KategoriÖyküler

Mamay

     Akşamları ve gece vakitleri, Petersburg’da artık evler yok: Altı katlı kayadan gemiler var. Bu altı katlı dünya başka altı katlı dünyaların arasından bir başına kayadan dalgalar üzerinde uçuyor. Gemi, sayısız kamaranın ateşiyle isyan eden caddelerin okyanusuna doğru ışıldıyor. Ve kamaralarda bulunanlar yolculardır. Gemi kurallarına göre birbirini tanıyan tanımayan herkes, gece...

Namuslu Hırsız

     Bir sabah, tam işime gitmek üzereyken, hem aşçım hem çamaşırcım olan, hem de evimi yöneten Agrafena içeri girdi; benimle konuşmaya başlayınca, biraz şaşırdım doğrusu.      Şimdiye dek sesi sedası çıkmayan, öylesine bir kocakarıydı. Altı yıl boyunca her gün, hangi yemeği yapacağıyla ilgili bir iki sözden başka, hemen hemen tek sözcük bile konuşmamıştık. Daha doğrusu ben ondan hemen hiçbir şey...

İtalya Masalları

Birinci Öykü      Napoli’de tramvay işçileri grev yapıyorlardı. Boş vagonlar dizisi bütün Riveria Chiaia boyunca uzanmış, hep neşeli ve gürültücü, cıva gibi hareketli Napolililerden oluşan vatman ve kondüktör kalabalığı Zafer Meydanı’nda toplanmıştı. Başlarının üzerinde, parkın parmaklıklarını aşan fıskiyenin kılıç gibi incecik suyu havada parlıyor, bunları devasa kentin farklı yerlerine...

Bodhısattva’nın Hikâyesi

     Bodhisattva dünyaya tıpkı Bebek İsa gibi Noel gecesinde gelmişti. Çok güzel bir çocuktu. Çıplaktı, açtı. Giydirmeseler giyemez, içirmeseler içemezdi. Zavallılığın bütün acısıyla büyüdü. Dünyadaki mahlûklara benzeyen oyuncaklar verdiler, onlarla avundu.      Kendine söylenen masallarla uyudu. O masalları söyleyenler bir zaman geliyor, bir yere gidip artık dönmüyorlardı. Bodhisattva çocuk...

İki Kardeş

     Köyün birinde iki kardeş yaşamaktadır. Biri evli, diğeri bekâr olan kardeşler, babalarından kalan tarlaları ortak eker, çıkan ürünü de eşit olarak paylaşırlardı.      Kardeşlerden evli ve büyük olanı, “Kardeşim daha bekâr. Onun evlenmesi için para biriktirmesi gerekiyor. Dolayısıyla onun daha çok paraya ihtiyacı var. Eğer bunu ona açıkça söylersem gururu incinir. Bir gecede kendi ambarımdaki...

Kutsal Yalan

     İvan İvanoviç Semenyuta hiç de kötü bir insan değildir. Aklı başında, çalışkan, dindardır; içki ve sigara içmez, ne kumara ne de kadınlara eğilim duyar. Ama şanssız insanların en tipik örneğidir. Onun bütün yaşamında şaşkınlık verici bir çekingenliğin uğursuz çizgisi yatıyordu ve muhtemelen bu çizgiden dolayı da, yalnızca etkili ve kararlı insanları seven ve dinleyen kaprisli kadınlara...

Küçük Bir Dram

     Yolculuğun keyfi rastlantılardadır. Ülkeden beş yüz fersah uzakta ansızın bir Parisli ile, bir sınıf arkadaşı veya bir yazlık komşusuyla karşılaşmanın zevkini kim bilmez? Henüz buhar tanımayan yerlerin çıngıraklı posta arabasında, yalnızca küçük bir kasabada beyaz bir evin kapısından fener ışığı altında arabaya binerken yarım yamalak görülmüş, yabancı bir genç kadının yanında, kim göz...

Dünyevi Aşkın Mutlulukları (Üç Kısa Öykü)

Birinci Öykü      Gizli bir aşkın tatlı da olsa ağır derdinden uzun süre acı çeken Cavalcanti sonunda düşüncelerinin soylu hanımefendisine, narin Primavera’ya, Venedikli ustaların çok değerli taşlarla bezeli yüzükleriyle baştan sona kaplanmış kadın ellerinin donuk beyazlığına benzer şekilde, kurnaz düş ürünlerinin ağı altında gerçeğin kolayca açığa çıkabileceği, genç bayanın da içinde...

Sinyor Carlo’yu Kim Tanımaz?

     De Gaulle cumhurbaşkanı iken İtalya’yı resmen ziyaret etmiş. Gezi programında Fiat otomobil fabrikaları da varmış. Fabrika dolaşılırken De Gaulle birden; “Ooo… Carlo! Sen burada mısın?” diye bağırmış ve makinenin başında çalışan bir işçiye doğru yürümüş. İşçi de, “Charles!” diye De Gaulle’e dönmüş, kucaklaşmışlar. Herkes şaşırmış. Koskoca De Gaulle ve işçi Carlo! De Gaulle...

Hediye Kanarya

     Tren bahçeli, kırmızı taştan bir evin önünden var hızı ile geçti, bahçedeki dört kalın palmiyenin gölgesine masalar konmuştu. Evin arkası denizdi, kırmızı taş ve çamur arasında bir aralık vardı ve deniz çok aşağıda, kayaların orada görünüyordu arada bir.      «Onu Palermo’da aldım,» dedi Amerikalı bayan. Kıyıda ancak bir saat kaldık. Pazar sabahı idi. Adam dolar olarak ödememi...

Üç Kısa Öykü-26

     Zamanı Öteleyen Prens      Ülkelerden birinde, kurda kuşa hükmeden bir kral varmış. Günlerden bir gün kralın bir oğlu olmuş. Kral oğlunu o kadar çok severmiş, o kadar çok severmiş ki emrindeki bilginlere;      “Oğlum için öyle bir şey bulun ki, o hiçbir zaman mutsuz olmasın!”      Bilginler de uğraşmışlar, didinmişler, sonunda sihirli bir düğme icat etmişler. Krala gidip;      “Sevgili...

Yağmurdaki Kedi

     Otelde sadece iki Amerikalı kalıyordu. Odalarına gidip gelirken merdivende rastladıkları insanların hiç birini tanımıyorlardı. Odaları ikinci kattaydı, deniz görüyordu. Savaş anıtını ve parkı da görüyordu. Parkta büyük palmiyeler ve yeşil sıralar vardı, iyi havalarda parkta daima sehpalı bir ressam bulunurdu. Ressamlar palmiyelerin biçimini, denize ve parka bakan otellerin parlak renklerini...

Üç Kısa Öykü-25

     Futboldan Konuşuruz      Dünyanın en zeki insanlarından Albert Einstein ölünce cennete gitmiş. İlk gün kapısı çalınmış:      “Merhaba, benim zekâ seviyem 180… Sohbet edebilir miyiz?”      “Tabii,” demiş Einstein. “Gel, soğuk füzyondan bahsederiz!”      Ertesi akşam kapı çalınmış, bir başkası:      “Hocam merhaba, benim zekâ düzeyim 90… Sohbet edebilir miyiz?”      “Tabii gel...

Dönüş

     Deniz, kısa ve hep birbirinin aynı dalgalarla kıyıyı kamçılıyor. Hızla esen rüzgârın sürdüğü küçük beyaz bulutlar, geniş, mavi göğün ortasından kuş gibi çabuk çabuk geçiyor. Ve köy, okyanusa doğru inen koyağın büklümünde güneşe karşı ısınıyor.      Martin-Lévesquelerin evi köyün tam ağzında, yolun kıyısında tek başına. Bu, duvarları kerpiçten, çatısı mavi süsenlerle donanmış samandan, küçük...

Margot

     Herkes ona Margot diyordu. Görünüşe göre, belgelerde “Margarita Luisa Montrobert” olarak geçtiğini kendisi de unutmuştu. Şapka atölyesinin sahibi; “Margot, cıvıl cıvıl bir model yapın şu kaçık Amerikalı bayan için,” derdi. Yaşlı bir adam olan postacı; “Sizin için mektup yok, mademoiselle Margot!” diye gülümüserdi. Zavallı Jean genç kızın ılık, saf elini...

Üç Kısa Öykü-24

     Hop      Bir bilgenin yanına kendini geliştirmek isteyen heyecanlı bir genç gelmiş. Sürekli konuşuyor, bütün öğrendiklerini arka arkaya anlatıyor, ne kadar çok şey bildiğini göstermeye çalışıyormuş.      Bilge, genci uzun süre sabırla dinlemiş, sonra konuşmuş:      “Görüyorum ki iyi çalışmışsınız, hayata ve insana dair birçok şey öğrenmişsiniz. Ama en başından beri anlattıklarınızın hiçbiri...

Yuşka

     Eskiden, çok eskiden bizim sokakta görünüşte yaşlı biri yaşıyordu. Büyük Moskova anayolu üzerindeki demir atölyesinde, baş demircinin kalfası olarak çalışıyordu, çünkü gözleri iyi görmüyordu ve kollarının da gücü yoktu. Atölyeye su, kum ve kömür taşıyor, ateşi körüklüyor, baş demirci kızgın demiri döverken onu örs üzerinde tutuyor, nallanması için atı ahıra sokuyor ve yapılması gereken diğer...

Bilinmeyen Çiçek

     Yeryüzünde bir çiçek yaşıyordu. Ama onun yeryüzündeki varlığından kimsenin haberi yoktu. Issız bir yerde tek başına büyüyordu; oraya inekler ve keçiler gitmiyor, izci kampından çocuklar hiçbir zaman orada oynamıyordu. Bu ıssız yerde ot da yoktu, yalnızca eski, gri taşlar ve onların arasında ise kuru, ölü kil vardı. Orada yalnızca rüzgâr gezerdi; tıpkı tohum eken dede gibi, rüzgâr da...

Üç Kısa Öykü-23

     Zehir      Eskiden bir gelin, kaynanasıyla hiç geçinemezmiş. Araları o kadar kötüymüş ki, bir gün yaşlı bir aktara gidip durumu anlatmış:      “Onu zehirlemeliyim,” demiş aktara. “Fakat bunu öyle bir yapmalıyım ki kimse fark etmesin!”      Yaşlı aktar ona bir toz vermiş. “Bunu her gün yemeğine çok az karıştır, fakat aranı düzgün tut, gülümse, iyi davran ki kimse senden şüphelenmesin,” demiş...

Son Saray Şairi

     Tembeldi, zamanımızın bu kralı en az ataları kadar tembel ve tasasızdı; saraydaki törenlere kasideler yazan yaşlı şairi emekliye ayırmaya ve ona ömür boyu iyi bir aylık bağlamak için imza atmaya da hiç niyetli değildi. Şairin kendisi de ısrarla ayrılmak istemiyordu.      Kraliyet ailesinde bir doğum veya ölüm olduğunda, yabancı bir elçi geldiğinde veya komşu devletle bir antlaşma...

Bir Nikah Olayı

     Elbette, Volodka Zavituşkin biraz acele etmişti. Ama bu küçük bir hataydı.      Volodka’nın, nişanlısının yüzüne doğru dürüst bakmadığını söylemek mümkün. Dürüst olmak gerekirse şapkasız da görmemişti onu. Çünkü asıl olaylar sokakta olup bitmişti.      Volodka Zavituşkin de, tam nikâhtan önce nişanlısıyla birlikte, tanışmak üzere onun annesine uğradığında, üstünü başını çıkarmadan...

Üç Kısa Öykü-22

     Hani Oruçluydun?      Tilkinin teki çalıya takılı bir et parçası görmüş. Tam yiyecek iken bakmış ete bir bomba bağlı, bubi tuzağı! Biraz uzağında saatlerce beklemiş. Hedefi eti yemek, ama nasıl yiyeceği konusunda herhangi bir fikri yok! Bir süre sonra aslan görünmüş; eti görmüş, ete doğru ilerlemeye başladığında tilkiyi fark edip şüphelenmiş.      “Ne o tilki kardeş, eti niye yemedin?”     ...

Genç Verter’in Acıları

     Bir gün bisiklete biniyordum.      Oldukça iyi bir bisikletim var. İngiliz BSA marka. Bazen sinirlerimi rahatlatmak ve ruhsal dengemi korumak için bindiğim oldukça iyi bir bisiklet. Çok kaliteli, güzel ve çağdaş bir araç. Ne yazık ki, yalnızca tekerlekleri tam değil. Daha doğrusu tekerlekler tam olmasına tam da, her biri diğerinden farklı. Bir tanesi İngiliz “three guns”, diğeri...

Korsika’dan Bir Öç Öyküsü

     Paolo Saverini’nin dul karısı, Bonifacio Kalesi’nde küçük ve biçimsiz bir evde, oğluyla birlikte, yalnız oturuyordu. Dağın ileriye doğru uzanmış bir kolu üzerine kurulan, hatta bazı yerlerde denizin üzerine asılı gibi duran bu kent, sivri sivri kayalarla dolu boğazın yukarısından, Sardunya’nın daha alçak kıyısına bakar. Eteklerde, öbür yanda bir dev dehlizine benzeyen ağız biçiminde, yüksek...

Üç Kısa Öykü-21

     Öksüz      Küçük bir öksüz çocuğu evlat edinen anne, çocuğunu anaokuluna getirir. Küçük çocuk orada diğer çocukların alay etmesiyle öksüz olduğunu öğrenir. Akşam, annesi onu almaya geldiğinde gözleri dolu dolu sorar:      “Anne, öksüz ne demek?”      Annesi pırlanta gözleriyle cevaplar:      “Diğer çocuklar gibi annenin karnında değil, kalbinde büyümüşsün demektir, kızım.”      Çocuk sevinç...

Que Faıre/Ne Yapmalı?

     Mülteci bir Rus generalin Place de la Concorde’a çıktığından, etrafını seyredip gökyüzüne, meydana, evlere ve farklı dillerde konuşan kalabalığa baktığından, burun kökünü kaşıdıktan sonra duygulanarak; — Elbette, bunların hepsi iyi şeyler beyler! Hatta çok iyi ama… Que faire? Faire-que? dediğinden söz ediliyordu.      General, masalın yalnızca giriş bölümü. Esas masal bundan...

Üç Kısa Öykü-20

     Denizkızları      Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş. Döndüğünde çevresindekiler ona şu soruyu sorarlarmış:      “Ne gördün?”      “Dünya güzeli denizkızları gördüm. Altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı,” diye cevap verirmiş hep.      Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli denizkızlarını görmüş; altın saçlarını...

Muza (İlham Perisi)

     O zamanlar, artık gençliğimin ilk dönemini geride bırakmıştım ama aniden de resim eğitimi alma hevesine kapılmış -resme karşı büyük bir tutkum vardı- ve Tambov eyaletindeki çiftliğimi bırakıp kışı Moskova’da geçirmiştim.      Yeteneksiz ama oldukça ünlü, pasaklı, şişman bir adam olan ve arkaya attığı yağlı, iri dalgalı uzun saçları, ağzında piposu, kırmızı kadife ceketi, üzerine kirli...

Üç Kısa Öykü-19

     Vefa Borcu      Bir dağ köyünde tek başına yaşayan hamile bir kadın varmış. Günün birinde kadın dağda yaralı bir gelincik bulmuş. Vahşi bir hayvan olmasına rağmen gelinciği çekinmeden evine götüren kadın, onu iyileştirmiş ve evinde beslemeye başlamış. Zamanla gelincik uysallaşmaya başlamış, öyle ki artık kadının yanından hiç ayrılmıyormuş.      Birkaç ay sonra kadının bebeği doğmuş. Hem...

Hafif Soluk

     Mezarlıktaki henüz taze killi toprak tümseğinin üzerinde meşeden sağlam, ağır ve düzgün bir haç duruyordu.      Aylardan nisandı ve günler griydi; geniş taşra mezarlığının anıtları uzaktan, daha çıplak ağaçların arasından görünüyordu. Soğuk rüzgâr haçın kaidesinin dibindeki porselen tacın içinde ıslık çalıp duruyordu.      Oldukça büyük dışbükey porselen bir madalyon haçın tam üzerine monte...