KategoriBinbir Gece Masalları

Ve Otuz Dördüncü Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:       İşittim ki, ey bahtıgüzel şahım, kaptan, Ali-Nur’a, “Barış kenti Bağdat’a!” deyince, Ali-Nur da, “Bekleyin! Biz de geliyoruz!” demiş ve kendisini Enis-üc-Celis izlediği halde, geminin güvertesine çıkmış, gemi de hemen tüm yelkenlerini açarak büyük beyaz bir kuş gibi deryaya kanat açmış; şairin dediği gibi:     Şu gemiye bak...

Fakat Otuz Üçüncü Gece Gelince

     Şehrazat sözünü sürdürmüş:      İşittim ki, ey bahtıgüzel hükümdarım! Vezir Fazleddin, karısına, “O gün düşmanımız Vezir Es-Savi, Sultan’ın huzuruna çıkarak, ona, ‘Ey hükümdarım, her zaman size olan sadakatini övdüğünüz bu vezir sizden on bin altın alarak güya size bir cariye satın alacaktı. Gerçekten, dünyada eşi menendi bulunmayan bir esire satın aldı. Ama onu o denli...

Enis-üc-Celis İle Ali-Nur’un Öyküsü

     Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, Basra tahtında vaktiyle Halife Harun Reşit’e bağlı bulunan Muhammet İbni Süleyman-üz Zeyni adlı bir sultan varmış. Fakirleri ve dilenenleri kollar, bahtsız tebaasını merhametle ele alır ve servetini, Allah’ın barışı ve duası üzerine olası Peygamberimiz Muhammet’e inananlar arasında bölüştürürmüş. Her bakımdan, erdemleri ve yiğitliği üstüne...

Kamburun Hayata Dönüşü

     İşte, ey bahtıgüzel şahım, Çinli terzinin hükümdarına yedi bölümde anlattığı öykü böyleymiş, diyerek sözünü sürdürmüş Şehrazat. Sonra da eklemiş:      Berber Es-Samet, öyküsünü bitirince, biz tüm çağrılılar bu insanı şaşırtan berberin gerçekten ne kadar geveze olduğunu anladık ve yeryüzünde görülen tüm berberlerin en densizi olduğuna inanmak için daha fazla onu işitmek lüzumunu duymadık ve...

Berberin Altıncı Kardeşi Şakalik’in Öyküsü

     Ey Emir-ül Müminin, ona Çatlak Çömlek anlamında Şakalik derlerdi. Ve kardeşlerimin içinde dudakları, yalnız dudakları değil, zebbi de kesik olan odur. Ve zebbi de, dudakları da son derece şaşırtıcı koşullarda kesilmiştir.      Şakalik adındaki bu altıncı kardeşim, yedimizin içinde en fakiri idi; hem de sözcüğün tam anlamında fakir. Hepimiz gibi onun da babamın mirasından eline geçen yüz...

Ve Otuz İkinci Gece Gelince

     Öyküyü Şehriyar’a şu şekilde anlatmayı sürdürmüş:      Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki, berber beşinci kardeşi El-Aşar’ın öyküsünün devamını şöyle anlatmış:      …tüm merasim bitinceye kadar sürdürürüm. Bunun üzerine genç kölelerimden birkaçını, bozdurduğum beş yüz dinar altının karşılığı ufak paralarla dolu bir keseyi alarak bu parayı avuç avuç tüm salona serpmesini ve de tüm...

Berberin Beşinci Kardeşi El-Aşar’ın Öyküsü

     Ey Emir-ül Müminin! Kardeşlerim içinde kulağı gibi burnu da yarık olanın öyküsüdür sana şimdi anlatacağım. Ona, iri yarı ve karnı gebe bir deveninki gibi şiş ya da koca bir kazan gibi iri olduğundan ötürü El-Aşar derlerdi. Ancak bu, onu gündüzü görülmedik bir tembellikle geçirirken; geceleyin, her türlü işi yaparak ertesi gün harcayacağı parayı yasadışı ve oldukça garip yollara baş vurarak...

Berberin Dördüncü Kardeşi El-Kuz’un Öyküsü

     Benim dördüncü kardeşim, El-Kuz-El-Assuani adıyla tanınıp mesleğini Bağdat’ta yürüten bir kasaptır. Mesleği olan et ve haşhaş satımında seçkinleşmiş ve iri kuyruklu koyunlar yetiştirmekte ve yağlandırmakta usta olarak tanınmıştır. Bundan dolayı da kim iyi et satar, kim satmaz bilirdi. Böylece kentin ileri gelenleri ve en zengin tacirleri, onun dükkânından başkasına gitmezler ve ondan...

Berberin Üçüncü Kardeşi Bakbak’ın Öyküsü

     Şişkin tavuklar gibi gıdaklayarak konuştuğu için Bakbak adı verilen kişi, benim üçüncü ve kör kardeşimdir. Mesleği yoktur, dilenerek geçinir; kentimiz Bağdat’ın dilenciler dayanışma birliğinin başkanlarından sayılır.      Günün birinde, Tanrı’nın iradesi ve bahtın cilvesiyle, kardeşim, dilenirken, büyük bir evin kapısının önüne gelmiş. Kardeşim Bakbak, sadaka isterken her zaman...

Ama Otuz Birinci Gece Gelince

     Yeniden söze başlamış:      Ey bahtıgüzel şahım, işitim ki, berber Çin hükümdarına, kardeşi El-Haddar ile ilgili olarak naklettiğini vurguladığı ve Halife Muntasır Billâh’ın huzurunda ilk kez anlattığı öykünün sonunu şöyle bağlamış:      “Kardeşim Haddar, önünde dikilmiş zebbiyle, tüy gibi hafif ve gülerek koşan genç kızın peşine düşmüş. Ve üç genç kızla yaşlı kadın, Haddar’ın...

Berberin İkinci Kardeşi El-Haddar’ın Öyküsü

       Bilin ki, ey Emir-ül Müminin! İkinci kardeşime bir deve gibi böğürdüğü için El-Haddar derlerdi, dudağı da çatlaktı. Meslek olarak kesinlikle hiçbir iş yapmıyordu; kadınlarla geçirdiği serüvenler yüzünden benim başımı çok belalara sokmuştur; size binlercesinden birini anlatayım:        Bir gün belli bir maksadı olmaksızın Bağdat caddelerinde dolaşırken yanına yaklaşarak ona, “Beni...

Berberin Birinci Kardeşi Bakbuk’un Öyküsü

       Ey Emiı-ül-Müminin, bil ki, kardeşlerimin en büyüğü, topal olan, El-Bakbuk diye anılır; çünkü zevzekliğe başlayınca, bir testinin ağzından boşalan su gibi glu-glu sesleri çıkarttığı izlenimi verir. Mesleğine gelince, Bağdat’ta terzidir. Küçük terzi dükkânını paradan ve servetten yana gani birinden kiralamıştır. Bu adam, kardeşim Bakbuk’un dükkânının üstündeki bir dairede oturur...

Bağdatlı Berberin Altı Kardeşinin Öyküsü

       Berber dedi ki, “Biliniz ki, efendilerim, ben Bağdat’ta Emir-ül Mümin El-Muntasır Billâh zamanında yaşadım. Onun devlet başkanı olduğu çağda mutlu yaşanıyordu; çünkü fakirleri ve çocukları sever; bilginler, bilgeler ve şairler topluluğuna değer verirdi.        Böylece, günlerden bir gün, Halife, kentin pek uzağında yaşamayan on suçlu kişinin davasına bakacaktı; bir kolluk amirine bu...

Ancak Otuzuncu Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:      Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, şaşırıp kalmış olan kadı, onlara, “Sizin efendiniz ne yapmış ki, ben onu öldüreyim? Ve aranızda eşek gibi anıran şu berber de ne istiyor?” diye sormuş. Bunu duyan berber bağırarak, “Biraz önce sopalayarak efendimi öldürmek isteyen elbette sendin. Ben sokaktan onun haykırışlarını duydum!” dedi. Kadı...

Yirmi Dokuzuncu Gece Gelince

     Yeniden söze başlamış:       Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, genç adam berbere, “Sen beni sabırsızlıkla ve çıldırtarak öldürmeye kararlısın!” deyince, berber ona demiş ki…      “Bununla birlikte, efendim, ben az konuşmamdan ötürü, herkesin Es-Samet adıyla tanıdığı bir kimseyim. Ve sen beni geveze bellersen, çok haksızlık etmiş olursun; özellikle de beni kardeşlerim...

Topal Gencin Öyküsü

     Ey burada bulunanlar, bilin ki, ben, Bağdat’ın en büyük tacirlerinden birinin oğluyum. Allah’ın takdiriyle babamın benden başka çocuğu olmamış. Babam, çok zengin ve tüm kentte ünlenmiş bir kimse olmakla birlikte, evinde sessiz, kendi halinde ve tam bir huzur içinde yaşıyordu. Beni de bu yolda yetiştirdi ve ergenlik yaşıma erişince, tüm servetini bana bıraktı ve tüm...

Terzinin Öyküsü

     Bil ki, ey zamanın hükümdarı, kambur ile geçen serüvenimden önce, kentimizin bir evinde, terziler, ayakkabı tamircileri, bezzazlar/manifaturacılar, berberler, marangozlar ve diğer esnaftan oluşan başlıca lonca üyelerinin katıldığı bir şenliğe çağrılmıştım.      Sabahın er saatinde idi. Böylece, daha gün doğduğunda, ilk yemeği yemek üzere bir sofranın yöresine çepeçevre oturmuş, ev sahibinin...

Ama Yirmi Sekizinci Gece Gelince

     Yeniden söze girişti:      “İşittim ki, ey bahtıgüzel şahım, Yahudi hekim öyküsünü şöyle sürdürmüş:      Genç adam, simsara “Onu bin dirheme satabilirsin!” deyince simsar, genç adamın gerdanlığın değerini bilmediğini anlamış ve onu çaldığı ya da bulduğu için elden çıkarmak istediğini, dolayısıyla meselenin açığa çıkarılması gerektiğini düşünmüş. Bunun üzerine gerdanlığı almış ve...

Yahudi Hekimin Öyküsü

     Gençlik çağımda başıma gelen en şaşırtıcı şey kesinlikle bu öyküde geçenlerdir.      O zamanlar Şam kentinde tıp ve fen öğrenimi görmekteydim. Ve mesleğimi iyice edindikten sonra, onu uygulamaya ve hayatımı kazanmaya başladım.      Böylece, günlerden bir gün, Şam valisinin konağından bir köle bana geldi ve onunla birlikte bir ziyarette bulunmamı istedi ve beni alıp vali konağına götürdü...

Ancak Yirmi Yedinci Gece Gelince

     Söze başlayarak;      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Çin hükümdarı, “Hepinizi astıracağım!” deyince, azık sağlayıcı, bu kez, ilerleyerek kralın önünde yer almış ve ona, “İzin verirseniz, bugünlerde duyduğum, kamburunkinden daha şaşırtıcı ve daha harika olan bir öyküyü size anlatayım! Eğer işittikten sonra siz de bunun böyle olduğuna hükmederseniz, umarım ki hepimizi...

Ancak Yirmi Altıncı Gece Gelince

     Yeniden söze başlamış;      Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki, tacir Mısırlı Kıpti, simsara öyküsünü böyle anlatmış; o da kendince Çin’in bu kentinde sultana aynı şekilde nakletmiş:      “İçeri girince, beni karşılamak için inciler ve değerli taşlarla süslenmiş, yüzü ışıklı ve gözleri sürmelenmiş genç kadının ilerlediğini gördüm. Bana güldü, elimden tutup göğsüne bastırdı. Sonra ağzını...

Hristiyan Simsarın Öyküsü

     Bil ki, ey zamanın şahı! Ben bu ülkeye sadece ticari bir iş için geldim. Ben, bahtımın senin ülkene yönelttiği bir yabancıyım. Aslında, Kahire kentinde doğdum. Oradaki Kıptiler’den biriyim. Yine aynı şekilde, Kahire’de tıpkı benden önce simsarlık yapan babam gibi yetiştirildim.      Babam öldüğü sırada, ancak delikanlılık yaşına ulaşmıştım; onun yerine simsarlığa başladım; biz...

Ve Yirmi Beşinci Gece Gelince

     Dünyazat, Şehrazat’a, “Ablacığım, senden rica ediyorum, bize Kambur, Terzi ve Karısı öyküsünün sonunu anlat!” demiş. Şah da aceleyle, “Anlatabilirsin!” yanıtını vermiş. O zaman Şehrazat söze başlayarak demiş ki:      Ey bahtıgüzel Şahım, işittim ki, terzi, kamburun böylece ölüverdiğini görünce, “Yüce ve kadir-i mutlak olan Tanrı’dan daha güçlü ve...

Terzi İle Kamburun Öyküsü

     Bunun üzerine Şehrazat Şah’a demiş ki:      Ey bahtı güzel Şah, işittim ki, eski zamanlarda ve geçmiş çağlar ve yüzyıllarda, Çin’in bir kentinde, halinden memnun, mutlu bir terzi yaşarmış. Bu adam eğlenmeyi ve hoşça vakit geçirmeyi severmiş ve zaman zaman karısıyla dışarı çıkıp dolaşmayı, sokakların ve bahçelerin temaşasıyla gözlerini hoş tutmayı âdet edinmiş imiş.      Böylece, bir...

Ve Yirmi Dördüncü Gece

     Genç Dünyazat, ablası ile eniştesinin işleri bittiğinde, oturduğu halıdan kalkıp Şehrazat’a: “Ablacığım, senden rica ediyorum, güzel Hasan Bedreddin ile amcası Şemşeddin’in kızı olan karısının o çok hoş öyküsünü tamamla! Tam da şu sözlerde kalmmıştın: ‘Büyükanne, haremağası Sait’e bir göz atıp, ona… ‘Acaba ne söylemisti? Lütfen!” demiş.     ...

Fakat Yirmi Üçüncü Gece Gelince

     Söze başlamış:      Ey bahtı güzel şahım! İşittim ki, Halife Harun Reşid’in veziri Cafer-ül Barmaki öyküsünü şöyle sürdürmüş:      Vezir Şemseddin, yeğeni Hasan Bedreddin’in kaybolduğunu görünce, kendi kendine, “Dünya ölüm kalım dünyası olduğuna göre, ben tedbirlerimi alayım! Elbet bir gün Hasan nasıl bırakıp gittiyse öylece çıkagelir,” demiş. Ve vezir Şemseddin, bir yazı...

Fakat Yirmi İkinci Gece Gelince

     Söze başlamış::      Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki, Cafer, Halife Harun Reşit’e öyküsünü anlatmayı şöyle sürdürmüş:      Kendisiyle konuşanın ecinni olduğunu sanan korkuya düşmüş kambur, yanıt veremeyecek kadar çok ürkmüştü. Bunun üzerine vezir, kızarak, “Bana yanıt ver, alçak kambur, yoksa şu palayla gövdeni parçalayacağım!” diye haykırmış. Bunun üzerine kambur, başı...

Ve Yirmi Birinci Gece Gelince

     Şehrazat yeniden söze başlamış:      İşittim ki, ey bahtıgüzel şahım, ifrit sözlerini, “Zaten şenliğin başlaması için kamburun hamamdan çıkmasını bekliyorlardı,” diyerek sonuçlandırınca; ecinniye, “Evet, arkadaş! Ama senin, Sitt-Ül Hüsn’ün bu delikanlıdan daha güzel olduğunda ısrar ederek çok yanıldığını düşünüyorum. Bu, hiç de mümkün değil; çünkü, ben, Hasan’ın...

Fakat Yirminci Gece Gelince

     Şehrazat sözünü sürdürmüş:      Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki, vezir, onu görünce ayağa kalkmış ve onu büyük bir sevinçle karşılamış ve de ona, “Git, oğlum, koş ve karının yanına gir ve mutlu ol! Yarın seninle Sultan’ın huzuruna çıkarız. Şimdi sana, Tanrı’nın tüm lütuflarının ve iyiliklerinin senin üstüne olmasını dilemekten başka söyleyeceğim yok!” demiş.      Bunun...

Vezir Nureddin, Kardeşi Vezir Şemseddin ve Hasan Bedreddin’in Öyküsü

     Bunun üzerine Cafer-ül Barmaki söze başlamış:      Bil ki, ey Emir-ül Müminin! Mısır ülkesinde, bir zamanlar, dürüst ve hayırsever bir sultan varmış. Bu sultanın da fen ve edebiyata derinden aşina bilge bir veziri varmış ve bu vezir yaşı ilerlemiş bir ihtiyar imiş; ama gökteki aya benzer iki oğlu varmış. Büyüğünün adı Şemseddin, küçüğünün adı Nureddin imiş; ama küçük olan Nureddin, aslında...