, arkadaşının dükkânının önüne gelir.) HACİVAT – Aman Karagöz’üm bu ne hal? Çabuk dükkâna gir de bir çaresine bakalım! KARAGÖZ – “Gir!” demesen de zaten gireceğim Hacı Cavcav, eve kadar böyle gidilir mi? HACİVAT – Allah Allah? Üstün başın batmış, koynuna karpuz kabukları girmiş, kafana ve yüzüne karpuz çekirdekleri yapışmış… Her yerinde ayrıca karpuz parçaları var. KARAGÖZ – Hay hay...

Ama Üç Yüz Kırk Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      … Ama utanmam gerektiğine gelince, bu başka şey!” dedim.      Genç kız bu sözleri işitince, ayağa kalktı ve yanımdaki kölenin yanına gelerek son derece heyecanlı bir sesle, bana “Senin haremin olmayan bir evin kapısında durarak içeri bakmaktan beyaz sakalına yaraşmayan daha büyük utanç var mıdır, ey Şeyh?” dedi. Eğildim ve ona, “Vallahi! Ey...

Rumpelstıltskın

     Bir zamanlar yoksul bir değirmencinin güzel bir kızı vardı. Günün birinde değirmenci bir iş için kralın karşısına çıkınca övünmek ve kendini önemsetmek için kızının samanı eğirip altın yapabildiğini söyledi. Kral da altını pek severdi. İçinden, “İşte böyle bir hünere ben bayılırım!” diye geçirdi. Değirmenciye de, “Kızın madem bu kadar becerikli, yarın şatoma getir de onu bir deneyeyim,” dedi...

Karagöz-Hacivat-23 (Telefon İşi)

(Karagöz, arkadaşının dükkânına gelmiştir.) HACİVAT – Aman efendim, canım efendim, hoş geldin safa geldin! KARAGÖZ – Hoş bulduk Hacı Cavcav! HACİVAT – Ne o, gözlerin açılmıyor? Hasta mısın? KARAGÖZ – Pasta sensin, ağzını bozma! HACİVAT – Canım hemen yanlış anladın, yani rahatsız mısın diye soruyorum? KARAGÖZ – Köftehor, rahatlamıştım ama gönderdiğin çocuk kapıda bağıra bağıra beni uyandırdı...

Ama Üç Yüz Kırk Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Efendimiz öyleyse başımı vur, benim! Can sıkıntını dağıtmak için galiba bundan başka çare yok!” demiş. Bu sözleri duyan Harun Reşit kahkahalarla gülmeye başlamış; sonra da “Eh, Mesrur, bir gün olabilir bu! Ama şimdilik git bakalım selamlıkta gerçekten görülüp dinlenmesi hoşa gidecek birileri var mı, bak!” demiş.      Mesrur hemen bu buyruğu yerine...

İbn-ül Mansur İle İki Genç Kızın Öyküsü

     Ey bahtı güzel şahım, Halife Harun Reşit’in ülkesinin sorunlarından duyduğu kaygıyla, sık sık uykusuz kaldığı pek bilinen bir durumdur. İşte, yine bir gece, bir yandan öte yana dönüp durduğu halde bir türlü uyuyamamış ve bu çabalarının nafileliğinden dolayı iyice bezmiş; o zaman üzerindeki örtüyü şiddetli ayak darbeleriyle atmış ve el çırparak celladı Mesrur’u çağırmış ve ona...

Ama Üç Yüz Kırk Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:      “… Ama, kralın kızına ya da giysilerine dokunmaktan sakının!” demiş.      Bunun üzerine Talip bin Sehl, “Ey Emir’imiz, bu saraydaki hiçbir şey bu genç kızın güzelliğiyle kıyaslanamaz. Onu alıp Şam’da Halife’ye götürmeksizin burada bırakmak yazık olur! Bu armağan, denizdeki içine ifrit kapatılmış bütün kaplardan daha değerli olacaktır...

Üç Yılan Yaprağı

     Bir zamanlar yoksul bir adam vardı, artık tek oğluna bile bakamıyordu. Bu yüzden oğlu ona, “Babacığım, bütün işlerin ters gidiyor, ben de sana yük oluyorum,” dedi. “En iyisi ben uzaklara gideyim de kendi ekmeğimi kendim kazanayım.”      Böylece babası ona hakkını helal etti ve içi yanarak onunla vedalaştı. O sıralarda güçlü bir ülkenin kralı savaştaydı. Delikanlı onun hizmetine girerek...

Uçar Leyli

     Bir varmış, bir yokmuş…      Bir padişahın çok sevdiği bir atı varmış. Bir gün bu at hastalanmış, bütün doktorlar gelmişler, bunu muayene etmişler ama derdine hiçbir çare bulamamışlar. Nihayet bir doktor, “Bütün memleketteki ahalinin hepsi eteklerine birer avuç ot doldursunlar, at kalkıp da hangisinin eteğinden ot yerse ona âşık olmuş demektir,” demiş.      Bütün memleketin ahalisi...

Miniklere Minik Masallar (56)

SÜSLÜ ŞEFTALİ:      Bir varmış bir yokmuş, gülen çokmuş ağlayan ise pek yokmuş. Uzun yollar aşanlar, boyu ayı aşanlar, güzelce konuşanlar her zaman pek bir hoşmuş. Atlar hiç kişnemezmiş, karınca çalışmazmış, ağustos böcekleri hiç şarkı söylemezmiş. Böyle olmaz demeyin, peynir ekmek yemeyin, tembel ağustos böceğinden hiç şarkı beklemeyin.      Güzel bir günün sonunda bizim süslü şeftali yine...

Karagöz-Hacivat-22 (Sihirli Paket)

(Karagöz, dükkâna gelmiştir.) HACİVAT – Hoş geldin Karagöz’üm! Maşallah sabahleyin bir göründün, bir kayboldun. KARAGÖZ – Hay hay, az kalsın kayboluyordum. HACİVAT – Canım sen de kaybolacağın yerlere neden gidiyorsun? İş mi aradın? KARAGÖZ – Ben gitmedim, Avukat Rahmi Bey gönderdi. Arkadaşından acele bir paket gelecekmiş. Beni görünce… HACİVAT – Anlaşıldı… “Sen getirir misin?” dedi. Sen hemen...

Ama Üç Yüz Kırk Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Ne ziyaretçileri engelleyen ne de şaşkın yürüyüşlerini destekleyen bir harekette bulunmuşlar. Bunu gören ziyaretçiler, üst bölümü, mavi bir zemin üzerine altın harflerle Yunan dilinde yazılmış olup Şeyh Abdüssamet tarafından tıpkı tıpkısına çevirisi yapılan üstün nitelikli öğütler işli bir yazıt taşıyan çok güzel bir pervazla donanmış bu koridoru izlemişler. Yazıt şöyleymiş:...

Miniklere Minik Masallar (55)

GİTAR ÇALAN ASLAN:      Ormanlar kralı aslan bir varisi olmadığından yakınıyordu. Nedeni bilinmezdi fakat hiç yavrusu olmamıştı. Bir erkek yavrusu olsa bir iki yıla kalmaz kocaman olurdu. Şöyle yelesini savurarak boy boy dolaşırdı ortalıkta. Ormana asayişi kontrol için çıktığında bir kükredi miydi, suçlular ve suç hazırlığı içinde bulunanlar saklanacak delik aramalıydı. Neden sanki tacını...

Karagöz-Hacivat-21 (Kurbanlık Koç)

(Hacivat, gelir ve söylenir.) HACİVAT – Allah Allah, her halde yanlış görmüyorum ama Karagöz buralarda ne geziyor acaba? Aaa, yanında bir de kocaman boynuzlu, kınalı bir koç var. (Seslenir) Karagöz’üm merhaba! KARAGÖZ – Hoş geldin suda pişmiş balkabağı! HACİVAT – Aman efendim, perdede değiliz güzel konuş! KARAGÖZ – Köftehor, perdede değiliz ama sen beni yine her yerde rahatsız ediyorsun. HACİVAT...

Ama Üç Yüz Kırk Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      Emir Musa başta olduğu halde ağır ağır tırmanmaya koyulmuşlar. Ama kimileri de konaklama yerini ve yöresini gözetlemek için duvarların dibinde kalmış.      Emir Musa ve yoldaşları, çıktıkları duvarın üzerinde yürümeyi bir zaman sürdürmüşler ve sonunda ortalarında iki kanadı, aralarından bir iğne ucunun bile giremeyeceği kadar sıkı sıkıya kapatılmış bir tunç kapının bulunduğu...

Karagöz-Hacivat-20 (Piknik Macerası)

(Dükkânın önündedirler.) HACİVAT – Sevgili Karagöz’üm, çabuk içeri gir! Ne oldu, bu ne hal? KARAGÖZ – Hiç sorma Hacı Cavcav, öldüm bittim! HACİVAT – Vah vah vah! Hemen şuraya otur da rahat bir soluk al! KARAGÖZ – Alamam! Zaten terliyim, beni hasta mı etmek istiyorsun? HACİVAT – Efendim hiç ben seni hasta etmek ister miyim? KARAGÖZ – Köftehor, “Otur da soğuk al!” dedin ya? HACİVAT – Canım soğuk...

Ama Üç Yüz Kırk Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      … insansı girişimlerle içine girilmesine izin vermeyen bu kenti tanımak üzere yüksek bir dağın tepesine çıkmış.      İlkin karanlıkta hiçbir şeyin farkına varamamışlar; çünkü gece o sırada ova üzerine gölgesini düşürmüş bulunuyormuş; ama ansızın doğuda ışık daha canlı bir hale gelmiş ve dağın tepesinde harika bir ay belirip yükselmiş ve göz açıp kapayasıya kadar geçen...

Kral Bilyegöz

     Develer tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken, yani çok, ama çok eskiden, Kafdağı yamaçlarına kurulu bir memleket varmış. Her yanında dereler çağlar, pınarlar ağlarmış o memleketin. Zümrüt gibi uzanan kırları, bin bir yemişle dolu meyve bahçeleri görülmeye değermiş. Kral Bilyegöz hüküm sürermiş orada. Doğrusu garip bir adammış kral. Sarayından çıkıp...

Miniklere Minik Masallar (54)

OBUR ÇOCUK:      Obur çocuk çok yemek yerdi. Ama hiç doymazdı. Onu ne zaman görseniz, ağzı tıka basa dolu olurdu. Annesi obur çocuğa yemek yetiştiremiyordu. Üstelik obur çocuk kardeşinin mamalarını da yemeye başlamıştı. Gece bile uykudan uyanıyor ve doğru mutfağa gidiyordu. Ondan sonrasını siz düşünün. Obur çocuk ne var ne yok hepsini midesine indiriyordu.      Annesiyle babası `Artık ona bir...

Karagöz-Hacivat-19 (Acemi Güreşçi)

(Hacivat, dükkânın önündedir.) HACİVAT – Sevgili Karagöz’üm, gel içeri de mis gibi bir ıhlamur iç! Hah hah ha ha! KARAGÖZ – Başka zaman Hacı Cavcav! Bahçede yarım kalmış bir işim var. HACİVAT – Hele biraz sohbet edelim de ben yarın gelip bahçe işine yardım ederim. Aman, hah hah! KARAGÖZ – Sen kime gülüyorsun? HACİVAT – Şuraya otur da anlatırım ha hah hah! KARAGÖZ – Pataklarım ha, köftehor senin...

Ama Üç Yüz Kırk İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Birliklerime buyruk verdim ve Kral Dimriyat’ın emrindeki düşman ecinnilerin birliklerine saldırdım. Kendim de düşmanlarımızın başındaki kişiye saldırmanın yollarını aradım. Tam o sırada alevler içinde kalan bir dağın kıpırdamaya başladığını ve şelaleler gibi ateş kusmaya koyulduğunu ve yakıcı bir örtü halinde lavlardan sıçrayıp başımıza yağan ateş kırıntıları altında...

Miniklere Minik Masallar (53)

MIZMIZ AHTAPOT:      Güzellikler ve zenginliklerle dolu denizler âleminde pek çok canlı yaşarmış. Balıklar, denizanaları, deniz yılanları, midyeler, ahtapotlar… Sekiz kolu, bir başı olan Mızmız Ahtapot da bunlardan biriymiş. Onun adı neden mi Mızmız’mış? Çünkü Mızmız hiçbir şeyden memnun olmaz, her şeyden şikayet edermiş. Bütün gün oturur etrafındaki balıkları, deniz hayvanlarını seyreder...

Karagöz-Hacivat-18 (Okur Yazarlık)

(Hacivat, Karagöz’e yetişir.) HACİVAT – Uğurlar olsun Karagöz’üm! Ben de dükkânıma gidiyordum, birlikte yürüyelim. KARAGÖZ – Birlikte yün mü yiyelim? HACİVAT – Ne yün yemesi canım, yani beraber gidelim. KARAGÖZ – Hangi berbere gidelim? HACİVAT – Aaa, hemen sinirlendirme beni! Yolda yanyana ve konuşarak gidelim diyorum. KARAGÖZ – İyi ya gidiyoruz işte… HACİVAT – Neyse, senin hakkında iyi haberler...