KategoriÖyküler

Para Aşkı Satın Alabilir mi?

     Eureka Sabunları’nın eski imalatçısı ve sahibi yaşlı Anthony Rockvvall, Beşinci Cadde’deki görkemli malikânesinin kütüphane penceresinden dışarıya bakarak sırıttı. Sağ taraftaki komşusu, aristokrat kulüp üyesi, G. Van Schuylight Suffolk-Jones, arabasından inerken, sabun sarayının ön kapısındaki İtalyan Rönesans heykeline bakıp, her zamanki gibi küçümsemeyle burnunu kıvırdı.    ...

John Mortonson’un Cenazesi

     John Mortonson ölmüştü; “Trajedilerin Adamı”ndaki repliklerinin hepsi söylenmiş ve artık o, sahneden inmişti.      Bedeni, üstü camla kaplı kaliteli maun bir tabutta yatıyordu. Cenaze için bütün düzenlemeler o kadar ustaca yapılmıştı ki, rahmetli bilseydi kuşkusuz takdir ederdi. Camın altından görünen surat, rahatsızlık verici değildi; hafif bir sırıtış vardı ve sanki ölümü acısız olmuş...

Adalet

     Sanço Panza, vali tayin edildiği yere gidince burasının sıradan bir köy olduğunu görür. “Kuzgunun yavrusu kuzguna şahin görünürmüş” derler ya; denizden eser olmayan kuru bir arazi üzerinde kurulmuş bulunan bu köyün bir ada olduğunu ilân eder. Adı bundan sonra “Beleşonya Adası”dır. Yönetim Kurulu üyeleri valiyi kızdırmamak için emrine boyun eğerler.      Geleneklere...

Evde

— Grigoriyef’lerden bir kitap için geldiler; ama evde olmadığınızı söyledim. Postacı gazete ile iki mektup getirdi. Sırası gelmişken söyleyeyim, Yevgeniy Petroviç: Sereja’ya dikkat etmenizi rica edecektim. Bugün de, önceki gün de sigara içtiğini gördüm. Ona öğüt vermek isteyince, her zaman olduğu gibi, kulaklarını tıkadı, sesimi gürültüye boğmak için şarkı söylemeye başladı.     ...

Mızzaro’nun Tarlaları

     Catania Ovası’nın uzayıp giden tarlaları, Francoforte’nin yemyeşil portakal bahçeleri, Resecone’nin sıra sıra dizilmiş meyve bahçeleri boyunca seyahat eden bir yolcu, arabacının uyumamak için hazin bir türkü tutturduğu saatte, sıcaktan koyulaşmış gök kubbe altında uzanan tozlu yolun verdiği can sıkıntısını gidermek için; — Bu yerler kimin? diye sorsa, — Mizzaro’nun...

Geç Kalan Adalet Zulümdür

     Vladimir şehrinde Aksenov adlı genç bir tüccar yaşıyordu. Bu tüccarın iki dükkânı ile bir evi vardı.      Aksenov, yakışıklı, kumral kıvırcık saçlı, pek şen, sesi pek güzel bir adamdı. Gençliğinde çok içer, sarhoş olunca da taşkınlık ederdi, ama evlenince sarhoşluğu bıraktı, yalnız arada bir içtiği olurdu.      Bir yaz günü, Aksenov, Nijniy panayırına gitmek için hazırlandı. Ailesi ile...

Altın Beyinli Adam

     Bir varmış bir yokmuş, altın beyinli bir adam varmış. Evet, öyle madam! Hem de som altından bir beyin. Dünyaya geldiği zaman başı o kadar ağır, kafatası o kadar kocamanmış ki hekimler, bu çocuk yaşamaz demişler.      Demişler amma çocuk yaşamış, güneşte boy atan güzel bir zeytin fidanı gibi gelişmiş. Yalnız kocaman kafası, hep ağır basarmış. Yürürken sağa sola tos vurması pek acınacak...

Bir Başka Ülkede

     Genellikle avluda cenazeler bulunurdu. Eski hastanenin arkasında tuğladan yeni inşa edilmiş pavyonlar vardı. İşte hepimiz her öğleden sonra burada buluşurduk. Bizi iyileştirecek makinelere oturup birbirimizle kibarca ilgilenirdik.      Doktor benim oturduğum makinenin yanına gelince, “Savaştan önce en çok neden hoşlanırdın? Spor yapar mıydın?” diye sordu.      “Evet, futbol...

Altı Adam ve Yedincisi

     Rusya’da devrim yürüyordu. İç savaş ülkeyi kan ve ateş içinde bırakmıştı. Yeni rejim iyice yerleşmek için son savaşlarını vermekteydi ve başka yerlerde olduğu gibi Gürcistan’da da direnişçiler bozguna uğramak üzereydi. Zafer üzerine zafer kazanıyordu Sovyet kuvvetleri. Karşı devrimciler köyleri birer birer terk ederek en uzak siperlere çekilmişlerdi. Bu durumlarda her zaman görüldüğü...

Bir Ziraat Mecmuasını Nasıl İdare Ettim?

     Nasıl bir çiftçi gemi kaptanlığına getirilir de işler karmakarışık olursa, bir ziraat mecmuasında kısa bir zaman için bile hatasız bir müdürlük yapamadım. Fakat bu işi biraz da ücretimin azlığından dolayı mahsus yaptım diyebilirim. Mecmuanın asıl müdürü izinliydi; yerini bana teklif ettiler, kabul ettim.      Yeni baştan işbaşına gelmenin zevkine doyum olmuyor, bütün hafta neşe içindeydim...

Garip Bir Hikâye

     Austin’in kuzeyinde bir zamanlar ‘Smothers’ adında namuslu bir aile yaşıyordu. John Smothers, karısı, beş yaşındaki küçük kızları ve onun ebeveynlerinden oluşan bir aileydi. Kentin özel nüfus sayımında altı kişi görünseler de, aslında üç kişiydiler.      Bir gece akşam yemeğinden sonra küçük kız şiddetli bir mide sancısıyla kıvranmaya başladı. John Smothers hiç vakit kaybetmeden kente...

İyi Aydınlatılmış Temiz Bir Yer

     Geç olmuştu. Kahvede, bir ağacın yapraklarının elektrik ışığındaki gölgesinde oturan yaşlı adamdan başka kimse kalmamıştı. Gündüzün sokak tozlu olurdu, ama gece inen çiy tozları yatıştırırdı ve yaşlı adam geç saatlere dek oturmayı severdi, çünkü sağırdı o ve gece sessizdi; o bu değişikliği sezerdi. Kahvenin içinde duran iki garson, yaşlı adamın biraz sarhoş olduğunu biliyorlardı. İyi bir...

Hadi Yatayım Bakayım

     O gece odada yerde yattık ve ben ipek böceklerinin yemek yiyişlerini dinledim. İpek böcekleri, dut yaprağı dolu yemliklerinde karınlarını doyuruyorlardı ve biz bütün gece onların çıkardıkları sesleri ve yaprakların çıtırtısını duyabiliyorduk. Uyumak istemiyordum, çünkü gözlerimi karanlıkta kapar da dalarsam ruhum tenimden çekip gider inancı ile yaşamıştım uzun süredir. Nicedir bu...

Rezil Etti

     Yaşlı Agafya Juravleva’ya oğlu Konstantin İvanoviç karısı ve kızıyla beraber geldiler. Ziyaret ve dinlenme amacıyla.      Novaya köyü küçük bir köydü, Konstantin İvanoviç uzun süre arabada yolculuk etmişti. Bütün aile uzun süre bagajdan valizleri çıkarmakla uğraştılar. Köyde herkes onların geldiğini hemen haber aldılar: Agafya’ya, zengin ve bir uzman olan ortanca oğlu Kostya...

Bayan İnci (Dördüncü Bölüm)

     Bay Chantal sustu. Bilardo masasına oturmuş, ayaklarını sallıyor, sağ eliyle, taş tahtadan sayıları silmeye yarayan ve aramızda “tebeşir bezi” denen bir bezi buruştururken sol eliyle bir yuvarlağı oynatıyordu. Biraz kızarmış, sesi boğuk, anılarına dalmış, kafasında uyanan eski şeylerle eski olayların arasında yavaş yavaş gezinerek; tıpkı insanın aralarında büyüdüğü her ağacın...

Bayan İnci (Üçüncü Bölüm)

     Yemek biter bitmez Chantal koluma girdi. Sigara saati, onun karışılmaz saati gelmişti. Yalnız olduğu vakitler sigarasını gider, sokakta içerdi. Yemekte bir konuğu bulunduğu vakitse bilardo salonuna çıkılır ve o, sigara içerek oynardı. O akşam bilardo salonunda yortu onuruna ateş bile yakılmıştı. Yaşlı dostum bilardo değneğini, ucunu büyük dikkatle tebeşirlediği çok nazik bir değneği aldı...

Bayan İnci (İkinci Bölüm)

     İşte her yıl olduğu gibi o yıl da haçı suya atma yortusunu kutlamak üzere Chantallere akşam yemeğine gitmiştim.      Göreneğimize göre Bayan Chantal, Bay Chantal ve Bayan İnci ile kucaklaştım, Matmazel Louise’i, Matmazel Pauline’i de derin bir saygıyla selamladım. Bana bir sürü şey, sokak haberleri, politika, Tonkin sorunu konusunda halkın ne düşündüğü, temsilcilerimiz üzerine...

Bayan İnci (Birinci Bölüm)

     O akşam bayan İnci’yi kraliçe seçmekle gerçekten ne garip bir düşünceye kapılmıştım.      Her yıl gider, haçı suya atma yortusunu yaşlı dostum Chantal’in evinde kutlarım. Onun en yakın arkadaşı olan babam, beni çocukken oraya götürürdü. Bunu sürdürdüm. Ben yaşadıkça ve bu dünyada bir Chantal bulundukça da kuşkusuz sürdüreceğim.      Chantallerin garip bir yaşamları vardır...

Bir Ana Baba Katili

     Avukat, savunmasında deli olduğunu ileri sürmüştü. Bu garip cinayet başka nasıl açıklanabilirdi?      Bir sabah Chatou yakınlarında kamışlar arasında sarmaş dolaş iki ceset bulunmuştu. Kadın da, erkek de zengin, hemen hemen genç ve yörenin belli başlı kibarlarındandı. Daha geçen yıl evlenmişlerdi. Yani kadın üç yıldan fazla dul yaşamamıştı.      Kimse düşmanları olacağını sanmıyordu...

Sauvage Nine

     Virelogne’a on beş yıldır uğramamıştım. Prusyalıların yıkmış oldukları şatosunu sonunda yeniden yaptıran dostum Servat ile birlikte avlanmak üzere oraya güz aylarında gittim.      Bu yöreyi son derece seviyordum, güzel dünyanın, gözü okşayan, gıcıklayan köşelerindendi. Böyle yerler maddi bir aşkla sevilir. Biz, toprağın büyülediği kimseler, çok görülmüş ve içimizi tıpkı mutlu olayların...

Küçük Asker

     Her pazar özgür kalır kalmaz iki küçük asker yola düzülürdü. Kışladan çıkınca sağa dönerler, bir askerlik gezintisi yapıyorlarmış gibi sıkı adımlarla Courbevoie’yı geçerler, sonra evlerden ayrıldıkları vakit daha rahat bir yürüyüşle Bezons’a giden tozlu ve çıplak yolu tuttururlardı.      Yenleri ellerini örten çok geniş, çok uzun kaputlarının içinde yitmiş, hızlı gitmek için...

Deli

     Yüksek bir mahkemenin başkanıyken ölmüştü. Pürüzsüz yaşamı bütün Fransa adliyesince sevgiyle anılan çok iyi bir başkandı. Avukatlar, genç üyeler, yargıçlar onun iki parlak ve derin gözle aydınlanan iri, beyaz ve zayıf yüzünü yerlere kadar eğilerek büyük bir saygıyla selamlarlardı.      Ömrünü, haksızlığı kovalamak ve zayıfları korumakla geçirmişti. Hırsızlarla katillerin ondan amansız...

Sicim

     Köylülerle karıları, Goderville’in çevresindeki bütün yollardan kasabaya doğru geliyorlardı. Çünkü pazar vardı. Erkekler yorucu işlerle, sol omzu kaldırtıp beli çarpıtan saban tutmayla, duruş sağlam olsun diye dizleri birbirinden ayırtan buğday biçmeyle, köyün bütün ağır aksak ve yorucu işleriyle biçimlerini yitirmiş, uzun ve eğri bacaklarının her deviniminde bütün vücutları öne...

Moıron

     Henüz Pranzini’den söz edilmekteyken imparatorluk zamanında savcılık yapan mösyö Maloureau bize; – Vaktiyle pek meraklı bir olaya rastladım. Şimdi göreceğiniz gibi birçok özel noktaları bakımından meraka değer bir olaydır…      Bir ilde imparatorluk savcısıydım. Paris mahkemesinde birinci başkan olan babamın sayesinde pek gözde bir memurdum. Bu durumda, “Öğretmen...

Kin ve Sevgi

Savaşta ağaçlar, insanlar gibidir, her birinin kendi yazgıları vardır. Topçumuzun ateşi altında yanıp yıkılmış kocaman geniş ormanlar görmüştüm. Geçenlerde köyün birinden sürülüp çıkarılan Almanlar bir ormana çektiler güçlerini. Teslim olmayıp orada tutunmayı planladılar, ama ölüm ağaçlarla birlikte tırpanlayıp yıktı onları. Alman asker ölüleri devrilmiş çam tomrukları altında yatıyordu. Lime...

Değerli Toz

     Paris çöpçüsü Jean Chamet ile ilgili bu öyküyü nasıl öğrendiğimi anımsayamam. Chamet geçimini kendi semtindeki el işi atölyelerini temizleyerek sağlıyordu. Chamet kentin kenar semtlerinde bir barakada yaşıyordu. Bu bölgeyi etraflıca anlatmak ve bununla da okuru öykünün asıl örgüsünden kopartıp o tarafa götürmek, elbette mümkün. Hatta belki de, Paris varoşlarındaki eski kale surlarının...

Zifiri Karanlık

     Doğum günümde bütün dünya nerede? Moskova’nın elektrik fenerleri nerede? İnsanlar? Gökyüzü? Pencerelerin dışında tam bir hiçlik! Karanlık…      İnsanlarla irtibatımız kesik. En yakındaki gaz lambaları bizden dokuz verst uzaklıktaki tren istasyonunda. Orada mutlaka küçük bir sokak lambası tipiden dolayı can çekişiyor dur. Gece yarısı uğultuyla Moskova’ya doğru bir ekspres...

Sana Allahaısmarladık Demeyeceğim

     Thomas Kendal, Tudor Café’de hem akşam yemeğini yiyor, hem de yüksek matematik üzerinde çalışıyordu. Sakin bir yerdi.      Thomas yan tarafında oturan bir kızın sesini duyunca elindeki kalem düştü. Sıcak bir sesti bu:      “Bilakis seni hatırlayacağım Kurt,” diyordu. “Birlikte geçirdiğimiz o güzel günler hiç unutulur mu? Çok geç oldu. Acele etmelisin, yoksa vapuru kaçıracaksın. Özür dilerim...

Bir Okuyucu Yazıyor

     Yatak odasındaki masaya oturdu, önünde açık bir gazete vardı. Pencereden yağan kara, düşer düşmez damlarda eriyen kara bakmak için ara veriyordu sadece. Ne bir şey eklemeyi, ne de bir şey silmeyi gereksemedi, hiç ara vermeksizin bu mektubu yazdı. Roanoke, Virginia February, 6 th.  1933 Sayın Doktor,      Size çok önemli bir iş için danışmak istiyorum -bir karar vermem gerekiyor ve en çok...

Çıkar İçin Evlilik – İki Bölümlük Roman

     BİRİNCİ BÖLÜM      Dul Bayan Mımrina’nın Piatisobaçyi Sokağı’ndaki evinde düğün şöleni düzenlenmişti. Çağrılıların sayısı 23 kişiyse de bunlardan 8’i mide bulantısını ileri sürerek ağızlarına tek lokma koymuyorlar, masa başında pinekleyip duruyorlar. Mumlar, lambalar, bir meyhaneden kiralanan ayağı kırık avize, konukların toplandığı odayı öylesine parlak ışıklarla...