KategoriMasallar

Ama Dört Yüz Elli Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      Cıva Ali’ye gelince, dostunun evinde üç gün kapalı kalma sabrını göstermiş. Ama dördüncü gün, yüreğinin sıkıştığını ve bağrının daraldığını duyumsamış ve Güve Ahmet’e, kendisi için onu ünlü kılacak ve Halife’nin lütuflarını kazanacak işler yapmanın zamanı gelip gelmediğini sormuş. Ahmet de, “Her şeyin zamanı vardır, oğlum! Seninle uğraşma işini tümüyle...

Ama Dört Yüz Elli İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Kahire’den henüz ayrılmışken, yola koyulmuş bir kervan görmüş; ona ulaşınca, soruşturup Şam’a uğrayarak Bağdat’a doğru yol almakta olduğunu anlamış. Bu kervan çok zengin birisi olan Şam tacirler kâhyasının düzenlediği bir kervan olup Mekke’den ülkesine doğru yol almakta imiş.      Böylece genç, yakışıklı ve yüzünde henüz tüyler bile bitmemiş olan Ali...

Ama Dört Yüz Elli Birinci Gece Olunca

     Demiş ki:      …İyiliksever koruyucumu bularak ona şu dizeleri okudum:      Yabancı topraklardaki yabancıların hanesi rüzgârlar üzerine inşa edilmiş binalara benzer. Rüzgâr eser, bina çöker, yabancı onu terk eder! En doğrusu onu inşa etmemektir.      Sonra ona, “İşte zaten Kahire’ye hareket etmek üzere olan bir kervan var, ülkeme dönmek için ona katılmak isterdim!”...

Ama Dört Yüz Ellinci Gece Olunca

     Demiş ki:      …İkisi birden çeşmenin mermer basamaklarından birine oturmuşlar; saka, tulumunu yere koymuş ve şu öyküyü anlatmış:      Bil ki, benim cömert efendim, babam, Kahire’deki sakalar birliğinin kâhyası idi. Evlere büyük miktarlarda su sağlayan büyük sakaların değil, benim gibi tulumunu sırtında taşıyarak küçük iş gören sakaların. Babam ölünce, miras olarak bana beş deve...

Ama Dört Yüz Kırk Dokuzuncu Gece Olunca

(Cıva Ali’nin, Delile ve Kızı, Delile’nin Kardeşi Balık Kızartıcısı Zurayk ve Büyücü Yahudi Azarya İle Serüvenleri)      İşittim ki, ey bahtı güzel şah, Bağdat’ta, Güve Ahmet ve Felaket Hasan’ın yaşadığı dönemde, güvenlik görevlilerinin hiçbir zaman yakalayamadığı kurnaz bir hırsız varmış; çünkü görevliler tam onu yakaladıklarını sandıkları sırada parmaklarının arasından tutulması güç...

Ama Dört Yüz Kırk Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Delile’yi birlikte götürmüş ve Divan’a Halife’nin huzuruna çıkarmış. El-Reşit, bu şeytansı yaşlı kadının içeri girdiğini görünce, onun hemen kan halısının üzerine yıkılıp başının vurulması buyruğunu haykırmaktan kendini alamamış. Felaket Hasan da Halife’nin elini öperek ona, “Onu bağışlayın, ey Emir-ül-Müminin! Ona güvence sağlamıştınız. İşte...

Ama Dört Yüz Kırk Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Güve Ahmet’e ve kırk okçusuna gelince; iki gün, iki gece süresince uyumuşlar; üçüncü günün sabahında olağan dışı uykularından uyanınca, ilkin orada bulunmalarının nedenini bilememişler ve sonunda, kendilerine bir oyun oynanmış olduğundan artık kuşku duymamışlar. O zaman kendilerini çok alçalmış hissetmişler; özellikle Güve Ahmet, Felaket Hasan’a karşı büyük bir...

Ama Dört Yüz Kırk Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:      O zaman, tatlı ve aydınlık yüzünde koyu renkli gözleriyle ince ve bükülgen bir kız olan Zeynep, hemen ayağa kalkmış ve büyük bir incelikle giyinmiş, yüzünü de, gözlerinin parıltısını daha yumuşak ve çekici yapan ipek muslin bir peçeyle örtmüş. Böylece giyindikten sonra gelip anasının elini öpmüş ve ona, ” Anne, dokunulmadık ve kapalı kilidim üzerine yemin ederim ki, kırk...

Ama Dört Yüz Kırk Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Hepsini birlikte Bağdat’a, Emir-ül-Müminin Halife Harun Reşit’in sarayına götürmek zorunda kalmış. Onların dinlenmesi kabul edilmiş ve ilk şikayetçilerden biri olan Sokak Döveci’nin onlardan önce geldiği Divan’a girmişler. Halife, böylesi işleri kendisi ele almakla, onları birbiri ardından sorgudan geçirerek işe başlamış:      İlkin eşekçiyi, en sonra...

Ama Dört Yüz Kırk Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      “Senin, kardeşim, o harika Bağdat’ta oturduğun sırada, tattığın en iyi şey ne oldu?” diye soruyormuş. Öteki, kısa bir süre sustuktan sonra, “Ben, vallahi, orada yağda kızartılıp arasına bal ve üzerine kaymak konmuş pişi yedim! En çok sevdiğim şey bu oldu! Kuşkusuz Bağdat’ta başıma gelen en tatlı olay bu!” demiş. O zaman öteki, tavada...

Ama Dört Yüz Kırk Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      “Yallah! Gel bakalım bizimle birlikte Halife’nin yanına!” diye haykırmışlar. Bunun üzerine vali, “Siz köle değilseniz, dolandırıcı ya da hırsız olmalısınız! Bu yaşlı kadını konağıma siz getirdiyseniz, onunla bu dolandırıcılıkta işbirlikçisiniz demektir! Ben de sizin her birinizi yabancılara yüzer dinara satarım!” demiş.      Onlar böyle...

Yörük Oğlu İle Padişah Kızı

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde memleketin birinde bir padişah varmış. Padişah bir gün memleket turuna çıkmış. Yolda giderken bir mezarlığa denk gelmiş. Mezarlıkta da bir adam varmış ve bir çöpü kırar ona eklermiş, o çöpü kırar ötekine eklermiş. Bu padişahın dikkatini çekmiş.      Padişah adama selam verirmiş, adam selamı almazmış. Tekrar selam...

Ama Dört Yüz Kırk İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Ah eşeğim! Vah azı dişlerim!” diyerek sızlanıp duruyormuş.      Böylece kentin çeşitli semtlerinde dolanıp durmuşlar; ama ansızın bir sokağa dönüp girerken, karşılarına çıkan Fındıkçı Delile’yi bu kez de ilkin görüp tanıyan yine eşekçi olmuş; çünkü içlerinde onun adını ya da oturduğu yeri bilen başka kimse yokmuş. Ve onu görür görmez eşekçi, “İşte...

Fesleğenci Kız

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zaman içinde Kazdağı’nda yaşlı bir çiftçi üç kızıyla birlikte yaşarmış. Birbirini çok seven baba ile kızları, mutluluk içinde yaşayıp giderlerken günün birinde yaşlı çiftçi hastalanıp ölmüş. Kızları günlerce ağlamışlar iyi kalpli babalarının ardından. Elden ne gelir? Sonunda zavallı kızcağızlar yokluk, yoksulluk içinde kalakalmışlar.      Bir gece en...

Ama Dört Yüz Kırk Birinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Tanrı, yaşlı hilebazı, yeni bir girişimde bulunmak üzere kentte dolaşırken, önce eşekçinin görmesini takdir etmiş. Gerçekten, eşekçi onu görür görmez, kılığını değiştirmiş olmasına karşın kendisini tanımış ve üzerine, “Allah belanı versin, yaşlı çöküntü, kuru kütük! Sonunda seni buldum!” diye haykırmış. Kadın, “Senin neyin var oğlum?” diye sormuş. O da...

Ama Dört Yüz Otuz Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki:      … Ben tıpkı, ateşe ve suya dayanıklı kabuğu içindeki bakla gibiyim!” diye yanıt vermiş. Ve ayağa kalkarak sırtından sufi giysilerini çıkarmış; büyüklerin hizmetindeki hizmetçiler gibi giyinmiş ve Bağdat’ta işleyeceği yeni kötülükleri düşünerek evden çıkmış.      Böylece, boydan boya ve enden ene güzel kumaşlar ve çok renkli fenerlerle süslenip donanmış sapa...

Ama Dört Yüz Otuz Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Hepsi o kadar! Genç kadınla genç tacire gelince, onların durumları da şöyleymiş: Evin giriş bölümünde genç tacir, denetlemek için genç kadının gelmesini beklerken, o da kendi bakımından, yukarıdaki odada, kendisine Hamilelik Babası’nın vekili olan budalanın Baba’ya yapacağı ziyaret için vereceği izni getirecek olan ermiş yaşlı kadını bekliyormuş. Ama yaşlı kadın...

Ama Dört Yüz Otuz Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Öyleyse, bil ki, ey dualarım üzerine olası eşekçi, zavallı çocuk borcunu ödemekten aciz! Ve hapishaneye atıldığı her seferinde, onu ben kurtarıyorum. Ama bugün, sonunda, iflas ettiğini ilan etti. Ben de emanet bırakılan eşyayı sahiplerine geri vermek üzere toplamaya geldim. Senden buradaki pılı pırtıyı taşımam için eşeğini kiralamanı istiyorum. İşte karşılığında bir...

Ama Dört Yüz Otuz Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:      …ve büyük anahtarla çabucak cümle kapısını açmış      İlkin kendisi içeri girmiş, sonra da tacire beklemesini söyleyerek genç kadını içeri sokmuş; yukarı kattaki odaya çıkarmış ve ona, “Kızım, aşağıda saygın şeyh Hamilelik Babası oturuyor! Sen beni burada bekle ve üzerindeki çarşafı çıkara dur! Seni gelip yeniden bulmada gecikmeyeceğim!” demiş. Sonra hemen...

Ama Dört Yüz Otuz Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Elbette! Sana benim adımı kim söyledi?” diye yanıt vermiş. O da, “Beni sana tanınmış kimseler gönderdi. Ben de sana, oğlum, şurada gördüğün genç hanımın kızım olduğunu ve büyük bir tacir olan babasının ona sayısız servet bırakarak öldüğünü bildirmek üzere geldim. Bugün ilk kez evden çıkıyor; çünkü ergenlik yaşına erişeli daha pek fazla bir zaman geçmedi ve...

Ama Dört Yüz Otuz Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      Yaşlı kadın, genç hanımın yanına gelince, güzelliğinden şaşkınlığa uğramış; çünkü genç kadın, tılsımlı bir yüzüğün açıp ortaya çıkardığı bir hazine kadar ışık saçıyormuş. Kendi bakımından da genç hatun, yaşlı kadının çabucak ayaklarına kapanmış ve ellerini öpmüş; yaşlı kadın da ona, ” Kızım, ben buraya öğütlerime ihtiyacın olduğunu bildiğimden Tanrı’nın esiniyle...

Ama Dört Yüz Otuz Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      “Başım üzerine yemin ederim ki, kızım, şu Bağdat’ta birinci dereceden birkaç oyun çevirecek ve böylece gerek Güve Ahmet’in, gerekse Felaket Hasan’ın oynadığı oyunları fersah fersah aşacağım!” diye cevap vermiş.      Ve o saat ve o anda kalkarak yüzünü bir ihramla örtmüş, kolları topuklarına kadar inecek uzunlukta abartılı bir harmaniyeye bürünerek...

Fındıkçı Delile’nin Hilelerinin Öyküsü

     Anlatırlar ki ey bahtı güzel şah, Bağdat’ta Halife Harun Reşit döneminde, ikisi de hilebazlık ve hırsızlıkta nam salmış Güve Ahmet adında birisi ile Felaket Hasan adında bir diğer kişi yaşamaktaymış. Bu mesleklerdeki yaptıkları, tam anlamıyla akıl almaz şeylermiş; bundan dolayı, her çeşit marifetten yarar sağlamasını bilen Halife, onları nezdine çağırtmış ve kendilerini kolluk amiri...

Ama Dört Yüz Otuz Birinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Kendi bakımından Kamer-ül-Akmar, Sana hükümdarına bir mektup yazarak tüm öyküyü kendisine açıklamış ve evliliklerini ve birlikte tam bir mutluluk içinde bulunduklarını bildirmiş. Ve bu mektubu, şahane armağanlar ve büyük değerdeki nadir eşyayla birlikte bir ulakla hükümdara ulaştırmış.      Haberci, Yemen ülkesinde Sana’ya gelince, mektubu ve armağanları sultanın...

Aka Dört Yüz Otuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki:      …Neredeyse sevinçten uçacak gibi olmuş. Hizmetçilere, kadın kölelere ve hadımağalarına onu hamama götürerek giysiler ve süslerle donatmalarını buyurmuş. Ve kadınlarla köleler içeri girip selamlar vermişler; o da kendilerine selamlarını en kibar bir şekilde ve sesinin en tatlı edasıyla iade etmiş. Bunun üzerine onu şahane giysilerle donatmışlar, boynuna değerli taşlardan bir...

Ama Dört Yüz Yirmi Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki:      …Hükümdarın huzuruna çıkararak kendisine, “Bu genç adam, dün akşam geç vakit geldi; sorguya çıkarılması için, onu huzuruna getiremedik, hükümdarımız!” demişler. Bunun üzerine hükümdar, “Sen nereden geliyorsun? Adın ne? Mesleğin ne? Ve kentime gelmenin nedeni nedir?” diye sormuş. O da, “Adım söz konusu olunca, bana İran diliyle Harşah derler. Ülkem...

Akılsız Kurt

     Bir varmış, bir yokmuş…      Vakti zamanında kurdun birisi yola yukarı gidiyormuş. O sırada da kurdun karnı acıkınca kurt:      “Yolda karşıma ilk çıkan hayvanı yiyeceğim.” diyerek niyetlenir .      Yolda giderken önüne bir koyun rast gelir. Kurt, koyunu tutarak:      “Ben seni yiyeceğim,” der. Koyun:      “Sen beni yiyeceksin ama önce sen yüzükoyun yolun içerisine yat. Ben bir iki...

Ama Dört Yüz Yirmi Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Sorularını tamamen akıl almaz ve saçma sapan buluyorlarmış. O da, uzun bir süre, gittikçe daha derin araştırmalar yaparak, gittikçe daha fazla bilgi edinerek, ama onu belirli bir yola sokacak herhangi bir haber almaksızın araştırmalarını sürdürmüş.      Bütün bunlardan sonra, bir gün, Şems-ün-Nehar’ın babasının saltanat sürdüğü Sana kentine gelmiş ve gelir gelmez bazı...

Ama Dört Yüz Yirmi Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:      … Ama bunların her biri ötekinden daha baştan çıkarıcıdır!” diye yanıt vermiş. Sihirbazın bu sözleri genç kızı inandıracak verideymiş; bunun üzerine ayağa kalkmış ve elini yaşlı bilginin eline teslim ederek, ona, “Babacığım, beni seninle neye bindirerek götüreceksin!” diye sormuş. O da, “Sultanım, buraya geldiğin atın üzerine bineceksin!”...

Ama Dört Yüz Yirmi Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:      Ve hemen gidip bahçenin bakıcılarını bulmuş ve onlara, “Buradan geçen ya da bahçeye giren herhangi birini gördünüz mü? Bana gerçeği söyleyin, yoksa hemen başınızı uçururum!” diye sormuş. Bakıcılar onun bu tehditlerinden dehşete düşmüşler ve hep bir ağızdan “Vallahi! Kimsenin bahçeye girdiğini görmedik. Sadece İranlı bir bilgin gelerek şifalı otlar toplamak...