KategoriÖyküler

Yaşlı Şloyme

     Bizim şehir küçük de olsa, sakinlerinin sayısı az da olsa ve hatta buradan ayrılmadan altmış yıl yaşamış da olsa, bu Şloyme’nin kim ve nasıl biri olduğunu herkes söyleyemezdi. Bunun nedeni, onu yalnızca gereksiz ve göze batmayan bir eşyayı unutur gibi unutmuş olmalarıydı. Yaşlı Şloyme de böyle bir eşyaydı işte.      Seksen altı yaşındaydı. Gözlerinde her zaman yaşlar vardı. Yüzü...

Ejderha

     Dondurucu Petersburg yanıyor ve çalkalanıyordu. Hava açıktı: Sisli perdenin arkasında görünmeyenler, sarı ve kırmızı sütunlar, külahlar ve gri kafesler gıcırdayarak, ayak uçlarının üzerinde sürüklenerek gidiyorlardı. Buz gibi kızgın güneş sisin içinde solda, sağda ve yukarıda. Aşağıda ise yanan evin üzerinde bir güvercin… Ejderha kılığındaki insanlar, sisli hayal dünyasından yeryüzüne...

Dantelci Nastya

     Geceleyin Ala-Tau dağlarında fırtına uğultuyla patlak vermişti. Gürültüden korkan, büyük, yeşil çayır çekirgesi askerî hastanenin penceresine zıplamış, dantel perde üzerinde oturuyordu. Yaralı teğmen Rudnev ranzada oturmuş, uzun uzun çekirgeye ve perdeye bakıyordu. Perdenin üzerinde açmış gül ve ibikli küçük horoz desenleri, keskin sesli mavi yıldırımlarda yanıp sönüyordu.      Sabah olmuştu...

Don Kıyısında

     Kızıl Ordu’ya çağrılanlar akın akın ilçe merkezindeki alana akıyor; tümünün yanlarında uğurlamaya gelen aileleri var. Yedi-sekiz yaşlarında iki çocuk el ele tutuşmuş önüm sıra yürüyorlar. Anne-babaları yanımdan geçiyor sonra. Adam diri, görünüşüne bakılırsa bir traktör sürücüsü, üstünde özenle yamalanmış mavi tulumu ve temiz bir gömleği var. Karısı esmer, genç bir kadın, dudakları sımsıkı...

Kirpi

     Latin dili öğretmeni İyeronim Vassianoviç Predteçenski, yaz tatili için başkentten ayrıldı ve kayınvalidesi, eşi ve yetişkin kızıyla yaptığı uzun ve üzücü konuşmalardan sonra Petersburg taraflarındaki küçük dairesinden yazlık yerlerin en uzak köşesine, Sıritsa kasabasına tüm yaz için gitti.      Yaşamında ilk kez, camekânlı balkonu, turp, havuç, dereotu ve benzeri sebzelerin ekilmiş olması...

Kazak Kolektif Çiftliklerinde

     Tüm Don bölgesinin sınırsız tarlalarında hasat bütün hızıyla sürüyor. Traktörler oradan oraya döneniyorlar, biçerdöverlerin zincirleri üzerinde paslı beyazımsı bir tozla birlikte ince mavi bir duman tütüyor, harman makinaları kanatları uzun dolgun ekinleri kaldırdıkça çatırdıyor. Sevinçli bir tablo gibi görünüyor bu, oysa değil; her yerde savaşa duyulan öfke var. Çünkü insanlar ve makinalar...

Mektup

     Boğucu bir gecede vagonun kompartımanında ufak tefek ve sinirli yolculuk komşum, çok tuhaf bir öykü anlatıyordu.      Ara sıra öksürerek soluğu kesilirken, ince parmaklarını başının arkasında birleştirdi, alttaki yatağa yarı çıplak, âdeta soyguna uğramışçasına uzandı. Bense yukarıdan onun zayıf yüzüne, endişeyle açılmış, koyu gözlerine bakıyor ve donuk sesini, hüzünlü sözlerini dinliyordum:...

Joe

     Joe’yu savaştan önce tanırdım. Bu, dili dışarıda Zamoskvoreçye’nin karlı ara sokaklarında dolaşan genç bir köpekti. Atalarının nesilden nesile geçen bir gururu olmadığı anlaşılıyordu: Joe’nun eğri büğrü, kısa pençeleri, uzun karışık tüylü kocaman bir kafası vardı. Maltsev’e: “Bu ödül sahibini nereden buldunuz?” diye takılıyorlardı. Hatta Tamara: “İyi...

Savaş Tutsakları

     Tabur Paris’te kamyonlara yüklenip doğuya aktarıldı. Fransa’dan yağmaladıklarını yanlarında götürüyorlardı. Fransız şarabı ve Fransız arabası…      Minsk’ten cepheye yaya yürüyüşe geçtiler, petrol kıtlığı yüzünden kamyonlarını Minsk’te bırakmaları gerekti çünkü. Alman ordularının utkularından ve Fransız şarabından esrimiş olarak Belarusya yolları boyunca...

Bacak mı Dayanır?

     Geçti artık o günler! Bitti, paydos! Yufka yüreklilik yok bundan böyle, acıma duygusunu söküp attım yüreğimden! Daha dün, akşamın altısına değin, bütün insanları seviyordum; her şey bitti bugün, geçti o günler! Eskidenmiş… Neden mi? İnsanların iyilik bilmezliklerinden! İnsanlara olan sevgimden ötürü dün başım derde girdi, evet, evet sevgimden ötürü! Ah kardeş, hiç belli olmaz, bakarsın...

Üç Kısa Öykü (13)

     Pardon      Adam evine telefon eder. Telefonu yabancı bir bayan açar. Adam karşısındaki sesi duyunca şaşırır. Bayana sorar:      “Sen kimsin?”      “Evin hizmetçisiyim”      “İyi de, bizim hizmetçimiz yok ki!”      “Evin hanımı beni bu sabah işe aldı.”      “Ha, öyle mi? Ben de evin beyiyim. Hanımı çağırır mısın?”      “Hanımınız şu anda yatak odasında bir beyle birlikte. Ben evin beyi o...

Bir Namussuzluk

     Savaş alanından ordu haberi:      “Yelniya köyü yakınında süreğen çatışmalar oldu. Faşistler evlerin önlerini sağlamlaştırıp kamufle ettiler ve ateşimize karşılık verdiler. Ama güçlerimiz saldırıya geçtiklerinde, Faşistler köyün tüm kadın ve çocuklarını beraberinde sürükleyerek siperlerinin önlerine dağıttılar.”      Bunu Hitler ordusunun askerleri yaptı… Faşist radyo...

Pansiyon

     Bayan Mooney bir kasabın kızıydı. Eline geçenleri saklamayı pek beceren bir kadındı, kesin kararlı bir kadın. Babasının kalfasıyla evlenmiş, Bahar Bahçeleri’nin yakınında bir kasap dükkânı açmıştı. Fakat kayınbabası ölür ölmez Bay Mooney yolunu sapıtmaya başladı. Kafayı çekti, kasayı soydu, gırtlağına dek borca girdi. İçki içmeye tövbe ettirmenin hiçbir yararı yoktu, nasıl olsa birkaç...

Üç Kısa Öykü-12

     Kilit      Hayvanat bahçesindeki tek kangurunun, kapatıldığı yerden çıkıp bahçede dolaştığını gören yetkililer, hemen bir önlem aldılar. Kangurunun zıplama yeteneğini bildiklerinden, onun bulunduğu bölümün çevresindeki tel örgü duvarını 1 metre daha yükselttiler.      Fakat sabah uyandıklarında, kangurunun yine dışarı çıktığını ve hayvanat bahçesindeki yollarda gezindiğini gördüler.     ...

Üç Kısa Öykü-11

     William Shakespeare      Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan, kısacası yaşantısından sıkılan genç bir adam, cebindeki az bir miktar parayla, yanına hiçbir şey almadan, bulunduğu kenti terk edip, daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:      “Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu...

Ses Bahçesi

       Mogador’un, söylentiye göre taşların rutubetle büyüyüp bulutlara ulaştığı ve sadece bulutlar tarafından durdurulabildiği eski bir köşesinde, bir bahçıvanın gün boyu şarkı söylettiği çekirgelerle dolu bir bahçe vardır.        En güzel ve nadide olanlar da dahil, rastladığı bütün bitkileri hırsla koparan bir bahçıvan, ilk kez görenleri daima rahatsız eden bir görüntüdür. Ama bu bahçede...

Üç Kısa Öykü-10

     Mazeret      “Hayrola nerede?”      “Be be ben mi? Ra rad radyodan geliyorum…”      “Ne vardı radyoda?”      “Spi spi spi spiker s ısı sınavı var da…”      “Eee, ne oldu peki?”      “Bı bı bı bırak yahu! Kı kı kıravat tak tak takmadık diye al al almadılar…”      Arkasına sığındığımız mazeretler, işte bu yalanlardır. Mazeretler, çoğunlukla yaşadıklarımızı çarpıtarak...

NICODEMUS DODGE ve İSKELET

     Missouri’de bir matbaanın ayak işlerine baktığım çocukluk günlerimde, uzun bacaklı, kabarık saçlı, partal pantolonlu, on altı yaşlarında dangul dungul bir oğlan bir gün selamsız sabahsız salına salına içeri girdi ve ellerini dibine kadar soktuğu pantolon ceplerinden çekmeden, gözleri ve kulaklarının üstüne böcek yemiş bir lahana yaprağı gibi sarkan kenarları eprimiş, eski püskü geniş kenarlı...

Çeyiz

     Yaşam boyunca birçok ev görmüşümdür. Taştan, ağaçtan yapılmış, büyüğü küçüğü, eskisi yenisiyle birçok ev. Ama bunlar arasında özellikle birisi bende derin bir iz bıraktı. Ev büyük değildi, tam tersine, küçücük bir şeydi. Tek katlıydı, üç penceresi vardı; ilk bakışta ufak tefek, kamburu çıkmış, başı örtülü, yaşlı bir kadına benzetilebilirdi. Duvarları beyaz sıvalı, çatısı kiremitle kaplıydı;...

Ayna

     Yılbaşı gecesi. Çiftlik sahibi generalin gece gündüz evlenmekten başka bir şey düşünmeyen genç, güzel kızı Nelli yorgun, yarı kapalı gözlerle odasında aynaya bakar. Soluk, gergin yüzü elindeki ayna gibi kıpırtısız.      Aynadaki gerçeğe pek benzemeyen görüntü, aslında yüzünün, elinin, ayna çerçevesinin ve dizi dizi mumların aynada yansımasından başka bir şey olmayıp dar bir koridor gibi...

Kimsesiz Çocuk

     Sisli ve yağmurlu bir günde mezarlık kapısında küçük bir insan grubu çamur birikintisinde durmuş, arabacılarla pazarlık ediyordu.      Uzun boylu ve toplu papaz, yirmi beş kopek isteyen arabacıların hep bir ağızdan bağırışlarına karşılık, gür ve tok sesiyle;      “On beş kopek!” diye bağırdı.      Papazın etrafını çevreleyen dört kadından biri, arabacıları;      “Ah, ne kadar utanmazsınız!”...

Ayyaşlığın İlacı

     Ünlü güldürü oyuncusu Bay Feniksov-Dikobrazov II, birinci mevki özel kompartımanda tek başına yaptığı yolculuktan sonra temsillere katılmak üzere (D) kentine geldi. Onu garda karşılayanlar aslında bu yolculuğun bir önceki istasyona değin üçüncü mevkide sürdüğünü, ancak adamın orada aldığı biletle “gösteriş” için birinci mevkie geçtiğini biliyorlardı. Mevsimin güz, havaların soğuk olmasına...

İyilik ve Kötülük

     Yaşlı Kızılderili, çadırının önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyordu. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve 12 yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin çadırının önünde boğuşup duruyorlardı.      Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, çadırı korumak için biri yeterli görünürken niye...

Kızılderili ve Ay

     NASA, 1966 yılı civarında aya gidecek Apollo astronotlarını eğitmek için Kızılderili rezerv alanı sınırlarında bulunan ve ortamı ay yüzeyine çok benzeyen Tuba City’e götürmüş. Astronotlar çalışmaya başlamış. Acayip görünümlü kanyonların arasında sadece 2 uzay giysili astronot görünüyormuş uzaktan.      Yakınlarda da yaşlı bir Navajo çobanı ile oğlu koyun otlatıyormuş. İki astronot...

Kızılderili ve Cır Cır Böceği

     Bir gün New York’ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar, gruptan biri Kızılderili’dir. Yolda yürürken, insan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçilerin ve araçlarının çıkardığı gürültüler, otomobillerin korna sesleri arasında Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar. Arkadaşları bunca gürültünün arasında bu sesi...

Üç Kısa Öykü-9

Kaya      Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu, kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor ama yolları...

Üç Kısa Öykü-8

Gül Yaprağı      Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi.      Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu. O yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı...

Yaşlılık

     Mimar Uzelkov, mezarlık kilisesinde yapılacak bazı onarımlar için doğduğu kente gelmişti. Burada doğmuş, okumuş, büyümüş, evlenmişti; ama trenden inip evlere bakınca kenti tanıyamadı… Değişmeyen bir şey yok gibiydi. Bu kentten ayrılıp Petersburg’a yerleştiği on sekiz yıl önce, şimdi garın bulunduğu yerde çocuklar geleni avlarlardı. Ana caddeye çıkılan yerde “Viyana Oteli” yükselmekteydi...

Ateş Bahçesi

     Duman kokusu aldığında, içini sınırsız bir sevinç kaplar; sanki bahçesinde ilk defa, sonsuz bir sabır sayesinde açan, garip bir çiçeğin kokusudur bu. Bahçıvan, yıllar önce, koruda çıkan yangında, bir şey keşfetmişti. Yangının söndürüldüğü zannedilirken, toprağın altında kökler yanmaya devam ediyordu. Bunun üzerine, bahçesine kökleri çok yanıcı bitkiler ekmeye karar verdi; toprağın içinde...

Üç Kısa Öykü-7

     Talih mi? Şanssızlık mı?      Köyde yaşlı bir adam varmış. Çok fakir olmasına rağmen kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki… Kral, at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.      “Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?” dermiş hep.      Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü...