KategoriLafonten Masalları

Köpeklerle Kedilerin ve Kedilerle Sıçanların Savaşı

Geçimsizlik Tanrıçası Hüküm süregelmiştir evrende. Anlatmakla bitmez dünyamıza ettikleri, Bizleriz ona en çok kurban kesen de. Dört unsuruna bakın Doğa’nın: Şaşarsınız bu dört devletlinin Birbirini çekemeyişlerine. Onlar dışında nice yaratıklar Birbiriyle savaşmadan duramazlar. Bir evde sürüyle kedi köpek varmış; Türlü cezalar, tutuklamalarla Kavga etmemeleri sağlanmış. Görevlerini...

Farelerle Baykuş

Hiç söze başlamayın sakın: “Dinleyin, bir harika anlatacağım,” diye. Nereden bilirsiniz dinleyenlerin Şaşacaklarını sizi şaşırtan şeye? Ama alın size bir olay ki, Bu verdiğim öğüdü çürütecek belki. Bir mucize size anlatacağım şey, Masal değil, gerçeğin ta kendisi. Çok yaşlı bir çamı kesmiş devirmişler yere: Bir baykuşun sarayı varmış meğer içinde. Atropos’un tercümanı bu asık...

Bir Moğolun Rüyası

Eskiden bir Moğol, Moğolistan’da, Bir veziri cennette görmüş, rüyasında. Cennette vezir olmaz, ama görmüş işte adam; Hem de hurili melekli bahçelerde. Aynı rüyada gördüğü bir dervişse Cehennem alevlerinde yanıyormuş; En mutsuzlar bile acıyormuş adama. Bunda bir iş var, demiş Moğol uyanınca: Cehennemlik cennette, Cennetlik cehennemde! Gitmiş rüyadan anlayan birini bulmuş; Böyle böyle, demiş...

Dişi Aslanla Dişi Ayı

Ana aslan yavrusunu yitirmiş; Avcının biri almış götürmüş. Öyle kükrüyormuş ki mutsuz ana Rahatı kaçmış bütün ormanın. Ne karanlığı, ne sessizliği, Ne de başka büyüleri gecenin Dindirmiş yaygarasını kraliçenin. Hayvanların uyku girmez olmuş gözüne. Sonunda dişi ayı gitmiş yanına: — Komşu, demiş, bir şey soracağım sana: Bu ormanda sen nice yavrular yedin, Anası babası yok muydu hiç birinin? —...

Bayan Kaplumbağa İle İki Ördek

Kaplumbağanın biri, Doğuştan biraz serseri, Bıkmış yaşadığı delikten Başka dünyalar görmek istemiş. Yabancı ülkelere can atan çoktur: Hele topallar arasında Yurdunu seven pek yoktur. Bizim kaplumbağa iki ördeğe Dünyaya açılmak istediğini söyleyince: — Sen bize bırak, demiş ördekler; Bizim yolumuz şu gördüğün gökler; Hiç üzme kendini, Aldık mı yanımıza Ta Amerikalara uçururuz seni. Neler görürsün...

Eşek ve Efendileri

Bahçıvanın eşeği Kaderden şikâyetçiymiş. Gün doğmadan kalkmak Canına tak demiş. — İnsaf, diyormuş; Horoz bile uykuda ben yüklenirken. Neymiş? Pazara ot gidecekmiş. Ot için uyan canım uykudan. Kader acımış eşeğe. Değiştirmiş efendisini. Bizimki düşmüş bir dericiye. Gel de arama eskisini: Deriler leş gibi kokar, Üstelik ottan da ağır. — Ah, demiş; ben böyle mi olacaktım? Eskiden hiç olmazsa, Başımı...

Tavşanla Kaplumbağa

Koşmak neye yarar, yola vaktinde çıkmalı, Bu gerçeği anlatır işte Tavşanla kaplumbağanın masalı. — Gel bir bahse girelim seninle, Demiş kaplumbağa tavşana; Şu karşıya senden önce varırım ben. — Hoppala! demiş yel gibi koşan tavşan, Sen aklım mı kaçırdın? Deli hekimine git de Sana Hint yağı içirsin! — Bahse giriyorum ya, deliysem sana ne? Götürmüş, koymuşlar karşıya Bahsi kazanan ne alacaksa. Ne...

Kendini Suda Gören Geyik

Faydalıyı küçümser, taparız güzele; Güzelse çok kez başımızı yer. İlahi geyik, nasıl kötülersin Seni kuş gibi uçuran o ayakları da Başına dert açan boynuzları översin! Geyiğin biri kendini görmüş de Bir kaynağın tuttuğu aynada Güzel boynuzlarına hayran olmuş; Ama ardından pek üzülmüş Çöp gibi bacaklarını görünce; Eriyip gidecekler neredeyse suda. — Bir şu başa bak, bir de şu ayaklara, Demiş geyik...

İhtiyarla Eşek

Bir ihtiyar binmiş eşeğine gidiyormuş. Bakmış, çayırlık çimenlik bir yer, durmuş; Çözmüş eşeğin yularını, salmış çayıra. Seninki abanmış tazecik otlara, Bir yemiş, bir türkü söylemiş; Eşinmiş, tepinmiş; Yatmış kaşınmış, Dünyalar onun olmuş. Derken, Bir eşkıya sökün etmiş karşıdan: — Hadi kaçalım, demiş sakallı. — Neden? demiş uzun kulaklı; O gelen çifte semer mi kor, Dört çuval mı yükler sırtıma...

Phoıbos’la Boreas

Poyrazla güneş, bu iki eski tanrı, Tanrıyken Boreas ve Phoibos’muş adları Bir yolcu görmüşler dünyamızda. Giyinişinden anlamışlar ki bu yolcu Havanın bozabileceğini düşünmüş. Sonbahar gelir gibi oldu mu Yola çıkanın tedbirli olması gerek. Hava bir yağmurludur bir günlük güneşlik: Gökkuşağı o aylarda Siz de sarınıp kuşanın der yolculara. Bundan ötürü Latinler Bu aylara küsüm zamanı demişler...

Çobanla Aslan

Masal deyip geçmemeli: Bakarsınız bir hayvan bize hocalık eder. Yalın bir ahlak dersi sıkar insanı, Masal öğütle birlikte dillerde gezer. Bu türlü şiir yapıtlarında Hem öğretecek, hem hoşa gideceksin. Masal için masal ucuz iştir bence. Bir şeyler öğretmek içindir aslında Masal anlatması nice ünlü kişilerin. Süsten püsten, uzun sözden kaçar hepsi Boş laf eden yoktur aralarında. Kısa kesiyor diye...

Kerevit ve Kızı

Bilgeler kimi zaman, kerevit gibi, Tersin tersin yürürler; Sırt çevirirler varacakları limana Bir denizci manevrasıdır bu; Büyük bir saldırıyı gizlemek için de Hedefin tam tersine yürür komutanlar, Düşman yanlış yere biriksin diye. Benim kerevit küçük, ama bu tabiye büyük. Bir fatih biliyorum bunu kullanan, Tek başına yüz başlı düşmanı bozan. Neye girişecek, neye girişmeyecek Bir sırdır bu;...

Hasta Geyik

Bir geyik hastalanmış Geyikistan’da Eş dost sökün etmiş, Birikmişler geyiğin başucuna. Kimi geçmiş olsun der, Kimi ah vah eder, Kimi avutmak ister geyiği. Oysa hiç kalabalık etmeseler daha iyi. — Aman gidin ne .olur, demiş hasta; Bırakın da rahat öleyim bari! Ağlayıp durmayın başımda. — Hiç olur mu? Boynumuzun borcu; Dünyada bırakmayız, demişler. Kalmışlar da kalmışlar Hastayı canından...

Yaşlı Kedi ve Genç Fare

Dünya görmemiş genç bir fare Yaşlı bir kediyi yumuşatırım sanmış Yalvarıp merhametine sığınarak, Fare celladına diller dökerek: — Kıymayın bana, demiş; Bu boyumla, minnacık dişlerimle Ne zarar verebilirim bu eve? Ben yaşarsam aç mı kalır sanki Bu evin bayı, bayanı, adamları? Bir buğday tanesiyle beslenirim; Bir ceviz yesem tos toparlak olurum. Bakın ne zayıfım şimdi, biraz bekleyin; Bırakın beni...

Devletli Burgonya Dukasına

Bu Duka, La Fontaine’den adı Kediyle Fare olacak bir masal istemiş. Ün Tanrıçası bir tapınak istiyormuş Genç prens için kitabımda bir yere. Ne yapsam? Masalın adı önceden konmuş: Kediyle Fare. Bir güzeli mi anlatsam, bilmem ki, Görünüşü tatlı, yüreği zalim olan, Büyüsüne kapılanlarla oynayan Kedinin fareyle oynadığı gibi. Kaderin cilvelerini mi işlesem yoksa? Hiç de yersiz olmaz; çünkü...

Para Babasıyla Maymun

Para biriktiriyormuş adamın biri. Bilirsiniz, deli eder insanı bu tutku. Bu bizimkinin de aklı fikri Altın gümüş paralar, liralarla dolu. Para dediğin harcanmadıkça Beş para etmez bence. Hırsız mırsız gelmesin diye Bir adaya kapanmış bizim pinti. Orada, tek başına, kendince mutlu Bence mutsuz yaşıyormuş enayi. Biriktirdikçe biriktiriyormuş paraları; Saymak, hesaplamak, kılı kırk yarmakla...

İnsanların Talihe Karşı Nankörlüğü

Talihli bir deniz tüccarı zengin olmuş, Birçok seferde yenmiş rüzgârları. Girdaplar, gizli kayalar baç almamış Tümen tümen sandıkları, balyalarından; Atropos, Neptunus bütün arkadaşlarına Türlü ağır vergiler yüklerken Talih göz kulak olup sevgili tüccarına Sağ salim yürütüyormuş gemilerini. Ne aldatılmış, ne ortakları kazık atmış, Tütününü, şekerini, tarçınını satmış, Çinileri kapışılmış kırık...

İki Horoz

İki horoz kardeş kardeş yaşarken Bir tavuk çıkagelmiş, Al sana kanlı bir savaş. Ah aşk, sen değil misin Troya’yı yıkan? Senin yüzünden kana boyanmadı mı, Çok kez tanrı kanına hem de, Ksanthos Irmağı’nın suları? İki horozun kavgası sürdükçe sürmüş, Gürültüsü yayılmış dört bir yana Bütün iblikligiller cenk seyrine üşüşmüş. Kim bilir, kaç güzel tüylü Helena Savaşı kazanan horozun olmuş...

Süt Çömleği

Perret Bacı, bir yastık koymuş başına, Süt çömleğini yerleştirmiş üstüne, Şehre gidecek, kestirmeden, Sütün damlasını dökmeden. Tüy gibi kadın, hafif de giymiş üstelik, Düz pabuç, kısa eteklik, Uçar gibi yürüyor yolda; Aklı fikri sütten gelecek parada. Yüz yumurta alacak hemen, taze taze; Üç kuluçka yatıracak eve dönünce. İyi bakıldı mı al sana bir sürü civciv: — İşten bile değil, diyor içinden;...

Arabayla Sinek

Kumlu, çakıllı, belalı bir yokuş; Bir de güneş, cehennem! Ne ağaç, ne gölge. Altı gürbüz at zor çekiyor arabayı. Kadını, papazı, ihtiyarı Hep inmiş yola. Atlar kan ter içinde, soluk soluğa. Pes ediyorlar ikide bir. Derken bir sinek çıkagelir, Vız vız tebelleş olur atlara: Gayret verecek hepsine aklı sıra. Bir onu ısırır, bir bunu. Ha gayret, ha göreyim sizi! Vız arabanın okuna, Vız arabacının...

Akbabalarla Güvercinler

Evvel zaman içinde bir gün Savaş Tanrısı Havaları allak bullak etmiş Birbirine düşürüp kuşları. Hangi kuşları ama; Bahar bahçelerinde şakıyan, İçimizde Afrodite’yi uyandıran Güle vurgun kuşları değil; Sevgiler anası Tanrıçanın Arabasını çeken nazlı kuşları değil; Kıvrık gagalı, keskin pençeli Ve de asık yüzlü akbaba milletini. Bu belalı kuşlar bir köpek leşi yüzünden Öylesi bir savaşa...

Aslanın Sarayı

Haşmetli aslan merak etmiş bir gün Kimlerin kralıyım ben diye. Fermanlar yollamış dört bir yana Tuğralı muğralı; — Milletim gelsin, demiş, sarayıma; Herkesi birden çağırıyorum; Tam otuz gün açık oturum. Ve kurultay kurulmadan önce Bir şölen, milletimin gönlünce. Herkes yesin içsin, eğlensin, Kral nasıl olurmuş görsün. Fermanı okuyan koşmuş, Yollar dolup taşmış. Saraya gelince ne görsünler: Bir...

Atalarıyla Övünen Katır

Başpapazın katırı Soyluyum diye tutturmuş. Anası kısrak ya, Hep onunla övünürmüş, Şunu yaptı, bunu yaptı diye. Böyle bir kısrağın oğlu Tarihlere girmeliymiş. Değil herkesi, hekimleri bile Sırtına bindirmezmiş, Şanına yakışmaz diye. Derken katır ihtiyarlamış, Vermişler değirmene. Orada gelmiş kendine: Babası eşeği hatırlamış. Atalar dememiş boşuna: Her kötülük bir iyilik getirir. Başka türlü nasıl...

Tilki, Maymun ve Hayvanlar

Bir aslan ölmüş ve hayvanlar Yeni kralı seçmek için toplanmışlar. Gitmiş getirmişler krallık tacını Bir ejderhanın sakladığı yerden. Taç bütün hayvan başlarında denenmiş, Bakmışlar uymuyor hiçbir başa: Kimine büyük geliyor, küçük kimine, Kimininse boynuzları engel Taç giymesine. Maymun demiş, şaka ederek: — Bir de ben deneyeyim şunu. Almış tacı, evirmiş, çevirmiş Türlü şaklabanlıklar ederek...

Yavru Sıçan, Yavru Horoz ve Kedi

Dünya görmemiş körpecik bir sıçan Ucuz kurtulmuş faka basmaktan. Anasına şöyle anlatmış olan biteni: — Bizim yurdu sınırlayan dağları aşmış Tırıs gidiyordum, delikanlı bir sıçan gibi, Hayatta bir yol bulmak için kendime. İki hayvan ilişti gözüme bir yerde: Biri tatlı, yumuşak, güler yüzlü; Öteki azgın, asık suratlı; Acı, keskin bir sesi var; Tepesinde bir et parçası Sallanıyor havada bir kol gibi...

Zeus ve Ortakçısı

Zeus günün birinde Ortakçı aramış bir çiftliğine. Hermes haberi dört bir yana yaymış, İstekliler gelmiş türlü önergelerle; Ve bir hayli çatallaşmış mesele. Kimi demiş masrafı çok, belalı iş; Kimi şöyle demiş, kimi böyle demiş. Sonunda aralarından biri, En akıllısı değilse de en cüretlisi. — Ben şu kadar veririm, ama bir şartla, demiş; Zeus hava durumunu bana bıraksın; Bütün mevsimler benden...

aSLANLA aVCI

     Av meraklısı bir kabadayı, Soylu köpeği yok olunca ortadan, Aslan yemiştir diye çobana gitmiş: — Nerede yatar, demiş, o hırsız aslan? Söyle de gidip geberteyim şunu. — Şu karşıki dağda, demiş çoban; Ben her ay bir koyun verip ona,      Korkusuz dolaşırım buralarda.      Tam sözünü bitirirken çoban      Koşar adım sökün etmiş aslan.      Kabadayı sıvışmış yel yepelek, — Aman Zeus, bir sığınak...

Gelinlik Kız

Gözü yükseklerde kızın biri, Kocaların en iyisine Saklıyormuş kendini. Genç, yakışıklı, güzel olacakmış. Nerede, nasıl davranacağını bilecekmiş. Hiç surat asmayacağı gibi, Karısını kıskanmayacakmış da kocası. Ayrıca zengin ve soylu olması, Güzel, akıllıca konuşması da şartmış. Her şeyi, her şeyi istiyormuş kısacası: Ama gel ara da bul böylesini. Talih elinden geleni yapmış, Yabana atılmaz...

Balıkçıl

Bacaklar, gaga, boyun Hepsi uzun mu uzun, Balıkçıl geziniyormuş bir gün, Dere boyunca. Pırıl pırılmış sular, En güzel günlerindeki gibi dünyanın. Bayan sazan oynaşıp duruyormuş Ahbabı turna balığıyla. Balıkçıl burun kırmış Avın bu kadar kolayına. Kıyıya kadar geliyormuş balıklar: Bir gaga atsa tamam. — Ama, demiş, biraz bekleyeyim de iştahım gelsin iyice. Rejim yapıyormuş o günlerde, Belli...

Dünyadan El Çeken Sıçan

Bu bir Doğu masalı, alınmasın kimse! Bir sıçan varmış evvel zaman içinde. Yorulmuş, canından bezmiş bu sıçan; Çekmiş elini yalan dünyadan, Gitmiş, kapanmış, tek başına Bir Hollanda peynirinin içine. İn cin yok, ıssız bir yermiş burası: — Tam erilecek yer, demiş, bizim yeni zaman evliyası. Dişini, tırnağını işletmiş, Kovuğunu delmiş, genişletmiş. Az zamanda kurmuş içeride tekkeyi; Postu serip...