KategoriMasallar

Şerbet Dolu Cam Bardak

     Bir varmış, bir yokmuş…      Develer tellâl iken pireler berber iken, ben anamın beşiğini tangur tungur sallar iken… Anam kaptı maşayı, dolandırdı bin bir köşeyi…      Derken, vakti zamanında bir Derya Padişahı ile bir de Peri Padişahı varmış. Peri Padişahı’nın hiç çocuğu olmuyormuş. Peri Padişahı bu derdine bir çare bulmak için köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir...

Madame de la Sablıere’e Söylev

İris, sizi övmekten daha kolay ne var? Ama kaç kez istemem dediniz bana Kimselere benzemiyorsunuz bunda. Başkaları hep övülmek istiyorlar. Hoşlanmayanı yok pöhpöhlenmekten. Kınamıyorum onları, hoş görüyorum; Tanrıların, kralların, güzellerin Ortak bir huyları bu deyip geçiyorum. Nektar dedikleri bir içki var hani Şairlerin övdüğü Zeus’un sevdiği Dünya tanrılarının başını döndüren; Övgüdür...

Sudanlı Üçüncü Haremağası Zenci Bukait’in Öyküsü

     Bilin ki, ey amcamın oğulları! Dinlediğimiz iki öykü de gülünç ve boştur. Ben size, iğdiş edilişimin ve hadımağası olmamın öyküsünü anlatınca, sizden daha berbat olarak buna lâyık olduğumu anlayacaksınız. Çünkü, ben hanımımı öptüm ve hanımımın oğlu olan çocukla zina işledim. Ama bu zinanın ayrıntıları öylesine harika ve öylesine sefih olaylarla doludur ki, bu an için, onları size anlatmam...

Otuz Dokuzuncu Gece Olunca

     Sözünü şöyle sürdürmüş:      Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, haremağası Kâfur öyküsünü şöyle sürdürmüş:      O sırada ben, bahçeye koştum; kadınlar, geride kalan herkesle birlikte valinin huzuruna çıktılar ve olup biteni ona anlattılar. Bunu duyan vali, ayağa kalkıp atına bindi ve araç gereçleriyle donanmış, çuvallarını ve küfelerini sırtlamış toprak işçilerini yanına aldı ve hep birlikte...

Kırmızı İnek

     Bir varmış, bir yokmuş…      Eski devirlerde kendi halinde bir aile varmış. Bu ailenin bir oğlu ile iki kızı varmış. Kızlardan biri evlatlıkmış. Evlatlık olanın adı Fatma’ymış.      Bu ailenin bir de kırmızı bir ineği varmış. Kızlar, her gün kırmızı ineklerini otlatmaya götürürlermiş. Anneleri de her gün bunların azığını ellerine verir yola gönderirmiş. Kendi kızına güzel güzel...

İkinci Sudanlı Haremağası Zenci Kâfur’un Öyküsü

     Bilesiniz ki kardeşlerim, öyküm başladığında, ben henüz sekiz yaşındaydım. Ama yalan söyleme sanatında oldukça deneyim kazanmıştım; her yıl, ama senede ancak bir kez efendim olan esir tacirine bir yalan uydurarak onu hırstan kaskatı ediyor ve düşüp bayılmasına neden oluyordum. Bu yüzden, sonunda, esir taciri benden mümkün olduğu kadar çabuk kurtulmak istedi ve beni tellala teslim ederek...

İnsan ve Yılan

Bir yılan görmüş, insanlardan bir insan: — Dur, hain, demiş; geberteyim de seni, Kurtulsun şerrinden dünya. Bu sözler üzerine kötü hayvan, Kötü hayvan dediğim, yılan: İnsan da olabilirdi pekâlâ. Evet, bu sözler üzerine yılan Neye uğradığını bilemeden Bir çuval içinde bulmuş kendini, Anlamış idam kararı giydiğini İdamlık suçu olsun olmasın. Haklı olduğunu belirtmek için İnsanoğlu bir nutuk çekmiş...

La Rochefoucauld’ya

İnsanların davranışlarına bakıp da Türlü durumlarda nasıl, ne kadar Hayvanlara benzediklerini gördükçe Çok kez şöyle demişimdir kendi kendime: Hayvanların kralı geçinen insan Daha az kusurlu değil uyruklarından. Ruh denen hazineden her yaratığa Bir şeycikler vermiştir doğa: Bir mayadan yaratılmış bütün canlılar. Bu sözümü destekleyen örnekler var: Ben çok kez, av saatlerinde, Ya güneş sular...

Odysseus’un Yoldaşları

Odysseus’la yoldaşları, Uyup rüzgârların keyfine, Her gün ölümle burun buruna, On yıl dolaşmışlar en uzak denizleri. Bir kıyıya varmışlar günün birinde. Gün Tanrısı’nın kızı Kirke Kraliçeymiş orada. Gemiden çıkan yiğitleri Sarayına buyur etmiş; Bir içki vermiş hepsine, yaman bir içki: İçenin aklı başından gitmiş. Sonra başlamış her biri Yüz ve beden değiştirmeye: Türlü hayvanlara...

Devin Kızı

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde… Pireler berber iken, develer tellâl iken ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken; bir Padişah’ın bir kızı varmış.      Kız, bir gün rüyasında görüyor ki, altından bir oda… Altından duvarlar, altın eşik, altın leğen altın ibrik… Altın leğen babasının elinde, altın ibrik ile kızın eline su...

Demokrıtos ve Hemşerileri

Cahil halk kafası ne kötü şey! Ne saygısız, ne haksız yollara gider, Kendini bilmeden ne sersemlikler eder. Perdeli gözlerle bakar dünyaya, Kendi ölçüsüne sokar herkesi. Demokritos bu kafadan payını almış; Hemşerileri diye çıkarmış adını. Zaten kim peygamber olmuş Kendi memleketinde? Beyinsizlerin yediği naneye bakın: Koca Demokritos aklını yitirmiş de Onlar bulmuş. Olmaz demeyin, öyle olmuş...

Çoban ve Kral

Hayatımızı bölüşen iki şeytan var; Aklın düşmanıdır bu şeytanlar. Ben onları yenen yürek görmedim; Kim bunlar, adları ne diye sorarsanız, Biri sevgidir derim, Öteki yükselme tutkusu. Bu ikincisinin daha geniştir yurdu: Sevgiyi de içine alır çünkü. Örnek gösterirdim buna da, Ama bugün anlatmak istediğim şey başka. Bir kral, sarayına bir çobanı getirmiş. Yaşadığımız günlerde değil Eski güzel...

Akıl Satan Deli

Delilere hiç yanaşma daha iyi; Sözümü dinlersen iyi edersin, Akılsızdan kaçmaktır aklın işi, Boş kafadan ne düşünce beklersin? Nesi var ki sana versin? Çarşıda pazarda deliler vardır, Kral bile konuşmaktan hoşlanır; Neden derseniz, deliler Sağ sol dinlemez veriştirirler; Kepaze ederler bizden iyi, Kötüleri, ahmakları, gülünç züppeleri. Delinin biri, köşe başlarında Akıl satıyormuş bağıra çağıra...

İlk Sudanlı Haremağası Zenci Savvap’ın Öyküsü

     Bilirsiniz ki, ey kardeşlerim, esir tacirleri beni tutup Bağdat’a getirdikleri zaman ancak beş yaşındaydım. Beni saray içindeki sahip-ül-seyf/kılıç taşıyan birine sattılar. Bu zatın, o zamanlar üç yaşında olan küçük bir kızı vardı. Ben bu kız ile birlikte yetiştirildim. Küçük kızı eğlendirirken, tüm ev halkının da neşe kaynağı olurdum! Onun için tuhaf danslar yapıyor, bildiğim...

Ama Otuz Sekizinci Gece Olunca

     AMA OTUZ SEKİZİNCİ GECE OLUNCA      Söze başlamış:      Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, Sudanlı kölelerden biri, hadım edilişlerinin öykülerini birbirlerine anlatmalarını önerince, feneri ve gereçleri taşıyan zenci Savvap, ilk sözü almış ve “önce benim anlatmamı ister misiniz?” diye sormuş. Öteki ikisi, “Tabii, hemen anlat bakalım!” demişler.      Bunun üzerine...

İki Serüvenci ve Tılsım

Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez. Herakles ne yollardan geçmiş, geçmeyen bilmez. Bu tanrıdan daha zor işler görmüş birine Ne masallarda rastladım, ne tarihlerde. Ama alın size bir kahraman ki Bulup eski zaman tılsımlarından birini Kondurmuş başına devlet kuşunu Masal ülkelerinin birinde. Bir şövalye ve yol arkadaşı Bir direk görmüşler bir gün Ve üstünde şöyle bir yazı: “Ey serüven...

Tunalı Köylü

Görünüşüne aldanmamalı kimsenin İyi bir öğüttür bu, yeni değilse de. Fare yavrusunun yanılgısıyla da Doğrulamak istediğim buydu benim. Bugün de Sokrates Baba’yı Ve Ezop’u öne sürebilirim, Bir de Tuna kıyılarından bir köylüyü. Marcus Aurelius çizmiştir Sadık bir portresini bu köylünün. Ötekileri herkes bilir; Köylüye gelince şöyle bir insan düşünün: Tepeden tırnağa kıllar içinde Bir...

Çaylak, Kral ve Avcı

Bir avcı diri diri yakalamış Nuh kadar yaşlı bir çaylağı. Krala hediye etmeyi düşünmüş Bu binde bir ele geçer yaratığı. Avcı: Çoban armağanı, diyerek Kuşu krala sunacağı sırada, Bu masal eğer uydurma değilse, Çaylak elinden fırlayıvererek, Dosdoğru Haşmetlinin burnuna gitmiş Ve batırıp pençesini kenetlemiş. — Ne! Kralın burnuna ha? — Evet kralın! — Başında taç, elinde asa yok muymuş? — Olsa ne...

Herkesin İçtiği Su

     Bir varmış, bir yokmuş…      Ling-Yu, gayet akıllı, ihtiyar bir Çin imparatoru idi. O kadar yükselmeyi severdi ki, halkın geçmiş ile hiçbir ilgisi kalmamasını temin için büyük Çin’in eski kitaplarını, eski kütüphanelerini yaktırmıştı. Çinliler adeta onun yüceliğine bile inanır gibi oluyorlardı. Diyorlardı ki, “Ling-Yu, dünyada tanrının dehasından bir numunedir!”      Kavga, gürültü çıkıp...

Ama Otuz Yedinci Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:      Babaları tacir Eyüp, ölünce onlara büyük bir servet; öteki pek çok şey arasında yüz yük ipekli, işlemeli ve değerli kumaş, sırf miskle dolu yüz torba bırakmış; mallar tüm olarak balyalanmış durumda ve her balyanın üzerine okunaklı bir yazıyla “Bağdat’a yollanacak” yazılı imiş; çünkü tacir Eyüp, bu kadar erken öleceğini ummuyor ve bizzat kendisi...

Ganem Bin Eyüp ve Kız Kardeşi Fitne’nin Öyküsü

     Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, evvel zamanlarda ve asırlar ve çağlar öncesinde tacirler arasında iki çocuk babası çok zengin bir tacir varmış. Kendisine Eyüp derlermiş. Oğlu “Aşkın Dalgın Esiri” namıyla tanınan Ganem bin Eyüp imiş. Geceleyin doğan dolunay kadar güzel, konuşma ve sözcükleri telaffuzdan yana emsalsiz yeteneklere sahipmiş. Ganem’in kardeşi olan kız ise...

Padişahın Yedi Oğlu

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir padişahın yedi oğlu varmış. Padişah, zevk sefa içinde olduğu için oğullarını unutmuş. Bu oğlanlar büyümüş, evlenme çağına gelmiş. Oğlanların en küçüğü yirmi beş yaşındaymış. Bir gün oğulların yedisi de toplanmış.      Büyük oğlan; – Kardeşlerim, bizler evlenip murat alamadık. Babamız bizi unuttu. Bari yaşı...

Kız Kılığına Giren Fare

Bir fare düşüvermiş Bir puhu kuşunun gagasından. Ben olsam kaldırmazdım düştüğü yerden, Ama bir Brahman kaldırmış. İnanırım, çünkü her memleketin Bir düşündüğü var kendine göre. Bir hayli hırpalanmış durumdaymış Bu sözünü ettiğim fare. Bizler aldırış etmeyiz pek Bu türlü küçük dünyalılara; Ama Brahman kardeş bilir onları. Ona sorarsanız, bir kraldan çıkan can Gider en minnacık kurdun Ya da...

İki Köpekle Bir Ölmüş Eşek

Kötü huylar bir araya gelir de İyileri gelmez nedense. İçimize bir kötülük girmeye görsün Hepsi sökün eder peşinden. Kardeş gibidir kâfirler; Bir dam altında yaşayabilirler. İyilikler öyle mi ya? Hepsi gelir mi bir araya Bir tek insanda? Gelse de binde bir; Zor kaynaşırlar nedense. Kimi adam yiğittir, ama akılsızca; Kimi de akıllıdır, ama pısırıkça. Hayvanlar da öyledir; Köpeği alın mesela:...

Tirsis İle Amarant

Ezop’u bir yana bırakmış, Bocaccio’ya vermiştim kendimi. Ama Tanrıçanın biri Haber salıp Parnassos’tan Masal istedi benden. Sen gel de yazamam de Elin kalem tutarken. Tanrıça bu, atlatılmaz ki… Hele güzelliğiyle de İnsana dilediğini yaptıran Tanrıçalardan biriyse. Sizin anlayacağınız, Sillery istedi Bay kargayla kurt çelebiyi Kafiyeli konuşturmamı yeniden. Sillery dendi mi...

Ve Otuz Altıncı Gece Olunca

     Şehrazat, yeniden öyküsünü ele almış:      Ey bahtıgüzel Şahım, işittim ki, Halife Ali-Nur’a “Ben Basra Sultanı Muhammet İbni Süleyman-üz-Zeyni’ye bizzat götüreceğin bir mektup yazacağım; o bunu okuyunca, mutlu sonuçlara ulaşacaksın!” deyince; Ali-Nur ona, “Ama bu dünyada balıkçıların hükümdarlara özgürce mektup yazmaları görülmüş şey midir?” diye sormuş...

İki Güvercin

İki güvercin varmış, canciğer; Bir arada doğmuş büyümüşler. Günün birinde iki dosttan biri Bıkmış görmekten hep aynı yeri, Uzak memleketlere gitmeye kalkmış. Otur oturduğun yerde, değil mi? Hayır, ille gidecek, delilik işte. — Ne zorun var kardeş, demiş Öteki güvercin; gel etme; Beni yalnız bırakıp gitme. Ayrılık en kötü şey bu dünyada. Sana göre hava hoş belki. Hiç mi aramazsın oralarda beni...

Kurtla Avcı

Biriktirme azgınlığı bir dev gibidir: En büyük nimet gözüne küçük gelir. Kitaplarda bu devle az mı cenkleştim; Boşa mı gidecek bütün emeklerim? Ne aklı dinliyor insanoğlu ne beni: Yeter artık yiyelim! diyecek mi bir gün? Acele et, dostum; pek uzun değil ömrün. Boyuna söylüyorum sana bunu; Tek bir söz bütün bir kitaba değer çünkü. Hadi kazancını ye. — Peki. — Ne zaman? — Yarın. Etme, dostum, yarın...

Yıldız Falı

Kaderinden kaçmak için yol değiştiren Çok kez o kaçtığı yerde rastlar kaderine. Bir baba, biricik oğlu doğunca Soyunu sürdürecek diye O kadar çok düşmüş ki üstüne, Falcıdan falcıya gider olmuş Dölünün kaderini öğrenmek için. Bir falcı demiş ki: Bu çocuğun Aslanlardan korunması gerekir en çok Belli bir yaşı dolduruncaya kadar; O belli yaş da yirmiymiş, ne eksik ne fazla. Sevgili oğlu üstüne...

Hasırcı Kız

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, ben anamın beşiğinde tıngır mıngır sallanırken bir baba dev ile bir de karısı varmış. Bu kadının her çocuğu olmasında, dev onu koymazmış ki yaşasın. Ne zaman bir çocuğu olsa onu muhakkak yermiş.      Baba dev, bir gün askere gidiyor. Karısı da bir kız çocuğu doğuruyor. Dev, karısının hamile olduğunu da bilmiyor. Devin...