KategoriBinbir Gece Masalları

Ama İki Yüz Elli Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      … Onu hamama sokmuş ve yıkandıktan sonra, sırtına, dükkânda bulunan ince satenden bir esvap giydirmiş. Başına da, altın işlemeli çizgili ince kumaştan bir sarık sarmış. Bundan sonra ikisi birden biraz bir şeyler yiyip birer bardak şerbet içmişler; böylece serinledikten sonra, hamamdan çıkmışlar.      Kâhya, kölelerin kendisi için bulundurdukları beyaz katıra binmiş ve...

Ama İki Yüz Elli Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      … Sakalı çıkıp iyice büyüyünceye kadar onu yeraltındaki bölmeden çıkarmamaya karar vermişler.      Bir gün Ebu Şamat’a yiyecek tepsileri taşıyan kölelerden biri, yer altındaki odanın kapısını kapatmayı unutmuş; yer altı kesimi oldukça geniş ve birçok perde ve kapılarla dolu olduğundan daha önce farkına varmadığı bu kapının açık olduğunu gören çocuk, çabucak oradan...

Ama İki Yüz Elli İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:       “İşte erkeğin yumurtalarını sertleştiren ve çok duru olan sıvısını koyulaştıran üstün tertip!” diyerek ona vermiş. Sonra da, “Bu macunu cinsel yaklaşımdan iki saat önce yemen gerek! Ama, önceden, ilkin üç gün gıda olarak, sadece baharatla çeşnilendirilmiş keklik kebabı, içindeki sütüyle erkek balık ve de hafifçe ızgarası yapılmış koç yumurtası yemen gerek...

Ama İki Yüz Elli Birinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “… erkek yumurtasını yoğunlaştıracak ve onları kadını aşılayacak hale getirecek tertibi bulursun!” demiş. Bu sözleri işitince kâhya kendi kendine, “Vallahi! Yarından tezi yok aktara gidecek ve yumurtalarımı yoğunlaştırmak için bu tertibi satın alacağım!” demiş.      Ve ertesi gün olup çarşı açılır açılmaz, kâhya yanına boş bir çini kap alarak bir...

Alaaddin Ebu Şamat’ın Öyküsü (250. Gece)

     Demiş ki:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Kahire’de kentin tacirlerinin kâhyası olan saygın bir şeyh varmış. Dürüstlüğünden, ağır ve kibar davranışlarından, ölçülü konuşmasından, zenginliğinden, köle ve hizmetkârlarının çokluğundan dolayı tüm çarşı tarafından saygı görürmüş. Adı Şemseddin imiş.      Bir Cuma günü, namazdan önce, hamama gitmiş; sonra da berbere giderek kutsal...

Ama İki Yüz Kırk Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “… Rebi’nin oğlu Nimet adlı bir genç yaşarmış. Onun da sevdiği ve kendisini seven güzel bir cariyesi varmış; çünkü ikisi birlikte, aynı beşikte yetiştirilmiş ve ergenlik çağının ilk günlerinden başlayarak birbirlerini sahiplenmiş bulunuyorlarmış. Bir gün gelip de zaman onları birbirinden ayırasıya kadar yıllarca birlikte mutlu olmuşlar. Acımasız bahtın...

Ama İki Yüz Kırk Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Sonra da Nimet’e dönüp ona, “Ruhunu serin tut delikanlı; seni ancak mutluluklar bekliyor!” demiş.      Bu sırada yaşlı kadın Nama’yı bulmaya gitmiş ve ona, “Çabuk beni izle kızım! Kocan kendisi için hazırladığım odada!” demiş. Ve onu heyecandan sapsarı, Nimet’i bulacağını sandığı odaya götürmüş. Ama onu orada bulamayınca dehşete...

Ama İki Yüz Kırk Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:      Altıncı odaya girmiş… Böylece küçük bir kubbe oluşturacak şekilde yapılmış, yüksek tavanlı, duvarları hat sanatının en güzel örneğini oluşturan altın harflerle yazılmış ayetlerin süslediği bir salona ulaşmış; burada duvarlara pembe ipekten kumaşlar asılmış, pencereleri tüllerle donanmış, yerde de Horasan ve Kaşmir halıları serili imiş; taburelerde, içi meyve dolu...

Ama İki Yüz Kırk Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “… İyiliklerine karşı beslediğimiz minnettarlığın yüreğimizde seçkin bir yeri olduğunu gösterecektir!” demiş. Bunun üzerine iyi yürekli soylu kadın hemencecik bayılmış olan Nimet’i kendine getirmeye uğraşan hekime yardım etmeye koşmuş; ve ona, “Benim iyi niyetimin ve bağlılığımın içtenliğine güvenebilirsiniz” demiş.      Ve onları bırakarak...

Ama İki Yüz Kırk Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      “… sadece birkaç haftadır!” demiş. Bu sözleri duyunca İranlı hekim, yüreği bir değirmen gibi ses veren Nimet’e, “Oğlum, İbn-i Sina’nın tertibinin yedinci maddesine göre şu ve şu ilaçları hazırla!” demiş.      Bu sırada kadın dönüp delikanlıya bakmış ve yüzünü daha dikkatle, uzun uzun inceledikten sonra, “Aman yarabbi! Çocuğum...

Ama İki Yüz Kırk Üçüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      … Ve onu mutlu görünce, sonsuz sevinçlere kapılmış.      Bu koşullar altında yolculuk hoş ve yorgunluk duyulmadan geçmiş ve böylece Şam’a gelinmiş. İranlı bilgin, Nimet ile birlikte büyük çarşıya gitmiş ve orada çabucak bir dükkân kiralamış ve bu oldukça büyük dükkânı yeniletmiş. Sonra da zarif raflar yaptırmış; bunları kadifelerle kaplatmış ve üzerlerine değerli...

Ama İki Yüz Kırk İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Bahtın sana vermek istemediği şeyi de asla elde edemezsin!” demiş. Bunun üzerine Nimet validen izin istemiş ve bütün gece Nama’yı aradıktan sonra ümidi kırık, evine dönmüş. Ertesi gün de ileri derecede bir kırıklık ve ateşle yatağa düşmüş. Hastalığı, vali tarafından düzenlenen araştırmalardan ümidini kestiği oranda, günden güne artmış. Başvurduğu tabipler...

Ama İki Yüz Kırk Birinci Gece Olunca

     Demiş ki;       Vali hemen köşke gelmiş ve gördüğü güzellik karşısında gözleri kamaşmış, eşikte kalakalmış. Nama bu tanımadığı adamın içeri girmek üzere olduğunu görünce, hemen yüzünü örtmüş ve birden hıçkırıklar kopararak ağlamış ve gözleriyle oradan bir çıkış yolu aramış. Ama nafile! Bunun üzerine, artık yaşlı kadın da görünmez olduğundan, Nama, alçak kadının ihanetine uğradığını anlamış...

Ama İki Yüz Kırkıncı Gece Olunca

     Demiş ki:       “Sizler, genç ve güzelsiniz; yiyin, için, mutlu olun!” demiş. Bunun üzerine Nama gidip kocasını bulmuş ve ona, “Efendim, senden bu yaşlı azizenin, bundan böyle bizim evimize yerleşmesini sağlamanı rica ediyorum. Böylece nurlu yüzü evimizi aydınlatır!” demiş. Nimet de ona, “Merak etme! Ben zaten ona çoktan bir oda hazırlatarak temiz yataklar ve...

Ama İki Yüz Otuz Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki:      … Tatlılık ve gizlilik içinde geçiriyorlarmış. Ama ne yazık ki, Tanrı’nın eliyle bir insanın alnına yazılı olan şey, insan eliyle silinemez! Ve yaratılanlar kanatları olsa bile, bahtlarından kaçıp kurtulamazlar! İşte bu yüzden, Nimet ve Nama bir süre için bahtın kötülüklerine uğramışlar. Fakat yine de yaratılışlarındaki kutsanmışlık, onları kurtuluşu olmaz sanılan...

Ama İki Yüz Otuz Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      “Gönül sevinciyle dolu uzun bir yaşam dileriz!” demişler. Sonra yıllar mutluluk içinde akıp gitmiş ve iki çocuk on iki yaşına ulaşmışlar. Bunun üzerine Rebi, Nama ile evcilik oynayan oğlu Nimet’i gidip görmüş ve onu bir kenara çekerek, “İşte çocuğum, Allah’ın lütfuyla on iki yaşına eriştin! Artık bugünden sonra, Nama’yı kız kardeş olarak çağırma...

Nimet İle Nama’nın Öyküsü

     Anlatırlar ki, ama ancak Tanrı doğrusunu bilir, Kûfe kentinde, bir zamanlar, o kentin en zenginlerinden ve en saygınlarından Rebi adında biri yaşarmış. Evliliğinin ilk yılında, gülerek dünyaya gelen güzel bir oğlan çocuğunun doğumuyla tacir Rebi, evinin üzerine Yüce Tanrı’nın kutsamasının indiğini duyumsamış. Bu nedenle çocuğun adını Nimet koymuş. Oğlunun doğumundan yedi gün sonra...

Ama İki Yüz Otuz Yedinci Gece Olunca

     Ve Şehrazat, gülerek susmuş.      Her zaman bembeyaz yanaklı olan Dünyazat, özellikle bu öykünün sonunda, son kertede kızarmış ve gözleri zevkten, meraktan ve de şaşkınlıktan irileşmiş ve sonunda yüzünü iki eliyle örtmüşse de, parmaklarının arasından bakmayı sürdürmüş. Şehrazat da bir yandan sesini ayarlamaya çalışırken, öte yandan kaynatılarak elde edilmiş kuru üzüm suyundan soğuk bir...

Ama İki Yüz Otuz Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki;      Sitt Budur öylesine gülmüş ki, neredeyse düşüp bayılacakmış. Sonra ansızın ciddileşmiş, yeniden eski tatlı ve büyüleyici sesiyle Kamerüzzaman’a, “Ey benim sevgili kocacığım, birlikte geçen o güzel geceleri ne çabuk unuttun!” demiş. Ve hemen hızla ayağa kalkmış ve üzerinde bulunan erkek giysilerini ve sarığı çıkararak omuzlarına dağılmış saçlarıyla çırılçıplak...

Ama İki Yüz Otuz Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki;      … Şairin sözünü ettiği bu yeni tarzın neye yaradığını öğrenmek merakına kapılmış. Ve “Ey yüzyılın şahı, bu denli ısrar ettiğine göre, bana bu işi ikimiz birlikte ve sadece bir kez yerine getirmeyi vadetmeni diliyorum. Ve buna rıza göstersem de, bu deneyden sonra sana eski tarza dönmenin çok daha uygun olduğunu kanıtlamış olmak içindir! Her durumda, bana, ilkin...

Ama İki Yüz Otuz İkinci Gece Olunca

     Demiş ki;      “Ve ince zevkli şairlerimizden birinin çok doğru olan şu sözlerini de unutma:      Çağımız, Tanrı’nın dostu İbrahim’in atası, saygın Lut’un yaşadığı narin çağları hatırlatıyor. Yaşlı Lut’un güllerin soluduğu genç bir yüzü çevreleyen tuz beyazı bir sakalı vardı; meleklerin ziyarete geldiği ateşli kentinde, onları konuklar ve karşılığında kızlarını halka...

Ama İki Yüz Otuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki;      “Bu genç adamı alın, hamama götürün! Sonra onu görkemli bir şekilde giyindirin! Ve yarın sabah divanın ilk toplantısında benim yanıma getirin!” demiş.      Sitt Budur’a gelince, gidip dostu Hayat-ün-Nüfus’u bulmuş ve ona, “Kuzucağızım, sevgilimiz döndü! Allah rızası için, onun uğruna hayranlık uyandıracak bir düzen hazırladım. Bu düzen...

Ama İki Yüz Yirmi Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki;      “Tüm adamlarınla birlikte seni öldürtürüm!” demiş. Bu sözleri duyunca, kaptan işitip itaat ettiğini bildirmekten başka bir cevap verememiş; her ne kadar bu zorunlu yola çıkışın gemideki yüklere zarar verebileceğini düşünmüşse de, dönüşlerinde bununla ilgili zararın Şah tarafından giderilebileceğini düşünerek hemen yelken açıp yola koyulmuş. Ve Tanrı öylesine mutlu...

Ama İki Yüz Yirmi Beşinci Gece Olunca

     Demiş ki;      “… Kabuğu ince, etine tatlı, sulu ve sarı yağ renginde en iyi cins zeytin yükledik!” diye yanıt vermiş. Budur Hatun zeytinden söz edildiğini işitince, zeytini çok sevdiğinden, kaptanın sözünü kesmiş ve ona, gözleri istekle parlayarak, “Öyle mi? Peki bu kuş zeytininden sizde ne kadar var?” diye sormuş. O da, “Yirmi büyük küp!” diye...

Ama İki Yüz Yirmi İkinci Gece Olunca

     Demiş ki;      … ve küpleri alıp uzaklaşmışlar. Bunun üzerine Kamerüzzaman bahçıvanın yanına girmiş, onu büyük bir sakinlik içinde olsa da, yüzü sapsarı yatarken bulmuş. Durumunu sorarken, dostunun çektiği rahatsızlığı fark etmiş ve hastanın, kendisine sağlığı hakkında güvence vermesine karşın, oldukça endişelenmiş. Ona birçok kez kaynatılmış bitki suyu içirmiş, ama bir sonuç alamamış...

Ama İki Yüz On Dokuzuncu Gece Olunca

     Demiş ki;      “Seni sevindirecek bir başka haber vereceğim. Her ne kadar bu çağın insanlarının açgözlülüğü sende olmasa da ve yüreğin tüm hırslardan arınmış bulunsa da!..” Sadece benimle bahçeye kadar gelmek zahmetine katlan; babacığım, sana, merhametli Tanrı’nın yolladığı büyük serveti göstereyim!” demiş.      Bunun üzerine bahçıvanı kökünü söktüğü keçiboynuzu...

Ama İki Yüz On Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki;      … Ve onu acıyla toprak üzerinde çırpınırken bırakıp çekip gitmişler. Hepsi o kadar! Ve Kamerüzzaman, böylesine olağanüstü bir gösteriyi görmekle şaşkınlıktan hareketsiz kalmış.      Kuşlar uçup gittikten sonra, merak ederek öldürülen suçlu kuşun yatmakta olduğu yere yaklaşmış ve kuşun ölüsüne bakarken, delinmiş olan kursağının ortasında dikkatini çeken kırmızı bir cismin...

Ama İki Yüz On İkinci Gece Olunca

     Demiş ki;      … ve tüm narin organlarının artık ne denli hoş işlevleri olduğunun bilincine varmış. O sırada, ana babanın içeri girme saatleri yaklaştığından, Hayat-ün-Nüfus, Budur’a, “Kardeşim, gelip bana durumu ve bekâretimin giderildiğinin kanıtı olan kanı sorunca anneme ne diyeyim?” diye sormuş. Budur da gülmüş ve “Bu iş kolay!” demiş. Ve gizlice gidip...

Ama İki Yüz On Birinci Gece Olunca

     Demiş ki;      … ve ikisi birlikte, böylece kucak kucağa, sabaha kadar uyumuşlar. O vakit, Budur, ülkesinin işlerini görmek üzere dışarı çıkmış; Hayat-ün-Nüfus’un anası ile babası da kızlarından haber almak üzere içeri girmişler. Şah Armanus, ilkin, “Eee, çocuğum, Tanrı seni korusun! Görüyorum ki hâlâ örtü altındasın! Sanırım çok incinmedin?” diye sormuş. O da...

Ama İki Yüz Onuncu Gece Olunca

     Söze başlamış;      Yeni evlileri zifaf odasında yalnız bırakmışlar. Sitt Budur, genç Hayat-ün-Nüfus’un taptaze görünümüyle büyülenmiş ve ürkek iri siyah gözleriyle, saydam teniyle, tül altındaki çocuksu küçük göğüsleriyle gerçekten arzulanır olduğuna hükmetmiş. Ve Hayat-ün-Nüfus kocası tarafından beğenildiğini anlayarak gizlediği heyecanıyla titremesine karşın mahcup gülümsemiş ve...