KategoriMiniklere Minik Masalları

Miniklere Minik Masallar (81)

ÜÇ CESUR KIZ        Bir ormanda üç cesur kız varmış. En büyükleri Gülçin, ortancası Hazal, en ufakları da Yasemin’miş. Yasemin çok haylazmış ama çokta zekiymiş. Bir gün Yasemin ablalarından gizli ormanın derinliklerine gezmeye gitmiş. Gezerken saatin kaç olduğunu unutmuş. Hava kararmaya başlamış. Yasemin çok korkmuş. Ablaları da Yasemin’i arıyorlarmış. Perişan olmuşlar, korkmuşlar.        Doğal...

Miniklere Minik Masallar (80)

TÜCCAR OLAN ÇOBAN:        Deniz kıyısına yakın meralarda sürüsünü otlatan bir çoban, bir gün bir kayanın üzerine oturup kendisini rüzgârın serinliğine bıraktı. Güzel bir yaz günüydü, okyanus sessiz sakin çarşaf gibi uzanıyordu. Böylece oturmuş, denizdeki yelkenlileri seyrederken;        ”Eğer benim de bir yelkenlim olsaydı, uzaklardaki yabancı ülkelere giderdim ve mesut olurdum,” diye düşündü...

Miniklere Minik Masallar (79)

KEÇİ İLE YARAMAZ LAHANA:      Bir varmış bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, hep söylerler ya bunu şu samanın ne işi var kalburun içinde? Yoksa bir yaramazlık mı var bu işin içinde. Bize göre bir yaramaz lahana ve bir keçi var bu masalın içinde, lahanalar biçim biçim hepsi tencerenin dibinde.      Lahana tarlasının içinde bir lahana ailesi yaşarmış, hepsi tombul tombul, hepsi...

Miniklere Minik Masallar (78)

OBUR ÇOCUK:      Obur çocuk çok yemek yerdi. Ama hiç doymazdı. Onu ne zaman görseniz, ağzı tıka basa dolu olurdu. Annesi obur çocuğa yemek yetiştiremiyordu. Üstelik obur çocuk kardeşinin mamalarını da yemeğe başlamıştı. Gece bile uykudan uyanıyor ve doğru mutfağa gidiyordu. Ondan sonrasını siz düşünün. Obur çocuk ne var ne yok hepsini midesine indiriyordu.      Annesiyle babası; “Artık ona bir...

Miniklere Minik Masallar (77)

DOMATESİN ÇEKİRDEĞİ:      Günümüzde her mevsim her türlü sebze bulunuyor manavlarda. Annelerimiz de, “Bugün ne yemek pişirelim?” diye kaygılanmıyorlar. Ama evvel zaman içinde, kalbur saman içinde hiç de böyle değilmiş. Sebzeler Ülkesi adında bir ülke varmış. Bu ülkenin her şehrinde sadece bir çeşit sebze yetişirmiş.      O şehirde yetiştirdiği sebzeden alırmış ismini. Kabak Şehri, bu ülkenin en...

Miniklere Minik Masallar (75)

MERAKLI ÜZÜM SALKIMI:      Bir varmış ya iki neredeymiş bilmem, üçün yaptıklarını hiç takip etmem. Dört için evden kaçtı diyorlar, beş kardeş ile beşi bir gösteriyorlar. Beşi beş kuruştan beş yumurta kaç kuruş eder diyerek masala başlıyorlar. Kim biliyor bu masalı, ben biliyorum ya siz de öğrenmek istiyor musunuz? O zaman masalı anlatmaya başlıyorum:      Asma gördünüz mü hiç bilmem? Üzümler...

Miniklere Minik Masallar (75)

KUMBARA:      Çocukların odasında, gardırobun üstünde, oldukça yüksek bir köşede, domuz biçiminde içi ağzına kadar para dolu bir kumbara varmış. Gardırobun tepesinde yer aldığı için odada olup biteni seyredebiliyor, karnındakilerle her şeyi satın alabileceğini düşünüyormuş. Bu da onu çok mutlu ediyormuş.      Odadaki tüm oyuncaklar beraberce oynarlarmış, fakat kumbarayı oyuna çağırmak için...

Miniklere Minik Masallar (74)

TATLI KAYISI:      Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde uzun bir yol peşinde, güneşin ta içinde, bir uzun yol bulunmuş. Bu yol pek bir soğukmuş, öyle şey olur muymuş, güneş çok sıcak ama ben de dedim amcama, dinlemedi beni ya… Haydi güneşe doğru yolumuzu alalım, kayısıların içinde, eşimizi bulalım.      Tatlı bir kayısı varmış ağaçların arasında, herkes çok severmiş onu. Terbiyeli...

Miniklere Minik Masallar (73)

GÖKGÜRÜLTÜSÜ, ŞİMŞEK VE YILDIRIM:      Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde gökyüzü ülkesinde mutlu bulutlar varmış. O kadar iyi geçinirlermiş ki, en ufak bir kavgalarını duyan olmamış, kimse kimsenin hakkını istemez, hepsi birbirlerine yardım ederlermiş. Ancak bu mutlu tablo çok uzun sürmemiş, başka bir ülkeden gelen kara bulutlar ortalığı karıştırmaya başlamış...

Miniklere Minik Masallar (72)

HIZLI KARPUZ:      Bir varmış bir yokmuş, Allah`ın kulu çokmuş, ne var varmış aslında, ne yok yokmuş, gerisi biraz boşmuş. Masal bu ya, yarışmaları hızlı koşanlar değil , ağır koşanlar kazanırmış. O, o tarafa gitmiş, bu, bu tarafa, en sona kalan geçmiş başa. Nasıl mı olmuş ? Ben bilmem masal bu ya…      Arkadaşları arasında hızlı karpuz olarak tanınan, biraz da her şeye alınan bir karpuz...

Miniklere Minik Masallar (71)

AYDEDE İLE FLÜT ÇALAN ÇOCUK:      Aydede gökyüzünde keyifle dolaşırken, birden bire kulakları sağır eden bir ses duydu. Ses o kadar güçlü ve o kadar rahatsız ediciydi ki, elleriyle kulaklarını kapadı. Sonra sesin geldiği yöne, aşağılara doğru süzüldü. Bir de ne görsün! Ormandaki bütün ağaçlar kulaklarını kapatmış kaçmaya çalışıyor ama kökleri toprağa bağlı olduğu için kaçamıyorlardı. Tavşanlar...

Miniklere Minik Masallar (70)

PÜSKÜLLÜ PIRASANIN YOLCULUĞU:      Bir varmış bir yokmuş, evveli evvel zaman güneş doğar ne zaman ? Ay batar mı gecede? yoksa gece doğar mı gündüzde? Bunu bilmek için tek çare var masal… Masal masal matikas bağlasan da duramaz. Dursaydı zaten, bunun sorumlusu kimse olamaz!      Pırasalar ülkesinden yola çıkan püsküllü pırasa, uzaklara gitmeye karar vermiş. Pırasalar ülkesinde yaşayan bütün...

Miniklere Minik Masallar (69)

AY ÇEŞMESİ:      Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bin bir çeşit canlının ve rengin yaşadığı büyük bir orman varmış.      Gel zaman git zaman, bu büyük ormanda kuraklık baş göstermiş. Hayvanlar susuz kalmış, ölümle burun buruna gelmişler.      Ormandaki bütün dereler kurumuş. Kuyuların suyu bitmiş. Bitkiler sararıp solmuş. Susuz kalan hayvanlar güçsüz düşmüşler. Hele...

Miniklere Minik Masallar (68)

MUZ KARDEŞLER:      Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, yakını ırak eden günler varmış geçmişte. Fareler at olmuşlar, atlar da fare olmuş, bunu gören aslanlar hemen ormana kaçmış. Anneler babalarla birlikte top oynamış, çocuklar işe gitmiş, ekmek parası kazanmış, bu nasıl şey demeyin, masal işte çocuklar…      Muzlar toplu halde yaşarlar bilir misiniz? Genellikle yetmiş seksen muz bir...

Miniklere Minik Masallar (67)

KIRMIZI KARINCALAR:      Bir varmış, bir yokmuş; zenginde varmış ama fakirde yokmuş… Oho, saltanat arabası mı dersin, lüks arabalar mı dersin, akla hayale gelmeyecek son model taksiler mi dersin, aklınıza her ne gelirse varmış ama faytonlar yok olmuş her nedense. Eee… Faytonlar yok olunca insanlık da kalmamış artık. Ama zenginler çok mu çokmuş. Amerika kıtası varmış, Amerikalı yokmuş, sam...

Miniklere Minik Masallar (66)

ORTANCA FASULYE:      Masal masal içinde kim varmış bu masalın içinde… Bir varmış bir yokmuş güzel huyu olanlar dünya üzerinde pek çokmuş. Ayşe, Fatma’ya küsmüş, Fatma ağaçtan düşmüş, bunu gören bir karınca hemen kükremiş, koca bir devi yemiş, dev karıncanın karnında ağlamış ta ağlamış…      Bilir misiniz çocuklar ülkelerin birinde bir taze fasulye ailesi yaşarmış. En üstte baba...

Miniklere Minik Masallar (65)

PORTAKAL AĞACI:      Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde derler ya, peki bu evvel zaman ne zaman? Gökyüzünde oynayan cüceler, yeryüzünde koşturan kuşlar aman pek bir hoşlar. Kuşlar niye yeryüzünde, cüceler neden gökyüzünde dersen, ben bilmem, onlar öyle yapmışlar.      Ülkenin birinde bir portakal ağacı varmış, öyle bir ağaçmış ki her yerden bu ağacı görmeye gelirlermiş. Dalları gökyüzüne...

Miniklere Minik Masallar (64)

KİBİRLİ MANDALİNA:      Evvel zaman içinde , kalbur saman içinde… Nerede bu çocuklar? Hepsi kuşun peşinde. O kuş koşmuş yorulmuş, ayran içmiş darılmış, buna kimler inanmış, masal masal masarı, nerede kaldı bizim haşarı?      Bir mandalina ağacının ortasında, tam manzaralı yerinde bir mandalina yaşarmış kendi halinde. Siz kendi halinde dediğimize bakmayın, bu bizim mandalina aslında biraz...

Balon Masalı

BALON MASALI:      Biri vardı, biri yoktu, Hüdâdan büyük kimse yoktu. Bir balon ile ga­gası kızıl bir karga birbiriyle yoldaş olmuştu. Az gittiler, çok gittiler, yük­sek bir dağın üstünden geçerken;      “Gel, bir yarış yapalım, kim daha çok kendini şişirirse diğerini yesin!” dediler. Balon kendini daha çok şişirdi. Kargaya:      “Gel, ben seni yiyeyim,” dedi. Karga:      “Eğer ben seni...

Miniklere Minik Masallar (62)

DARI BAŞAKLARI:      Çok eski zamanların birinde, güneşin doğduğu ülkede yaşlı bir karı koca yaşarmış. Çok istemelerine rağmen gençliklerinde çocukları olmamış. Gündüz adam ormana gider, ağaç kesip satar, kadın da ev işleriyle uğraşırmış. Günün birinde kadın nehir kıyısında çamaşır yıkarken suda yüzen kocaman bir karpuz görmüş. Karpuzu yakalayıp evine götürmüş. Akşam karpuzu kesip yemek...

Miniklere Minik Masallar (61)

ŞAŞKIN TAVŞAN:      Şaşkın tavşan zıplaya zıplaya, etrafı seyrederek giderken, birdenbire bir çukura düştü. Kendi kendine, `Eyvah` dedi, `Tuzağa düştüm` Tam o sırada çukurun etrafındaki küçük taşlar da düşerek tavşanın canını acıttılar. Şaşkın tavşan acının verdiği korkuyla sıçrayarak çukurdan çıktı ve bağırarak koşmaya başladı. `Canavarlar saldırıyor, canavarlar saldırıyor` diye çığlık atıyordu...

Karagöz-Hacivat-31 (Çocuk Sayfası)

(Hacivat gelir ve söylenir.) HACİVAT – Gördün mü başıma geleni! Kararlaştırdığımız saat geldi ama Karagöz’üm meydanda yok! (Sevinçle) Aman, işte geliyor! (Seslenir.) Karagöz’üm çabuk ol! KARAGÖZ – Bağırıp durma, ben çubuk olamam! HACİVAT – Çubuk değil… Gelmeyeceksin diye korktum! KARAGÖZ – Koktunsa git yıkan da gel! HACİVAT – Öyle değil efendim! Sözlerimi yine yanlış anlayıp benim kafamı...

Karagöz-Hacivat-30 (Bilgi Dağarcığı)

(İki arkadaş beraber yürüyorlar.) HACİVAT – Karagöz’üm yüzyıllardır herkesi güldürürsün ama senin yüzünün güldüğünü ben pek kolay kolay göremiyorum. KARAGÖZ – Köftehor, benim gibi bir gün iş bulur, üç gün işsiz kalırsan sen de gülmezsin! HACİVAT – Canım hemen kızma! Bakıyorum bugün gözlerinin içi gülüyor da onun için söyledim. KARAGÖZ – Hay hay, gözlerimin içi gülüyor, burnumun dışı göbek atıyor...

Karagöz-Hacivat-29 (Mektup Geldi)

(Hacivat, önden giden arkadaşına yetişir.) HACİVAT – Uğurlar olsun, nereye Karagöz’üm? KARAGÖZ – Hacı Cavcav, beni yolda olsun rahat bırak! Nereye istersem giderim. HACİVAT – Efendim yanlış anlama! Tabi istediğin yere gidebilirsin. Seni çok telaşlı gördüm de arkadaşımsın diye merak ettim? KARAGÖZ – Sağ olasın ama beni konuşturursan geç kalıp muhtarı bulamam. HACİVAT – Allah Allah, Muhtarla ne...

Miniklere Minik Masallar (60)

BÜCÜR ZÜRAFA:      Ünlü bir hayvanat bahçesinde zürafalar için oldukça geniş bir yer ayrılmıştı.      Burada anne ve baba zürafa ile iki yavru zürafa kalıyordu. Onlar gün boyu salına salına geziyorlar, ziyaretçiler de onları seyrediyordu. Anne ve baba zürafa yıllardır burada bulundukları için durumu kabullenmişler, bu hayata alışmışlardı. Fakat yavru zürafaların canı çok sıkılıyordu. Devamlı...

Karagöz-Hacivat-28 (Diş Macunu)

(Hacivat gelir ve söylenir.) HACİVAT – Karagöz’üm yine nereye gidiyorsun acaba? Aaa, durmadan da yalanıyor? (Seslenir.) Aman Karagöz’üm, nasılsın iki gözüm? KARAGÖZ – Cımcam cağcuğ… Ohhh! HACİVAT – Anlamadım, ne diyorsun? KARAGÖZ – Ohhh, muuhhh… HACİVAT – Allah Allah, neyin var? KARAGÖZ – Muğuhhh muğuhhh… Yine ne istiyorsun Hacı Cavcav? HACİVAT – Bir şey istediğim yok! Seni gördüm de şöyle bir...

Miniklere Minik Masallar (59)

UYKUCU KAVUN:      Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Uykusuz gecelerin yanı sıra, gündüz uykusu da yokmuş. Tavşanlar hoplamazmış, kurbağalar zıplamazmış, insan uyumak ister ama uyuyamazmış. Günler bomboş geçerken, uzun bir yol görünmüş, tam o yoldan geçerken, devin horultusu duyulmuş.      Bilir misiniz, kavunlar tarlalarda yerde, tam toprağın üstünde yetişir. Toprağın sıcağına...

Karagöz-Hacivat-27 (Borç Korkusu)

(Hacivat dükkânın önünde otururken Karagöz geçmektedir. Seslenir.) HACİVAT – Karagöz, Karagöz! KARAGÖZ – ……………. HACİVAT – (Söylenir.) Allah Allah? Başına kötü bir şey mi geldi acaba, dalgın dalgın geçiyor? (Tekrar seslenir.) Karagöz, Karagöz! KARAGÖZ – Merhaba Hacı Cavcav, sen burada mısın? HACİVAT – Canım nerede olacağım ya? Burası benim dükkânım değil mi! Hele gel bakalım yanıma! KARAGÖZ –...

Miniklere Minik Masallar (58)

TİTREK TAVŞAN:      Ormanda her gün kurulmakta olan tavşanlar pazarı, havanın kararmasıyla birlikte dağılıyordu. Sergisini toplayan tavşan, pazar yerini terk edip gidiyordu. Vakit geç olup da pazar yerinde tavşan kalmayınca bir tavşan, sırtında boş bir çuvalla pazara gelirdi. Bu boş çuval, tezgah altlarında kalmış, kıyıya köşeye atılmış, satılmamış havuçlarla ve bazı yiyeceklerle dolacaktı. Daima...

Karagöz-Hacivat-26 (Karagöz Eşya Taşıyor)

Hacivat: Karagöz’üm, iri gözüm sana işim düştü bugün. Karagöz: Ben oruçluyum bugün, iş miş yapamam Hacivat. Hacivat: İyi ya işte Karagöz’üm, iyilik yapacaksın, sevap kazanacaksın, üstüne üstlük para da kazanacaksın. Karagöz: Hay hay! Başım gözüm üstüne. Kaç para kazanacağım? Hacivat: Ya önce işi sorsana, hemen parayı soruyorsun. Karagöz: Önemli değil Hacivat, hem sevap hem de para kazanacağım ya…...