KategoriBinbir Gece Masalları

Ama Yetmiş Üçüncü Gece Olunca

     Sözünü başlamış:      “… Ve de sakın geç kalma!” diye bağırmış.      Bunun üzerine haremağası hanımının çadırından çıkmış, şarkı söyleyen adamı aramaya gitmiş ve uyuyanların bacaklarının arasında dolaşmaya koyularak hepsini birer birer yoklamış, ama uyanık halde bulunan hiç kimseye rastlamamış. Bunun üzerine sırtında harmani bulunmayan ve başı açık oturan külhancıya...

Ama Yetmiş İkinci Gece Olunca

     Sözünü sürdürmüş:      Bunun üzerine haremağası ısrara cesaret edememiş ve sesin sahibini aramaya çıkmış. Ama her yanı iyice aradığı ve tüm doğrultularda yürüdüğü halde, yaşlı hamam külhancısından başka uyanık adam bulamamış; çünkü Dav-ül-Mekân baygın yatıyormuş. Ve zaten, iyi yürekli külhancı, ay ışığında, çok kötü izlenim bırakan haremağasını görünce, Dav-ül-Mekân’ın mabeyincinin...

Ama Yetmiş Birinci Gece Olunca

     Sözünü sürdürmüş:       Dav-ül-Mekân, ülkesinin bu serin yelini duyumsayınca, aldığı soluk, göğsünü kız kardeşi Nüzhet’in, babasının ve anasının anılarıyla doldurmuş ve hemen kız kardeşi Nüzhet’in yokluğunun farkına varıp onun Nüzhet’siz yalnız döndüğünü gören ana babasının duyacağı kederi düşünmüş ve ağlamış; son derece sıkıntıya düşerek şu dizeleri okumuş:      Sevdiğim...

Ama Yetmişinci Gece Olunca

     Söze başlamış: Şarkân babasının mektubunu okuyunca, eniştesi mabeyinciyi çağırtmış ve ona, “Seni kendisiyle evlendirdiğim genç esireyi buldurup hemen bana gönder!” demiş. Nüzhet geldiğinde de, Şarkân ona, “Ey hemşirem, babamızın şu mektubunu oku ve hakkında ne düşündüğünü söyle!” demiş. Nüzhet de mektubu okuyarak “Senin düşüncen her zaman üstündür ve...

Ama Altmış Dokuzuncu Gece Olunca

     Söze başlamış:      Şarkân bu sözleri işitince, tüm bedeni titremeler içinde kalmış ve başını eğmiş; yıldırım çarpmış gibi olmuş ve büyük bir üzüntüye kapılmış, sonra yavaş yavaş sarararak bayılıp yere düşmüş. Sonradan kendisine gelince, işittiğine hâlâ inanamamış ve Nüzhet’e “Ey sultanım, sen Şah Ömer-ün-Neman’ın kendi kızı mısın?” diye sormuş. O da “Ben onun...

Ama Altmış Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:       Şah Ömer-ün-Neman’ın, Tanrı’ya yakarma faslından sonra, bu mektupla verdiği yanıt şöyleymiş:      Bu mektup üzgün, kederli, acı ve ıstıraplarla beli bükülmüş, gönül hazinesini ve çocuklarını yitirmiş, bahtsız Şah Ömer-ün-Neman’dan oğlu sevgili Şarkân’a yollanmıştır.      Ey çocuğum, dertlerime aşina ol ve bil ki, senin Şam’a gidişinden sonra...

Ama Altmış Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, bu sözleri söyledikten sonra Nüzhet susmuş. Bunun üzerine dört kadı, “Ey zamanın emiri, gerçekten bu genç kız, yüzyılımızın ve bütün yüzyılların bir harikasıdır. Bize gelince, onunla kıyaslanabilecek birine hiç rastlamadık, ne de çağlar içinde herhangi bir çağda eşi bulunduğunun söylendiğini işittik” diye haykırmışlar. Ve bu...

Ama Altmış Altıncı Gece Olunca

     Demiş ki:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, genç Nüzhet bunu izleyerek demiş ki:      Aynı Halife bir gün, “Tanrı’nın beni ölümsüz kılmasını hiç istemezdim; çünkü ölüm, Tanrı’nın gerçek inanç sahibine bağışladığı son nimettir” demiş.      Ve Halit bin Safvan, bir gün çadırında, yöresinde kâtipleri ve hizmetkârlarıyla otururken, Halife Hişam’ın ziyaretine gitmiş ve huzuruna...

Ama Altmış Beşinci Gece Olunca

     Söze başlamış:       Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, genç Nüzhet perdenin arkasından, onu, Emir Şarkân, dört kadı ve tacir dinlerken sözünü şöyle sürdürmüş:      “Ve bana Halife olarak ırmağın kurumaması ve çöllerde yitip gitmemesi için görev düşmektedir!” deyince, halası Fatıma ona “Ey Emir-ül-Müminin, senin konuşmanı duyduktan sonra artık benim söyleyeceklerim gereksiz...

Ama Altmış Dördüncü Gece Olunca

     Söze başlamış:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Nüzhet sözünü şöyle sürdürmüş:      Yine aynı Halife Ömer, efendisinin sürüsünü otlağa götüren bir köle görünce, bir keçi satın almak üzere onu durdurmuş. Ama çoban ona, “Bu sürü benim değil!” demiş. Bunu duyan Halife çobana, “Ey değerli köle, ben seni satın alıp özgürlüğünü sağlayacağım!” demiş. Ve köleyi...

Ama Altmış Üçüncü Gece Olunca

     Söze başlamış:       İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, genç Nüzhet “Halife Ömer İbn-ül Hattap’ın saltanatı sonrasında yaşlı Muaikip hazinedar imiş” diyerek sözünü sürdürmüş:      Bir gün Ömer’in genç oğlu, yanında sütanası olduğu halde, Muaikip’i görmeye gelmiş ve Muaikip, çocuğa bir gümüş dirhem vermiş. Ama bir süre sonra, Halife onu çağırtmış ve kendisine...

Ama Altmış İkinci Gece Olunca

     Demiş ki:       Ben size sadece bazı belirgin noktaları anlatacağım.      Bir gün Halife Muaviye’nin mabeyincilerinden biri yanına gelip hoş sohbet Topal Ebu-Bahr bin Kays’ın kendisiyle görüşmek üzere kapıda beklediğini söylemiş. Bunun üzerine Halife “Onu içeri al!” demiş. Topal Ebu-Bahr da içeri girmiş ve Halife Muaviye ona “Ey Ebu-Bahr, hele yanaş, biraz daha...

Fakat Altmış Birinci Gece Olunca

     Söze başlamış:       Farisi Şah’ı Büyük Keyhüsrev, ordularından birinin yönetimini kendisine bıraktığı oğluna şu mektubu yazmış:      “Oğlum, kendini merhametten sakın, senin kudretini zayıflatır; ama çok sert de davranma, çünkü askerlerin arasında başkaldırıyı mayalandırır!”      Bu durumun benzeri bizim ülkemizde de görülmüştür. Bir Arap, Halife Ebu Cafer Abdullah El...

Üç Konu Üstüne Deyişler

     Ve Nüzhet, perde ardından demiş ki:      Ey yiğit emir, sana ilkin birinci konu olarak DAVRANIŞ SANATI’ndan söz edeceğim.      Bil ki yaşamın bir ereği vardır ve yaşamın ereği ateşin gelişmesidir. Ve de başlıca ateş, inançtaki güzel tutkudur.      Ancak bu ereğe ateşli ve tutkulu bir yaşamla ulaşılır. Ve tutkulu yaşam, insanlığın dört büyük yolundan herhangi biri tutularak...

Ve Altmışıncı Gece Olunca

     Sözünü sürdürmüş:      “Şahit olun ki, bu andan başlayarak yeni satın aldığım bu genç esire, benim eşim olacaktır!” demiş. Bunun üzerine, dört kadı, özgürlük belgesini yazmakta acele etmişler; ondan sonra da evlilik sözleşmesini yazıp mühürlemişler. Emir Şarkân da cömertlik göstermeden yana, orada bulunan herkese, kıvancını kutlamak için büyük miktarda altın dağıtmaktan geri...

Fakat Elli Dokuzuncu Gece Olunca

     Söze başlamış:      Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, tacir “Seni böylesine harika yaratana şükürler olsun!” diye haykırmış! Ve konuğuna gerekli saygıyı gösterebilmek için ne yapacağını bilememiş ve tüm saygı ve hayranlığını belirten davranışlarını abartarak belirtmiş ve ilkin kendisine yıkanmayı önermenin, bu ihtiyacı duymuş olabileceğinden uygun bulunduğunu düşünmüş ve...

Ama Elli Sekizinci Gece Olunca

     Demiş ki:      Genç Nüzhet’in durumuna gelince, o da şöyle: İyi yürekli tacir, onu bir kez evine götürünce, en iyi cinsten çok zengin ve çok zarif giysilerle donatmış; sonra onu cevahirciler ve kuyumcular çarşısına götürerek zevkine göre mücevherler ve ziynetler seçmesine yardımcı olmuş ve bütün bunları ipek saten bir bohçaya koyarak eve taşımış, ve kızın ellerine teslim etmiş. Sonra...

Ama Elli Yedinci Gece Olunca

     Demiş ki:       Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, tacir, “Ben sadece yüzünü görmek istiyorum,” demiş ve Nüzhet’e doğru ilerleyip kendini mazur tutarak ve zihni karışarak kızın karşısına oturmuş ve ona tatlı bir sesle, “Ey hanım kız, senin adın ne?” diye sormuş. Kız da iç çekerek “Benim şimdiki adımı mı, geçmişteki adımı mı soruyorsun?” demiş; adam...

Ama Elli Altıncı Gece Olunca

     Söze başlamış:       Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, Nüzhet kendisini kaçıranın verdiği arpa peksimetinden bir parça yemiş. Bir süre sonra Şam’a gelinmiş ve Bab-ül-Malik yakınında bulunan Sultan Hanı’na yerleşilmiş.      Nüzhet, çok kederli ve duyduğu acıdan sararmış olduğu için ve de ağlamayı sürdürdüğünden, bedevi ona öfkeli bir sesle “Ağlamayı hiç kesmezsen...

Ama Elli Beşinci Gece Olunca

     Söze başlamış:       İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, külhancı üzerine Dav-ül-Mekân’ı bindirdiği bir eşek kiralamış ve kendisi ile karısı ardından yürümüşler ve kutsal şehri, Şam’a gitmek üzere terk etmişler ve gezilerine bu kente ulaşıncaya kadar ara vermemişler. Oraya gece olduğu sırada varıp bir hana yerleşmişler ve külhancı üçü için yiyecek ve içecek bir şeyler satın almak...

Ama Elli Dördüncü Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:       İşittim ki ey bahtı güzel şahım, Dav-ül-Mekân bir ferahlığın içine dolduğunu ve kendisini tatlı bir meltem esmişçesine canlandırdığını hissetmiş ve başını biraz kaldırarak yastıklara dayanabilmiş. Bunu görünce külhancı mutlulanmış ve “Onu sağlığına kavuşturan Tanrı’ya şükürler olsun! Sonsuz merhametine sığınarak bu genç adamın benim elimle şifa...

Fakat Elli Üçüncü Gece Olunca

     Söze başlamış:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, Kral Hardobyos, hemen İslam bilginlerinin ve göğsü dolgun ve bekâretlerine dokunulmamış genç kızların bulunması için emir vermiş. Bulunan bilginleri ağırlayıp armağanlar vermiş ve onları büyük bir iyimserlikle kabul etmiş. Sonra da birer birer seçilmiş güzel genç kızları onlara teslim etmiş ve onlara bu genç kızlara büyük bir itinayla...

Ve Elli İkinci Gece Olunca

     Söze başlamış:       İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, korkunç zenci Ağlayık, Ece’ye “Ey efendim, bana izin ver sana yakın olayım!” demiş. Bunu duyan Abriza Ece, “Ey bir kölenin oğlu olan zenci köle, sen hangi cesaretle böyle önümde açık saçık görünüyorsun? Şimdi benim savunmasız, zenci kölelerin en alçağının elinde bulunmam ne denli utanç vericidir. Sefil mahluk! İçinde...

Ama Elli Birinci Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:      Uzaktan Barış Kenti’nin görkemli minarelerini görmüşler. Bunun üzerine Şarkân, Abriza Ece’den arkadaşlarının savaşçı giyimlerini üzerlerinden çıkartıp Rum kadınlarının gerçek giysilerine bürünmelerini sağlamasını rica etmiş. Onlar da öyle yapmışlar. Sonra kimi arkadaşlarını öncü olarak babası Ömer-ün-Neman’a, kendisiyle Abriza Ece’nin...

Ancak Ellinci Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:      Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, genç Ece Abriza “Ve hepinizin içinde kimin yiğit olduğunu görürüz!” demiş.      Yurttaş Masura da, “Mesih aşkına! Doğru söylüyorsun! Öyleyse dövüş alanına ilk çıkan ben olayım!” demiş. Kız da “Bekle biraz, gidip kendisine bildireyim ve görüşünü alayım! Kabul ederse, mesele bitmiştir; reddederse...

Ama Kırk Dokuzuncu Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, genç meçhule Şarkân’a, “Ey Müslüman, yaşamın ne denli kolay ve hoş yanları olduğunu görüyorsun!” demiş. Sonra ikisi birden, aynı tarzda, içki zihinlerini bulandırıncaya ve aşk Şarkân’ın yüreğine işleyesiye kadar içmeyi sürdürmüşler. Bunun üzerine genç kız, Mercane adlı gözde bir hizmetçisine, “Ey...

Ama Kırk Sekizinci Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, genç kız Şarkân’a, önerisini geri çevirdikten sonra, “Ve sen şimdi benimle birlikte gel, ey yabancı!” demiş. Şarkân da bu sözleri duyunca, bu genç kızın kendisine, Vezir Dendan’a ve kendi tarafındakilere duyduğu düşmanlığı öğrenmekten son derece üzüntü duymuş. Ve kuşkusuz, onun kötü niyetini öğrenmemiş olsa...

Ama Kırk Yedinci Gece Olunca

     Yeniden söze başlamış:       İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, yaşlı Felaketler Anası “Kesinlikle! Çok ciddiyim!” deyince genç kız, ona “Ey Felaketler Anası, eğer gerçekten dövüşecek gücün varsa, kolum seni deneyecektir!” diye cevap vermiş. Ve bunu söyler söylemez, hiddetten bir kirpi gibi tüyleri diken diken olan yaşlı kadına doğru firlamış. Yaşlı kadın ona...

Fakat Kırk Altıncı Gece Gelince

     Söze başlayarak:       Konstantiniyye’nin hâkimi Kral Afridonyos’un armağanları arasında şunlar varmış: Rum kızları içinde en güzellerinden elli bakire genç kız, Rum ellerinde en iyi şekilde yetiştirilmiş elli delikanlı, bu gençlerin her biri, geniş yenli bol döküm urbalarla donanmış; bu urbalar renkli figürlerle ve tezhiplerle süslenmiş olup, bellerinde eşit boyda olmayan biri...

Ama Kırk Beşinci Gece Gelince

     Demiş ki:       Bu sırada Şah’ın oğlu Şarkân, herkes gibi cariyenin hamileliğini öğrenmiş ve yeni doğacak çocuğun onunla saltanat konusunda anlaşmazlığa düşeceğinden korkarak büyük bir üzüntüye kapılmış ve kendi kendine, erkek olarak doğduğu takdirde cariyenin çocuğunu hata yapmaksızın telef etme kararı almış. Şarkân’ın durumu böyle!      Cariyenin durumuna gelince: Bu kadın...