KategoriDünya Ünlülerinden Seçme Masallar

Yaşam Süresi

       Bir varmış, bir yokmuş…        Tanrı dünyayı yarattığında her yaratığa bir ömür biçmek istedi. Huzuruna önce eşek çıktı. “Efendimiz, ben ne kadar yaşayacağım?” diye sordu. “Otuz yıl,” diye cevap verdi Tanrı. “Yeter mi?”        “Ama efendim,” diye karşılık verdi eşek. “Bu çok uzun bir zaman. Benim işimi bir düşünsenize. Sabahtan...

Tuhaf Bir Çocuk

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar tuhaf bir çocuk vardı, annesinin sözünü hiç dinlemezdi. Bu yüzden Tanrı onu cezalandırdı ve hasta etti. Hiçbir hekim onu iyileştiremedi; sonunda ölüm döşeğine düştü. Mezara gömüldüğünde ve üzerine toprak atıldığında bir kolcağızı yerden havaya doğru uzandı. Onu yeniden gömüp üzerine toprak attılarsa da hiçbir yararı olmadı; kolu hep...

Tilki ve Kazlar

       Bir varmış, bir yokmuş…        Günün birinde bir tilki çayırlığa geldi. Orada bir kaz sürüsü gördü. Hayvanların hepsi besiliydi. Tilki gülerek, “Tam zamanında gelmişim! Şöyle sıraya dizilin de, hepinizi güzelce yutayım,” dedi.        Kazlar korkudan tıslamaya başladı; ağlayıp sızlayarak canlarını bağışlamasını istediler tilkiden.        Ama tilki hiç oralı olmadı...

Şişedeki Cin

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar fakir bir oduncu vardı. Sabahtan gece yarılarına kadar çalışır dururdu. Yeterince para biriktirdikten sonra oğluna, “Sen benim tek çocuğumsun. Alın teriyle kazandığım şu parayı senin eğitimin için harcamak istiyorum. Doğru dürüst bir zanaat öğren ki, elim ayağım tutmayacak kadar yaşlandığımda bana bakabilesin” dedi.        Oğlan...

Mavi Işık

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar uzun yıllar kralın hizmetinde bulunmuş bir asker vardı. Ancak savaş sona erdiğinde aldığı yaralar yüzünden görev yapamaz oldu. Kral da ona, “Evine dön, sana ihtiyacım yok artık. Para falan da bekleme. Parayı ancak bana hizmet eden alır!” dedi.        Asker nasıl geçineceğini bilemiyordu. Böyle üzüntü içinde bütün gün dolaşıp...

Şanslı Hans

       Bir varmış, bir yokmuş…        Hans yedi yıl boyunca patronunun yanında çalıştıktan sonra, “Efendim, benim zamanım doldu. Yine annemin yanına döneceğim; bana ücretimi verin!” dedi.        Efendisi, “Sen bana hep sadık kaldın ve namuslu çalıştın; ücretin de ona göre olacak,” diyerek Hans’a kafası büyüklüğünde bir külçe altın verdi.        Hans cebinden...

Şeytan ve Ninesi

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar kral büyük bir savaşa girmişti, ama askeri azdı; çünkü onlara az para veriyordu, yani bununla geçinemezlerdi. Bir gün üç tane asker baş başa vererek ordudan kaçmayı düşündüler. Biri şöyle dedi: “Ama bizi yakalarlarsa darağacını boylarız! Ne yapsak ki?” Öteki, “Karşıda bir buğday tarlası var, orada saklanırız. Kimse bizi...

Yedi Kafadar

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar yedi kafadar vardı; birincisinin adı Bay Schuiz’du; İkincinin Jackli, üçüncünün Marli, dördüncünün Jergli, beşincinin Michael, altıncının Hans ve yedincinin Veitli’ydi. Bunlar hep birlikte dünyayı dolaşmaya, macera yaşamaya ve büyük işler başarmaya karar verdiler.        Başlarına bir şey gelmemesi için silahlandılar. Ne var ki...

Kirpi Hans

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar bir köylü vardı, yeterince parası ve toprağı vardı, ama öte yandan şanşsız sayılırdı. Çünkü karısıyla onun hiç çocukları olmamıştı. Öbür köylülerle kasabaya indiğinde, çocuğu olmuyor diye hep kendisiyle dalga geçerlerdi.        Sonunda o kadar kızdı ki, eve döndüğünde karısına, “Ben bir çocuk istiyorum; olsun da isterse kirpi olsun...

Üç Yaprak

       Bir varmış, bir yokmuş…        Vaktiyle fakir bir adam vardı; zamanla biricik oğlunu besleyemez olmuştu. Bunun üzerine oğlu, “Babacığım, sen artık çalışacak durumda değilsin, sana yük oluyorum. Artık buradan gidip kendi ekmeğimi kendim kazanmak istiyorum,” demişti ve babasının hayır duasını aldıktan sonra onunla acıklı bir şekilde vedalaşmıştı.        O sırada kral büyük...

Keçisakal

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir kralın bir kızı varmış; kız olağanüstü güzelmiş ama çok kibirliymiş. Kendisiyle evlenecek hiçbir erkeği beğenmezmiş ve hepsini reddettiği gibi bir de onlarla alay edermiş.        Bir defasında kral büyük bir şenlik düzenledi ve uzaktan yakından, evlenmek isteyen gençleri davet etti. Her biri soyluluk derecesine göre sıraya girdi: Önce dükler, sonra...

Karanfil

       Bir vardı, bir yoktu…        Bir zamanlar bir kraliçe vardı ama ne hikmetse çocuğu olmuyordu. Her sabah bahçeye inip kendisine bir erkek veya kız çocuk ihsan etmesi için Tanrı’ya yalvarıyordu.        Derken gökten bir melek inerek, “Sevin artık, çünkü bir erkek çocuğun olacak. Bu çocuğun aklından geçirdiği herhangi bir dilek, anında gerçekleşecek,” dedi.       ...

Demir Soba

       Bir varmış, bir yokmuş…        İsteklerin kabul gördüğü bir çağda cadının teki bir prense büyü yaptı. Buna göre oğlan ormanda, koskoca bir demir soba içinde yatıp kalkacaktı. Yıllarca orada kaldı ve kimse onu oradan kurtaramadı.        Günün birinde o ormana bir prenses geldi; yolunu şaşırıp babasının sarayını bulamamıştı. Dokuz gün orada burada dolaştıktan sonra sonunda o demir...

Kurul Sofram Kurul

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar bir terzinin üç oğlu ve bir de keçisi vardı. Hepsi keçi sütüyle beslendiği için hayvanın her gün otlatılması gerekiyordu. Oğlanlar sırayla otlatıyordu.        Bir seferinde büyük oğlan onu kilisenin avlusuna götürdü. Hayvan oradaki o güzel kokulu otları yiyerek oynayıp sıçramaya başladı. Akşam olup da eve dönme zamanı gelince oğlan...

Demir Hans

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar bir kral vardı. Sarayının bulunduğu yerdeki kocaman ormanda her türlü vahşi hayvan yaşamaktaydı.        Bir gün avcılarından birini bir ceylan vursun diye ormana yolladı. Ama avcı geri dönmedi. “Herhalde başına bir şey geldi,” diyen kral, ertesi gün onu aramak üzere iki avcı daha gönderdi, ama onlar da geri gelmedi. Üçüncü gün...

İki Kardeş

       Bir varmış, bir yokmuş…        Ağabeyi, kız kardeşinin elini tutarak, “Annemiz öldükten sonra iyi bir gün yaşamadık. Üvey annemiz bizi her gün dövüyor, ne zaman yanına varsak bizi tekmeliyor. Ekmek kırıntılarıyla yaşıyoruz; masanın altındaki köpek yavrusu bizden daha iyi yiyip içiyor, hiç değilse ara sıra ağzına bir lokma et giriyor. Tanrım, annemiz bunları görseydi! Gel...

Korkmayı Öğrenmek

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir babanın iki oğlu vardı; büyüğü akıllı ve dürüsttü; küçüğüyse aptaldı, kafası çalışmıyordu, bu yüzden hiçbir şey öğrenemedi. Ondan bahsederken herkes, “Babasının işi çok zor!” diyordu.        Bir iş yapılması gerektiğinde hep büyük oğlan öne fırlıyordu. Ama babası onu geç saatte bir yere gönderdiğinde bu yol kilisenin önünden ya da...

Brakel’li Kız

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir gün bir kız, Brakel’den Hinnenborg’un güneyindeki St. Anne Kilisesi’ne gitti; niyeti kendisine bir koca bulmaktı. Kilisede kimsenin olmadığını sanarak şöyle bir şarkı tutturdu: Ah sevgili Meryem Ana Yardım etsene bana Adamı tanırsın sen Evi yan sokakta Saçları da sarıdır Unutma sakın ha.        Ama kilisenin zangocu sunağın arkasındaydı...

Görücülük

       Bir varmış, bir yokmuş…        Genç bir çoban vardı, evlenmeyi çok istiyordu; üç tane kız tanıyordu. Üçü de birbirinden güzeldi, bu yüzden hangisini seçeceğini bilemedi. Ve annesine sordu. Annesi, “Üçünü de davet et ve önlerine kaşar peyniri çıkar, dikkat et bakalım onu nasıl kesecekler?” dedi. Oğlan öyle yaptı. İlk kız kaşarı kabuğuyla yedi; İkincisi hemen peynirin...

Masadaki Ekmek Kırıntıları

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir gün horoz civcivlere, “Çabuk eve gelin, yemek masasında ekmek kırıntıları var. Evin hanımı komşuya gitti,” dedi.        “Yo, yo, gelmeyiz!” dediler. “Neden biliyor musun, o hep bize sataşıyor!”        Bunun üzerine horoz, “Nasılsa haberi olmayacak! Siz gelin! Zaten bize iyi bir şey verdiği yok ki!”...

Sadaka

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir baba, karısı ve çocuğuyla öğle yemeğine oturmuştu. Onlara misafir gelen bir arkadaşı da yemeğe katıldı. Saat on iki olmuştu ki, kapı açıldı ve içeriye tamamen beyazlara bürünmüş, soluk yüzlü bir çocuk girdi. Hiç etrafına bakınmadan ve tek bir laf etmeden yandaki odaya geçti. Sonra oradan çıkarak geldiği gibi, sessizce sokak kapısına yöneldi.       ...

Dil Balığı

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bulundukları ortamda huzur kalmadığı için balıklar hiç de memnun değildiler. Hiçbiri diğerleriyle buluşmuyor, keyifleri nasıl isterse biri sağa, öbürü sola gidiyordu. Bir araya gelmek isteyenlerin önü kesiliyordu; güçlü olan kuyruğuyla zayıf olanı dövüp kaçırıyor ya da yutmaya çalışıyordu.        “Bir kralımız olsa ne iyi olurdu; hak ve hukukumuzu...

Azrail

       Bir varmış, bir yokmuş…        Fakir bir adamın on iki tane çocuğu vardı. Adamcağız onları doyurabilmek için gece gündüz çalışıyordu. On üçüncü çocuğu da dünyaya geldikten sonra ne yapacağını bilemedi. Şehre inerek karşısına ilk çıkacak adamdan vaftiz babası olmasını isteyecekti. Karşısına ilk çıkan Tanrı oldu. O, adamın niyetini bildiği için şöyle dedi: “Bana bak zavallı adam...

Su Perisi

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar bir değirmenci vardı, karısıyla birlikte rahat bir hayat sürmekteydi. Paraları ve malları vardı; yıldan yıla daha da zenginleştiler. Ama birden başlarına bir uğursuzluk çöktü: gitgide varlıkları azaldı. Öyle ki değirmencinin elinde mal olarak sadece değirmen kaldı.        Adamcağız çok üzüntülüydü; işi bittikten sonra bir türlü huzura...

Altın Çocuklar

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar fakir bir karı koca vardı; ufacık bir kulübeden başka şeyleri yoktu. İkisi de balıkçılıkla geçiniyordu; paraları o güne kadar hiç olmamıştı.        Adam bir gün ağını savurduktan sonra altın bir balık yakaladı. Balıkçı şaşkınlıkla bakarken balık konuşmaya başladı. “Dinle, balıkçı! Beni tekrar suya salarsan senin kulübeni görkemli bir...

Zembil, Şapka ve Borazan

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar üç erkek kardeş vardı; üçü de günden güne o kadar fakir düştü ki, açlığa mahkûm oldular, hiç yiyecekleri kalmadı.        Aralarında konuştular. “Bu böyle gidemez, yollara düşelim ve talihimizi deneyelim,” diyerek yol çıktılar. Az gittiler uz gittiler, dere tepe düz gittilerse de talih yüzlerine hiç gülmedi. Derken günün birinde...

Altın Kaz

       Bir varmış, bir yokmuş…        Evvel zaman içinde bir adamın üç oğlu vardı. En küçük oğlunun adı Şapşalcık’tı. Bu yüzden her fırsatta alaya alınır, küçümsenir, hor görülürdü.        Günlerden bir gün en büyük oğul ormana, odun kesmeye gidecekti. Yola çıkmadan önce annesi ona azık olarak güzel, kocaman bir pişiyle bir şişe şarap verdi. Delikanlı ormana vardığında ufacık tefecik...

Altın Anahtar

       Bir varmış, bir yokmuş…        Etrafı kalın bir kar tabakasının kapladığı bir kış günü, fakir bir oğlan odun toplamak üzere kızağıyla ormana gitti. Odunları toplayıp yükledi. Sonra hemen eve dönmek yerine, soğuktan donduğu için biraz ısınmak üzere bir ateş yakmak istedi. Karları eşeledi, toprağı düzeltirken bir altın anahtar buldu. Anahtarı burada olduğuna göre kilidi de yakında bir...

Kara Prenses

       Bir varmış, bir yokmuş…        Doğu Hindistan düşman tarafından kuşatılmıştı. Ve ordu, altı yüz altın almadan çekilmek niyetinde değildi. Trampetlerle ilan ettiler: Kim bu parayı getirirse belediye başkanı olacaktı! O sırada fakir bir balıkçı gölde oğluyla birlikte balık avlamaya çıktı. Derken düşman askeri gelerek oğlunu esir aldı, karşılığında da balıkçıya altı yüz altın verdi...

Altı Kuğu

       Bir varmış, bir yokmuş…        Bir zamanlar bir kral ormanda avlanıyordu. Derken vahşi bir hayvanın öyle bir peşine düştü ki, adamları onu takip edemedi. Akşam olunca kral durup bekledi, çevresine bakındı, yolunu kaybetmiş olduğunu anlayıverdi. Bir çıkış yeri aradıysa da bulamadı. Derken kafasını sallaya sallaya kendine doğru gelen yaşlı bir kadın gördü.        Bu bir büyücüydü! Kral...