KategoriBinbir Gece Masalları

Terzi İle Kamburun Öyküsü

     Bunun üzerine Şehrazat Şah’a demiş ki:      Ey bahtı güzel Şah, işittim ki, eski zamanlarda ve geçmiş çağlar ve yüzyıllarda, Çin’in bir kentinde, halinden memnun, mutlu bir terzi yaşarmış. Bu adam eğlenmeyi ve hoşça vakit geçirmeyi severmiş ve zaman zaman karısıyla dışarı çıkıp dolaşmayı, sokakların ve bahçelerin temaşasıyla gözlerini hoş tutmayı âdet edinmiş imiş.      Böylece, bir...

Ve Yirmi Dördüncü Gece

     Genç Dünyazat, ablası ile eniştesinin işleri bittiğinde, oturduğu halıdan kalkıp Şehrazat’a: “Ablacığım, senden rica ediyorum, güzel Hasan Bedreddin ile amcası Şemşeddin’in kızı olan karısının o çok hoş öyküsünü tamamla! Tam da şu sözlerde kalmmıştın: ‘Büyükanne, haremağası Sait’e bir göz atıp, ona… ‘Acaba ne söylemisti? Lütfen!” demiş.     ...

Fakat Yirmi Üçüncü Gece Gelince

     Söze başlamış:      Ey bahtı güzel şahım! İşittim ki, Halife Harun Reşid’in veziri Cafer-ül Barmaki öyküsünü şöyle sürdürmüş:      Vezir Şemseddin, yeğeni Hasan Bedreddin’in kaybolduğunu görünce, kendi kendine, “Dünya ölüm kalım dünyası olduğuna göre, ben tedbirlerimi alayım! Elbet bir gün Hasan nasıl bırakıp gittiyse öylece çıkagelir,” demiş. Ve vezir Şemseddin, bir yazı...

Fakat Yirmi İkinci Gece Gelince

     Söze başlamış::      Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki, Cafer, Halife Harun Reşit’e öyküsünü anlatmayı şöyle sürdürmüş:      Kendisiyle konuşanın ecinni olduğunu sanan korkuya düşmüş kambur, yanıt veremeyecek kadar çok ürkmüştü. Bunun üzerine vezir, kızarak, “Bana yanıt ver, alçak kambur, yoksa şu palayla gövdeni parçalayacağım!” diye haykırmış. Bunun üzerine kambur, başı...

Ve Yirmi Birinci Gece Gelince

     Şehrazat yeniden söze başlamış:      İşittim ki, ey bahtıgüzel şahım, ifrit sözlerini, “Zaten şenliğin başlaması için kamburun hamamdan çıkmasını bekliyorlardı,” diyerek sonuçlandırınca; ecinniye, “Evet, arkadaş! Ama senin, Sitt-Ül Hüsn’ün bu delikanlıdan daha güzel olduğunda ısrar ederek çok yanıldığını düşünüyorum. Bu, hiç de mümkün değil; çünkü, ben, Hasan’ın...

Fakat Yirminci Gece Gelince

     Şehrazat sözünü sürdürmüş:      Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki, vezir, onu görünce ayağa kalkmış ve onu büyük bir sevinçle karşılamış ve de ona, “Git, oğlum, koş ve karının yanına gir ve mutlu ol! Yarın seninle Sultan’ın huzuruna çıkarız. Şimdi sana, Tanrı’nın tüm lütuflarının ve iyiliklerinin senin üstüne olmasını dilemekten başka söyleyeceğim yok!” demiş.      Bunun...

Vezir Nureddin, Kardeşi Vezir Şemseddin ve Hasan Bedreddin’in Öyküsü

     Bunun üzerine Cafer-ül Barmaki söze başlamış:      Bil ki, ey Emir-ül Müminin! Mısır ülkesinde, bir zamanlar, dürüst ve hayırsever bir sultan varmış. Bu sultanın da fen ve edebiyata derinden aşina bilge bir veziri varmış ve bu vezir yaşı ilerlemiş bir ihtiyar imiş; ama gökteki aya benzer iki oğlu varmış. Büyüğünün adı Şemseddin, küçüğünün adı Nureddin imiş; ama küçük olan Nureddin, aslında...

Fakat On Dokuzuncu Gece Gelince

     Söze başlamış:      Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki Halife, genç adamın geçerli özrü bulunduğunu kabul ederek, zenciden başkasını öldürtmemeye yemin etmiş; sonra da Cafer’e dönerek, ona, “Bu olaya neden olan bu hain zenciyi huzuruma getir! Eğer onu bulamazsan, onun yerine seni öldürtürüm!” demiş.      Ve Cafer ağlayarak huzurdan çıkmış ve kendi kendine, “Onun huzuruna...

Kesilerek Öldürülen Kadın, Üç Elma ve Zenci Reyhan’ın Öyküsü

     Şehrazat sözünü şöyle sürdürmüş:      Gecelerden bir gece, Halife Harun Reşit, veziri Cafer-ül Barmaki’ye, “Bu gece birlikte kılık değiştirerek seninle kente inmek istiyorum, bakalım vali ve öteki yöneticiler neler yapıyorlar. Bana şikâyet olunanlar hakkında işten el çektirme karanndayım!” demiş.      Cafer de, “İşittik ve itaat ettik!” yanıtını vermiş.      Ve...

Ama On Sekizinci Gece Gelince

     Şehrazat öyküsünü şöyle sürdürmüş:      İşitim ki, ey bahtıgüzel şahım, orada, küçük kardeşleri Fehime ve iki kara köpek ve üç kalenderle birlikte bulunan Zübeyde ile Emine’nin öykülerini işitince Halife Harun Reşit, çok hayret etmiş ve üç kalenderinkiyle birlikte bu iki öykünün, özenli ve güzel bir yazıyla kalemdeki kâtipler tarafından yazılmasını; sonra da el yazmalarının arşivine...

İkinci Genç Kız Emine’nin Öyküsü

     Halife’nin bu sözleri üzerine, genç Emine, ortaya çıkmış ve söze başlamış:      Ey Emir-ül Müminin! Kız kardeşim Zübeyde’nin ana-babamız üzerine söylediklerini tekrar etmeyeceğim. Şu kadarını bilmelisiniz ki, babamız öldüğünde ben ve beş kardeşten en küçüğümüz Fehime, annemizle birlikte yalnız yaşamaya gittik, kız kardeşimiz Zübeyde ve diğer ikisi de gidip anneleriyle oturdular...

Fakat On Yedinci Gece Gelince

     Sözünü sürdürmüş:      İşittim ki, ey bahtı güzel hükümdarım, Zübeyde adlı genç kız, genç adama ilgi duymaktan ve ona olumlu yanıt alıncaya kadar kendisini izleme arzuları ilham etmekten vazgeçmemiş.      İkisi de uyku üzerlerine çökünceye kadar konuşup durmuşlar. Bunun üzerine genç Zübeyde, o gece, genç adamın ayaklarının dibinde yatıp uyumuş. Duyduğu sevinç ve mutluluğa bir türlü...

Birinci Genç Kız Zübeyde’nin Öyküsü

     Söze başlayarak:      Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki, genç kızların büyüğü Emir-ül Müminin’in huzurunda saygı duruşunda bulunduktan sonra şu öyküyü anlatmış:      Ey inananların Sultanı! Bilesiniz ki, benim adım Zübeyde’dir. Size kapıyı açan kız kardeşimin adı Emine ve en küçük kız kardeşimin adı da Fehime’dir. Hepimiz de aynı babadan, ancak ayrı ayrı annelerden doğduk. Bu...

Ve On Beşinci Gece Gelince

     Söze başlamış:       İşittim ki, ey bahtı güzel hükümdarım; üçüncü kalender, öteki arkadaşları bağdaş kurup kol kavuşturarak oturur, ellerinde yalın kılıçlarıyla yedi zenci köle onları gözetirken, evin genç hanımına hitap ederek sözünü sürdürmüş:      “Allah’ın adını andım, yakararak kendimi duaların kutsal havasına kaptırdım; sonra elimden geldiğince, kayalıklara ve oyuğa yaklaştım...

Üçüncü Kalenderin Öyküsü

     “Ey zaferle dolu asil kadın! Benim öykümün şu iki arkadaşımınkiler kadar şaşırtıcı olduğunu sanmayın! Çünkü onlardan çok daha fazla şaşırtıcıdır. Eğer bu arkadaşlarıma felaketler sadece baht ve talih yüzünden gelmişse, benimki bambaşka nedenlerden gelmiştir. Benim kazınmış sakalımın ve kör olan gözümün nedeni, kendi kusurumdandır. Bahtsızlığı ben, kendim, üzerime çektim ve yüreğimi dert ve...

Fakat On Dördüncü Gece Olunca

     Demiş ki:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, ikinci kalender evin sahibesine demiş ki:      Ey hanımım, genç kız bu sözleri duyunca, üzerinde İbranice sözler yazılı bir bıçak alarak bununla sarayın ortasına bir daire, bu dairenin de ortasına has isimler ve tılsımlı çizgiler çizdi; sonra kendisi bu dairenin ortasında durarak sihirli sözcükler mırıldandı ve çok eski bir kitaptan kimsenin...

Ve On Üçüncü Gece Gelince

     Demiş ki:      Ey bahtıgüzel şahım; işittim ki, ikinci kalender, evin genç hanımına öyküsünü şu şekilde anlatmayı sürdürmüş:      Ben kubbeye bu şiddetli tekmeyi indirince, hanımım, kadın bana, “İşte ifrit! Bize ulaştı. Sana daha önce söylememiş miydim? Ben mahvoldum! Bari sen kaç kurtul! Geldiğin yerden çık, git!” dedi.      Bunun üzerine merdivene doğru atıldım. Ama, ne yazık...

İkinci Kalenderin Öyküsü

       Gerçekten, ey hanımım, kör olarak doğmadım. Ama şimdi size anlatacağım öyküm, öylesine şaşırtıcıdır ki, iğneyle gözün iç köşesine yazılsaydı, eğitme bakımından değerli bir ders oluştururdu.        Bu karşınızda duran, bir şahın oğlu şahtır aslında… Yine bilin ki, asla bir cahil değilim: Kur’an okurum, hem de yedi çeşit kaleme alınışıyla… Belli başlı kitapları da okurum;...

On İkinci Gece Gelince

     Demiş ki:      Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, Halife ve Cafer’in de dahil olduğu tüm topluluğun önünde kalender genç kıza, öyküsünü anlatmaya şöyle devam etmiş:      Amcam, pabucunun tabanıyla oğlunun yüzüne vurduktan sonra, orada kömür kesilmiş yatan bir ölüye karşı yapılan bu hareketi şaşkınlıkla karşıladım. Ve amcamın oğlu adına çok üzüldüm; özellikle genç kadınla birlikte onları...

Birinci Kalenderin Öyküsü

     Ey hanımım! Beni sakalım kesmeye zorlayan ve gözümü yitirmeme neden olan olayı size bildireceğim.      Bilin ki benim babam bir şahtı. Onun da, bir başka ülkede şah olan bir kardeşi vardı. Doğumumla ilgili olarak, annemin beni dünyaya getirdiği gün, bir tesadüf eseri, amcamın da bir erkek çocuğu olmuştu.      Yıllar geçti; ben ve amcaoğlum büyüyüp delikanlılık çağına girdik. Size söylemem...

On Birinci Gece Gelince

     Sözünü sürdürmüş:      Ey bahtıgüzel şahım! İşittim ki, genç kız hiddete kapıldıktan sonra gülmeye başlayınca, erkek grubuna yaklaşmış ve “Ne anlatılması gerekiyorsa, bana anlatın! Çünkü bir saatlik ömrünüz kaldı. Zaten, böyle sabır gösteriyorsam, sizlerin fakir kimseler olmanızdandır, zira siz kabilenizin en saygınları ya da en zenginleri arasında bulunsaydınız ya da yöneticilerden...

Onuncu Gece Gelince

     Dünyazat ona, “Ey kardeşim, öyküyü tamamlasana!”demiş. Şehrazat da, “Dostlukla ve sunmayı görev sayarak,” diye yanıt vermiş ve sözünü sürdürmüş:      Ey bahtı güzel şahım, işittim ki, hamal genç kızlara bu vaatte bulunduktan sonra, pazardan dönen kız, ayağa kalkıp önlerindeki sofrayı yeniden düzenlemiş ve hepsi zevkle yiyip içmişler. Bundan sonra mumları...

Hamal İle Genç Kızların Öyküsü

     Bir zamanlar Bağdat’ta bekâr bir hamal yaşarmış.      Günlerden bir gün, çarşıda küfesine kaygısızca yaslanmış otururken, Musul kumaşından, nakışla duble edilmiş ve altın payetler serpiştirilmiş ferah çarşafına bürünmüş bir hanım önünde durmuş. Yüzündeki peçeyi hafifçe kaldırmış ve peçe altından, uzun kirpikli siyah gözleri ve harika göz kapakları görünmüş. Nitelikleri mükemmel olan...

Dokuzuncu Gece Gelince

     Vakti geldiğinde, Şehrazat yeniden anlatmaya başlamış:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, genç büyücü kadın, gölden eline bir parça su almış ve üzerine gizemli sözler söylemiş; balıklar kıpırdamaya başlamış ve başlarını kaldırıp o anda yeniden âdemoğullarına dönüşmüşler ve kentte oturanların büyüsü çözülmüş. Ve kent, güzel çarşıları ve her biri işinin başına dönmüş esnafıyla panlüh bir...

Sekizinci Gece Gelince

     Vakti geldiğinde, Şehrazat söze başlamış:      İşittim ki, ey bahtı güzel şahım, büyülenmiş genç, Sultan’a şöyle demiş:      “Kafasını kesmek üzere zenciye vurunca, aslında boğazını deri ve et olarak kesmişim. Korkunç bir sesle haykırınca onu öldürdüm sandım. Karım olan yeğenim, bu sırada derin uykulardaydı; benim oradan ayrılmamdan sonra, uyanmış ve kılıcını alıp kınına sokmuş, kente...

Büyülenmiş Genç Adam İle Balıkların Öyküsü

     Efendim, bilesiniz, benim babam bu diyarın hükümdarı idi. Adı Mahmut’tu ve Kara Adalar’ın ve bu dört dağın efendisi idi. Babam yetmiş yıl saltanat sürdü; sonra da Tanrı’nın rahmetine kavuştu. Ölümünden sonra, saltanata ben sahip oldum ve amcamın kızıyla evlendim. Karım beni öylesine bir aşkla seviyordu ki, yanından ayrılsam, beni yeniden görünceye kadar ne yer, ne de içerdi...

Yedinci Gece Gelince

     Şehrazat söze başlamış:      Ey bahtı güzel şahım, işittiğime göre, balıklar konuşmaya başlayınca genç kız, değneğiyle tavayı devirmiş ve girdiği yerden çıkıp gitmiş; duvar da kapanmış. Bunu gören vezir, ayağa kalkmış ve “Bu işi Sultan’dan saklamam imkânsız!” demiş. Sonra Sultan’ın huzuruna çıkarak gördüklerini anlatmış.      Sultan da, “Bunu kendi gözlerimle...

Altıncı Gece Gelince

     Şehrazat söze başlamış:      Ey bahtı güzel şahım! İşittim ki balıkçı, ifrite, “Sen beni bağışlamış olsaydın, ben de seni bağışlardım; ama sen ölümümü istediğinden, ben de seni bu küpe hapsedip denize fırlatarak ölüme mahkûm edeceğim,” demiş. Bunu duyan ifrit, haykırarak;      “Allah aşkına ey balıkçı! Bunu yapma! Büyüklük et beni bağışla! Yaptıklarıma da sakın kızma! Ben...

Şehzade İle Gulyabani

     Söz konusu şahın, ava ve at sürmeye meraklı bir oğlu, bir de veziri varmış. Bu şah vezirine, nereye giderse oğlundan aynlmaması için emir vermiş. Bu oğul, günlerden bir gün, at sürüp ava gitmiş; onunla birlikte babasının veziri de saraydan ayrılmış. İkisi birlikte yol alırken, önlerine canavar görünüşlü bir hayvan çıkmış. Vezir şehzadeye;      “Atını sür, bu garip hayvanı izle!”...

Şah Sinbad’ın Şahini

     Bir zamanlar Fars şahlarının içinde eğlenceye, bahçelerde gezmeye ve her türlü ava çok meraklı bir şah varmış. Onun kendi eliyle yetiştirdiği ve gece gündüz terk etmeyip bileğinde tünettiği bir de şahini varmış; ava gittiği zaman onu birlikte götürür; boynuna astığı ufak bir altın tastan su içmesini sağlarmış. Bir gün sarayında otururken, kuşların bakımıyla ilgilenen görevli çıkagelmiş ve...