KategoriDünya Ülkelerinden Seçme Masallar

Kral Bilyegöz

     Develer tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken, yani çok, ama çok eskiden, Kafdağı yamaçlarına kurulu bir memleket varmış. Her yanında dereler çağlar, pınarlar ağlarmış o memleketin. Zümrüt gibi uzanan kırları, bin bir yemişle dolu meyve bahçeleri görülmeye değermiş. Kral Bilyegöz hüküm sürermiş orada. Doğrusu garip bir adammış kral. Sarayından çıkıp...

Tüccarın Oğlu ve Prenses

     Bir vardı, bir yoktu, Hüdâ’dan başka hiç kimse yoktu. Bir tüccar var­dı. Bir gün bütün malını toplayıp o şehirden bu şehre ticaret yapmaya gitti. Bu tüccarın bir oğlu vardı, büyüyünce, babasına dedi ki:      “Ey baba, sen ticarete gidiyorsun, ben de geleyim.” Babası dedi:      “Hayır, oğulcuğum, sen daha küçüksün, benimle gelemezsin.” Oğlu dedi:      “Hayır, ne olursa olsun, seninle...

Arap’ın Eşeği

Adamın birisinin tarlasına bir eşek girer Sürüp ekip sulamak için ter döktüğü tarladaki ekinleri yemeye başlar Şimdi bu eşeği nasıl çıkarsın adam? Cevap vermesi zor bir soru!!! Adam hemen hızla eve gider Alet edevatlarını getirir İşin beklemeye tahammülü yok! Uzun bir sopa ,bir çekiç, bir miktar çivi ve bir de büyükçe bir tabaka mukavva getirir Mukavvanın üzerine şöyle yazar: “Ey eşek tarlamdan...

Kar Altında Kalan Şehir

     O sabah, Marcovaldo’yu sessizlik uyandırdı. Havada tuhaf bir şey olduğu duygusuyla yataktan kalktı. Saatin kaç olduğunu anlayamıyordu, panjurların çubukları arasındaki ışık, günün, gecenin bütün saatlerindeki ışıktan başkaydı. Pencereyi açtı, kent yok olmuştu, yerini beyaz bir kağıt almıştı. Bakışını yoğunlaştırınca, beyazın ortasında neredeyse silinmiş kimi çizgiler seçti, çevredeki...

Hiçler Şehrinin Kızı

     Bir varmış bir yokmuş…      Hiçler Şehri’nde bir kız vardı. Bir gün eli yaralandı. Yarası iyileşmeye başladıktan birkaç gün sonra, merhem ve ilaç alıp yarasına sürmek için halasına gitti. Halası, “Bende merhem yok,” dedi. Onun yerine iki yumurta verdi kıza. – Bu yumurtaları pazara götürüp sat ve parasıyla aktardan merhem al, dedi.      Şimdi dinleyin bakın, kızacağız başından geçenleri...

İnatçı Yavru Fil

     Afrika’nın ormanlık köşelerinden birinde bir fil ailesi yaşarmış. Bu ailenin en küçük üyesi olan yavru fil çok inatçı ve yaramazmış. Bir keresinde aile dolaşmaya çıkacakmış.      “Bizimle gel,” demiş baba fil.      “Hayır ben sizle gelmiyorum,” diye başını sallamış inatçı fil yavrusu.      “Gel beraber gidelim,” demiş annesi.      “Hayır gelmiyorum,” diye cevaplamış yavru fil.      “Gel...

Akıl Okulu

     Bir gün Çin ülkesinin küçük kasabalarından olan Yitan’da şöyle bir haber yayılmış: – Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış. Her kim o okula giderse orada ona akıl öğretiliyormuş.      Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş. Şehrin en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış: – Efendim, hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım...

Kral ve Yoksul Şekerci

     Kentin kenar mahallerinden birinde, kendi halinde yoksul bir şekerci yaşarmış. Her gün evinin mutfağında akide şekeri yapar, kentin sokaklarında onu satarmış. Yaşamlarını böyle sürdürürlermiş. Ama şekercinin karısı öyle güzelmiş ki, değil o kentte o ülkede bile ondan güzel kadın olmadığı söylenirmiş. Yoksul şekerci ve güzel karısı fakir, ama huzurlu bir hayat sürerlermiş. Çünkü paraları az...

Taş Kıran Japon

     Bir varmış, bir yokmuş…      Adamın biri taş kırmakla geçiniyordu. İşi zor ve yorgunluğu fazla, buna mukabil kazancı azdı. Adam hayatından hiç te memnun değildi. Günün birinde içini çekerek;      “Zengin olmayı ve kırmızı perdeli bir tahtırevanda istirahat etmeyi ne kadar isterdim,” dedi. Onun bu duasını duyan bir melek de;      “Peki, öyle olsun,” diyerek onun arzusunu yerine getirdi...

Yemen Padişahı’nın Oğlu

     Bir varmış, bir yokmuş…      Vaktin birinde bir Yemen Padişahı ile, bir de Hint Padişahı varmış. Yemen Padişahı oğluna, Hint Padişahının kızını istemiş. Her iki aile de birbirleriyle anlaşmışlar. Aradan bir müddet geçtikten sonra gelini almak için yola çıkmışlar. Damat; – Ben de gideyim, demiş.      Kabul etmişler. Gelin arabasının yanı sıra damat da at ile gitmiş. Orada düğün dernek...

Herkesin İçtiği Su

     Bir varmış, bir yokmuş…      Ling-Yu, gayet akıllı, ihtiyar bir Çin imparatoru idi. O kadar yükselmeyi severdi ki, halkın geçmiş ile hiçbir ilgisi kalmamasını temin için büyük Çin’in eski kitaplarını, eski kütüphanelerini yaktırmıştı. Çinliler adeta onun yüceliğine bile inanır gibi oluyorlardı. Diyorlardı ki, “Ling-Yu, dünyada tanrının dehasından bir numunedir!”      Kavga, gürültü çıkıp...

Kayan Yıldızlar

     ‘Birbirini seven iki yıldız, biri elmas gibi parlak, öbürüyse alev kırmızısı. Bunlar hep birbirini takip eder. Bazen elmas gibi parlayanı, bazen de alev kırmızısı olanı öne geçer. Bir araya geldiklerinde gökten binlerce inci yere düşer. Bu anı yakalayıp elini uzattın mı, bir inci de senin avucuna iner. Ama bu inci sende kalamaz. Açık avuçla üç kez bir daire çizerek dans eder, sonra da o...

Beyaz Kurt

     Eski zamanlarda bir padişah vardı. Onun dört oğlu vardı.      Bir gün padişah, karısı ile birlikte, güzel atlar, güzel arabalar hazırlayıp, ıssız kırlara çıkar. Kırda dinlendikleri sırada, gecenin bir yarısında çok sert bir rüzgar esip, bunların çadırlarını kaldırıp, atar. Tam o sırada havadan bir dev padişahı ortaya çıkıp, padişahın yanından karısını alıp, gider. Padişah hemen uyanıp...

Kırmızı ve Beyaz Çiçeklerin Masalı

     Biri vardı, biri yoktu.      Ormanda boz bülbül vardı. Bülbül yaprakları gümüş gibi parıldayan iğde ağacının sarı ve mis kokulu çiçekleri arasına yuva yapmıştı. Onun dört çocuğu vardı.      Bir gün ormana kuş avcıları geldiler. Ağaçların budaklarında, dalların arasında tuzak ve ağ kurup kuşları avlıyorlardı. Onlar boz bülbüllerin yavrularını arıyorlardı. İstiyorlardı ki, boz bülbüllerin...

Gül Ali

     Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, bir köyde bir erkekle bir kadın yaşarmış. Belli bir yaşa gelmişler, çocukları olmamış. Çocukları olmadığı için gerçekten üzülüyorlarmış. Bu üzüntüleri yüzünden her namazdan sonra dua ediyorlarmış, bir çocukları olması için… Kadın, bir gün şöyle dua eder;      “Yarabbi, bana oldu olmadı, bir çocuk ver...

Örümcek Büyükanne Koçininako’yu Nasıl Kurtardı?

     Çok eskiden bir kadının Maststruoi adını verdiği bir oğlu varmış. Ana oğul çok derin ve sarp bir uçurum üzerinde, bir kaya oyuğunda yaşarlarmış. Kayalığın aşağısı ovalarla kaplıymış. Zirvede ise ağaçlar varmış. Ana oğulun yaşadıkları oyuğa dik kayalar arasındaki gizli ve tehlikelerle dolu bir patikadan ulaşılırmış.      Gel zaman git zaman Maststruoi büyüyüp yakışıklı ve güçlü bir delikanlı...

Ahmaklar Gemisi

     Bir zamanlar, bir geminin kaptan ve zabitleri kendi denizciliklerini çok beğenir ve kendilerine çılgınca hayran olurlardı. Gemiyi kuzeye çevirdiler ve tehlikeli buzullarla karşılaşıncaya kadar yol aldılar. Kendilerine yalnızca denizcilikteki ebedi başarılarını gösterme fırsatı vermek için kuzeye doğru çok daha tehlikeli sularda yol almaya devam ettiler.      Gemi daha yüksek enlemlere...

Fakir Adamın Oğlu

     Bir zaman varmış, bir zaman yokmuş. Bir fakirin dünyada bir oğlu varmış. O da büyüyüp olgun bir yaşa geldiğinde avcılığı kendine meslek edinir.      Günlerden bir gün, o atını eyerleyip ava gider. Avlanıp gezdiği zaman sis çıkar, dağda yolunu bulamaz. Yabancı bir ülkenin toprağına ayak basar. Dağ eteğinde bir pınara rastlar. Pınar başında biraz dinlenmek ister. Atını otlamak için serbest...

Değirmenci İle Tilki

     Bir varmış, bir yokmuş, eski zamanda dağ içinde yaşayıp duran bir garip oğlan varmış. Bu oğlan babasından miras kalan su değirmenini çalıştırıp, payına düşen gelirin hesabı ile yaşıyormuş. O, bir gün payına düşen undan bir kurabiye yapıp soğutmak için ocağın yanına koymuş, fakat bir iş için dışarı çıkıp gelmiş. Ama görse ki kurabiyesi yokmuş. Buna hayret eden oğlan etrafta hiç canlı yok...

Takane

     Bir zamanlar köyün birinde Rachbokoane adında bir adam, karısı Machbakoane ile yaşardı, iki çocukları vardı, oğulları Chabakoane ve kızları Takane.      Anne ve baba her gün tarlaya giderlerdi. Chabakoane hayvanları otlatır, Takane’de ev işlerini yapardı. Her gün anne ve baba tarlaya giderken çocukları sıkı sıkı tembihlerlerdi:      “Sakın evin yanındaki Kumonge ağacının suyundan içmeyin...

Gelecekten Haber Veren

     Bir zaman varmış bir zaman yokmuş, uzak padişaklıkların birinde yaşayan fakir bir köylü varmış. Bu köylünün karısı padişahın kazlarına bakarmış.      Bir gece ihtiyar, rüyasında padişah hamamının bir duvarının yıkıldığını ve duvarın, padişahı öldürdüğünü görür. Sabah uyandıktan sonra karısına:      “Padişaha söyle, hamama vardığında dikkatli olsun. Ben rüyamda hamamın duvarının onun üstüne...

Köpekbalıkları İnsan Olsaydı

     “Köpek balıkları insan olsaydı, küçük balıklara daha iyi davranırlar mıydı?” diye sordu hancının kızı, Bay K’ye.      “Şüphesiz!” dedi Bay K. “Köpek balıkları insan olsaydı, küçük balıklar için denizde, içinde çeşitli gıda maddeleri, hatta bitki ve hayvan çeşitleri bulunan çok büyük sandıklar yaptırırlardı.      Sandıkların içinde devamlı taze su bulunmasını sağlarlar ve her türlü sağlık...

Yılan Padişahı Şahmaran

     Bir varmış, bir yokmuş…      Evvel zamanda fakir bir delikanlı, ormandan odun kesip, satıyormuş ve bununla geçiniyormuş. O, bir de alıp dönüyormuş, iki de alıp dönüyormuş. Bu şekilde taşırken bir gün kalın bir ağacın dibine oturmuş. Fakir insan çok düşünür. Düşünüp, oturuyormuş. Toprağı bir öyle, bir böyle kazıyormuş. Geçimi zormuş ve böylece düşünüp, oturuyormuş. Bu şekilde düşünüp...

Kara Koyun

     Bir varmış, bir yokmuş…      Bir zamanlar herkesin hırsız olduğu bir ülke vardı. Geceleri herkes bir fener ve levye ile silahlanıp komşularının evine girerdi. Tan ağarırken çuvalını doldurmuş geri döndüğünde kendi evinin de soyulmuş olduğunu görürdü.      Böylece herkes uyum içinde yaşardı, kimsenin durumu çok kötü değildi. Biri birini, o öbürünü soyar, böylece son insana kadar...

İki Hırsız

     Bir varmış, bir yokmuş…      Konstantinopolisli (İstanbullu) bir hırsız varmış. Bir de Giritli başka bir hırsız varmış. Bunlar ünlü adamlarmış, ikisi de birbirleriyle tanışmak, böylece kimin daha iyi olduğunu ortaya çıkarmak istiyorlarmış. Biri Konstantinopolis’den öteki de Girit’ten yola çıkmışlar. Bir çeşme başında karşılaşmışlar.      ”Sen kimsin?” diye sormuş biri.      “Ben...

Yeraltı Tanrıçası Sedna

     Bir varmış, bir yokmuş…      Uzun yıllar önce kalabalıktan uzakta, büyük ırmakların kıyılarında yalnız yaşayan bir çift varmış. Yaz gelince tenha kulübelerinde oturur, ormandan meyve ve kök toplayarak karınlarını doyururlarmış. Kışın buzdan kulübelerinde yaşarlarmış ve erkek, fok ve ren geyiği avlamaya gider fakat asla kutup ayılarına dokunmazmış. Kutup ayısının karşısına çık­maya ve...

Oğlan ve Dev

     Bir varmış, bir yokmuş…      Bir baba oğul idiler. Onların yaşlı bir anaları vardı. Oğlan günde üç tornana çalışırdı. Bir gün çöle gitti, yolda yaşlı birine rastladı. Yaşlı adam dedi: “Oğul, sen burada ne yapıyorsun?” Oğlan dedi: “Geziyorum bakıyorum, iş falan olur, belki iş bulurum.”      Yaşlı adam ona dedi ki: “Gel, burada çalış.”      Oğlan gitti, o yaşlı adamla çalıştı. Yaşlı adam...

Karakuş

     Bir varmış, bir yokmuş…      Eski zamanlarda yaşlı bir adam varmış. Bu yaşlı adamın üç kızı varmış. Günlerden bir gün, yaşlı adam pazara gitmek için hazırlanmaya başlar. Gitmeye hazırlandığı sırada iki kızını uyandırıp: “Nasıl bir hediye getireyim?” diye sorar, küçüğünü uyandırmaya kıyamaz ve pazara gider.      Bu sırada küçük kızı bir rüya görür. Rüyasında büyük duvarlarla çevrili bir...

Gülnar Hanım

     Bir varmış, bir yokmuş…      Kandahar padişahının Melik Memmed adında bir oğlu var idi. Güzellikte öyle bir afet-i zamandı ki, Yusuf, Kenan onun eline su dökemezdi. Kendisi de Kandahar padişahının tek bir oğlu idi. Melik Memmed’i herkesten çok seven yaşlı bir lalası var idi. Bir gün lala bütün müneccimleri toplayıp, tas kurdurup, remil attırıp Melik Memmed’in bahtına baktırdı. Bütün...

Sahibini Bulan Kılıç

     Bir varmış, bir yokmuş…      Bundan çok zaman önce, Vietnam’da Ming’lerin Çin hanedanlığı hüküm sürüyormuş. Yabancı egemenliği altındaki halkın yaşamı kolay değilmiş: Her yıl vergiler artıyor, angaryalar gittikçe dayanılmaz oluyor ve yoksulluk durmadan çoğalıyormuş. Bütün bunların üstüne memleketin başına bir de kıtlık çökünce sonunda halk Le Lua adında bir adamın yönetiminde...