KategoriDünya Ülkelerinden Seçme Öyküler

İyi Aydınlatılmış Temiz Bir Yer

     Geç olmuştu. Kahvede, bir ağacın yapraklarının elektrik ışığındaki gölgesinde oturan yaşlı adamdan başka kimse kalmamıştı. Gündüzün sokak tozlu olurdu, ama gece inen çiy tozları yatıştırırdı ve yaşlı adam geç saatlere dek oturmayı severdi, çünkü sağırdı o ve gece sessizdi; o bu değişikliği sezerdi. Kahvenin içinde duran iki garson, yaşlı adamın biraz sarhoş olduğunu biliyorlardı. İyi bir...

Hadi Yatayım Bakayım

     O gece odada yerde yattık ve ben ipek böceklerinin yemek yiyişlerini dinledim. İpek böcekleri, dut yaprağı dolu yemliklerinde karınlarını doyuruyorlardı ve biz bütün gece onların çıkardıkları sesleri ve yaprakların çıtırtısını duyabiliyorduk. Uyumak istemiyordum, çünkü gözlerimi karanlıkta kapar da dalarsam ruhum tenimden çekip gider inancı ile yaşamıştım uzun süredir. Nicedir bu...

Rezil Etti

     Yaşlı Agafya Juravleva’ya oğlu Konstantin İvanoviç karısı ve kızıyla beraber geldiler. Ziyaret ve dinlenme amacıyla.      Novaya köyü küçük bir köydü, Konstantin İvanoviç uzun süre arabada yolculuk etmişti. Bütün aile uzun süre bagajdan valizleri çıkarmakla uğraştılar. Köyde herkes onların geldiğini hemen haber aldılar: Agafya’ya, zengin ve bir uzman olan ortanca oğlu Kostya...

Bayan İnci (Dördüncü Bölüm)

     Bay Chantal sustu. Bilardo masasına oturmuş, ayaklarını sallıyor, sağ eliyle, taş tahtadan sayıları silmeye yarayan ve aramızda “tebeşir bezi” denen bir bezi buruştururken sol eliyle bir yuvarlağı oynatıyordu. Biraz kızarmış, sesi boğuk, anılarına dalmış, kafasında uyanan eski şeylerle eski olayların arasında yavaş yavaş gezinerek; tıpkı insanın aralarında büyüdüğü her ağacın...

Bayan İnci (Üçüncü Bölüm)

     Yemek biter bitmez Chantal koluma girdi. Sigara saati, onun karışılmaz saati gelmişti. Yalnız olduğu vakitler sigarasını gider, sokakta içerdi. Yemekte bir konuğu bulunduğu vakitse bilardo salonuna çıkılır ve o, sigara içerek oynardı. O akşam bilardo salonunda yortu onuruna ateş bile yakılmıştı. Yaşlı dostum bilardo değneğini, ucunu büyük dikkatle tebeşirlediği çok nazik bir değneği aldı...

Bayan İnci (İkinci Bölüm)

     İşte her yıl olduğu gibi o yıl da haçı suya atma yortusunu kutlamak üzere Chantallere akşam yemeğine gitmiştim.      Göreneğimize göre Bayan Chantal, Bay Chantal ve Bayan İnci ile kucaklaştım, Matmazel Louise’i, Matmazel Pauline’i de derin bir saygıyla selamladım. Bana bir sürü şey, sokak haberleri, politika, Tonkin sorunu konusunda halkın ne düşündüğü, temsilcilerimiz üzerine...

Bayan İnci (Birinci Bölüm)

     O akşam bayan İnci’yi kraliçe seçmekle gerçekten ne garip bir düşünceye kapılmıştım.      Her yıl gider, haçı suya atma yortusunu yaşlı dostum Chantal’in evinde kutlarım. Onun en yakın arkadaşı olan babam, beni çocukken oraya götürürdü. Bunu sürdürdüm. Ben yaşadıkça ve bu dünyada bir Chantal bulundukça da kuşkusuz sürdüreceğim.      Chantallerin garip bir yaşamları vardır...

Bir Ana Baba Katili

     Avukat, savunmasında deli olduğunu ileri sürmüştü. Bu garip cinayet başka nasıl açıklanabilirdi?      Bir sabah Chatou yakınlarında kamışlar arasında sarmaş dolaş iki ceset bulunmuştu. Kadın da, erkek de zengin, hemen hemen genç ve yörenin belli başlı kibarlarındandı. Daha geçen yıl evlenmişlerdi. Yani kadın üç yıldan fazla dul yaşamamıştı.      Kimse düşmanları olacağını sanmıyordu...

Sauvage Nine

     Virelogne’a on beş yıldır uğramamıştım. Prusyalıların yıkmış oldukları şatosunu sonunda yeniden yaptıran dostum Servat ile birlikte avlanmak üzere oraya güz aylarında gittim.      Bu yöreyi son derece seviyordum, güzel dünyanın, gözü okşayan, gıcıklayan köşelerindendi. Böyle yerler maddi bir aşkla sevilir. Biz, toprağın büyülediği kimseler, çok görülmüş ve içimizi tıpkı mutlu olayların...

Küçük Asker

     Her pazar özgür kalır kalmaz iki küçük asker yola düzülürdü. Kışladan çıkınca sağa dönerler, bir askerlik gezintisi yapıyorlarmış gibi sıkı adımlarla Courbevoie’yı geçerler, sonra evlerden ayrıldıkları vakit daha rahat bir yürüyüşle Bezons’a giden tozlu ve çıplak yolu tuttururlardı.      Yenleri ellerini örten çok geniş, çok uzun kaputlarının içinde yitmiş, hızlı gitmek için...

Deli

     Yüksek bir mahkemenin başkanıyken ölmüştü. Pürüzsüz yaşamı bütün Fransa adliyesince sevgiyle anılan çok iyi bir başkandı. Avukatlar, genç üyeler, yargıçlar onun iki parlak ve derin gözle aydınlanan iri, beyaz ve zayıf yüzünü yerlere kadar eğilerek büyük bir saygıyla selamlarlardı.      Ömrünü, haksızlığı kovalamak ve zayıfları korumakla geçirmişti. Hırsızlarla katillerin ondan amansız...

Sicim

     Köylülerle karıları, Goderville’in çevresindeki bütün yollardan kasabaya doğru geliyorlardı. Çünkü pazar vardı. Erkekler yorucu işlerle, sol omzu kaldırtıp beli çarpıtan saban tutmayla, duruş sağlam olsun diye dizleri birbirinden ayırtan buğday biçmeyle, köyün bütün ağır aksak ve yorucu işleriyle biçimlerini yitirmiş, uzun ve eğri bacaklarının her deviniminde bütün vücutları öne...

Moıron

     Henüz Pranzini’den söz edilmekteyken imparatorluk zamanında savcılık yapan mösyö Maloureau bize; – Vaktiyle pek meraklı bir olaya rastladım. Şimdi göreceğiniz gibi birçok özel noktaları bakımından meraka değer bir olaydır…      Bir ilde imparatorluk savcısıydım. Paris mahkemesinde birinci başkan olan babamın sayesinde pek gözde bir memurdum. Bu durumda, “Öğretmen...

Kin ve Sevgi

Savaşta ağaçlar, insanlar gibidir, her birinin kendi yazgıları vardır. Topçumuzun ateşi altında yanıp yıkılmış kocaman geniş ormanlar görmüştüm. Geçenlerde köyün birinden sürülüp çıkarılan Almanlar bir ormana çektiler güçlerini. Teslim olmayıp orada tutunmayı planladılar, ama ölüm ağaçlarla birlikte tırpanlayıp yıktı onları. Alman asker ölüleri devrilmiş çam tomrukları altında yatıyordu. Lime...

Değerli Toz

     Paris çöpçüsü Jean Chamet ile ilgili bu öyküyü nasıl öğrendiğimi anımsayamam. Chamet geçimini kendi semtindeki el işi atölyelerini temizleyerek sağlıyordu. Chamet kentin kenar semtlerinde bir barakada yaşıyordu. Bu bölgeyi etraflıca anlatmak ve bununla da okuru öykünün asıl örgüsünden kopartıp o tarafa götürmek, elbette mümkün. Hatta belki de, Paris varoşlarındaki eski kale surlarının...

Zifiri Karanlık

     Doğum günümde bütün dünya nerede? Moskova’nın elektrik fenerleri nerede? İnsanlar? Gökyüzü? Pencerelerin dışında tam bir hiçlik! Karanlık…      İnsanlarla irtibatımız kesik. En yakındaki gaz lambaları bizden dokuz verst uzaklıktaki tren istasyonunda. Orada mutlaka küçük bir sokak lambası tipiden dolayı can çekişiyor dur. Gece yarısı uğultuyla Moskova’ya doğru bir ekspres...

Sana Allahaısmarladık Demeyeceğim

     Thomas Kendal, Tudor Café’de hem akşam yemeğini yiyor, hem de yüksek matematik üzerinde çalışıyordu. Sakin bir yerdi.      Thomas yan tarafında oturan bir kızın sesini duyunca elindeki kalem düştü. Sıcak bir sesti bu:      “Bilakis seni hatırlayacağım Kurt,” diyordu. “Birlikte geçirdiğimiz o güzel günler hiç unutulur mu? Çok geç oldu. Acele etmelisin, yoksa vapuru kaçıracaksın. Özür dilerim...

Bir Okuyucu Yazıyor

     Yatak odasındaki masaya oturdu, önünde açık bir gazete vardı. Pencereden yağan kara, düşer düşmez damlarda eriyen kara bakmak için ara veriyordu sadece. Ne bir şey eklemeyi, ne de bir şey silmeyi gereksemedi, hiç ara vermeksizin bu mektubu yazdı. Roanoke, Virginia February, 6 th.  1933 Sayın Doktor,      Size çok önemli bir iş için danışmak istiyorum -bir karar vermem gerekiyor ve en çok...

Çıkar İçin Evlilik – İki Bölümlük Roman

     BİRİNCİ BÖLÜM      Dul Bayan Mımrina’nın Piatisobaçyi Sokağı’ndaki evinde düğün şöleni düzenlenmişti. Çağrılıların sayısı 23 kişiyse de bunlardan 8’i mide bulantısını ileri sürerek ağızlarına tek lokma koymuyorlar, masa başında pinekleyip duruyorlar. Mumlar, lambalar, bir meyhaneden kiralanan ayağı kırık avize, konukların toplandığı odayı öylesine parlak ışıklarla...

Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutuldu

     Avukat Kalyakin katedral korosunun şefi Gradusov’un odasında oturmuş, Gradusov adına sulh mahkemesinden gelen celp kâğıdını elinde evirip çevirerek bazı açıklamalarda bulunuyordu: – Siz ne derseniz deyin, Dosifey Petroviç, bütün kusur zatı alinizde. Size saygım sonsuz, bana karşı gösterdiğiniz yakınlığı takdirle karşılıyorum, gene de üzülerek belirteyim ki, bu işte haksızsınız...

Bozkırda

     Canımız ölesiye sıkkın, kurtlar gibi aç ve bütün dünyaya öfkeli, Perekop’tan çıktık. Bütün bir gün bir şey çalabilmek ya da kazanabilmek için elimizden geleni yapmış, fakat sonunda ikisini de başaramayacağımıza aklımız kesince daha ileriye gitmeye karar vermiştik. Ama nereye? Daha ileriye olsun da…      Çoktandır yürüdüğümüz bu hayat yolunda ne pahasına olursa olsun daha ileriye...

Korkunç Bir Gece

     Ivan Petroviç Panihidin sarardı, lambanın fitilini kıstı, heyecanlı bir sesle anlatmaya başladı:      1883 yılı Noel gecesi, şimdi rahmetli olan bir arkadaşımın evinde geç vakte kadar ruh çağırma oturumuna katıldıktan sonra eve dönüyordum. Koyu mu koyu, göz gözü görmez bir karanlık vardı. Sokak fenerleri yanmadığı için önümü seçemiyor, neredeyse el yordamıyla yolumu buluyordum...

Otel

     Yukarı Alpler’de buzulların eteğinde, dağların beyaz tepelerini kesen o çıplak ve kayalık boğazlarda yapılmış bütün ahşap oteller gibi Schwarenbach Oteli de, Gemmi Geçidi’ni boylayan yolculara barınaklık eder.      Burası, Jean Hauser ailesinin bakımı altında altı ay açıktır. Sonra karlar yığılıp da boğazı doldurmaya ve Loeche’e inme olanağını ortadan kaldırmaya başlar başlamaz kadınlar...

Unvanlar Kaldırıldı

   Su taşkınından sonraki günlerden birinde, asteğmenlikten emekli toprak ağası Vıvertov, topoğrafya mühendisi Katavasov’u yurtluğunda ağırlamaktaydı. Yemeklerini yedikten sonra sıra günün olaylarını konuşmaya geldi. Katavasov, kentte yaşayan biri olarak Vıvertov’a taze haberler getirmişti. Kolera salgınından, savaştan, hatta pay senetlerinin son günlerde bir kapik değer...

Başçavuş Prişibeyev

– Başçavuş Prişibeyev, siz Eylül ayının üçüncü günü polis Jigin’e, bucak başkanı Alyapov’a, korucu Yelimov’a, yaşlılar kurulu üyelerinden İvanov ile Gavrilov’a, bunların dışında altı köylüye sözle ve tavırlarınızla hakaret etmişsiniz, ayrıca ilk üç kişiye görevleri başındayken aşağılayıcı davranışlarda bulunmuşsunuz. Suçunuzu kabul ediyor musunuz?      Tıraşı uzamış...

Baba Belhomme’daki Hayvan

     Le Havre postası Criqueto’dan kalkmak üzereydi. Bütün yolcular, Malandinoğlunun işlettiği Ticaret Oteli’nin avlusunda adlarıyla çağrılmalarını bekliyorlardı.      Bu, çamurlana çamurlana boyaları bozulup şimdi aşağı yukarı kül rengine girmiş tekerlekleri olan sarı bir arabaydı. Öndeki tekerlekler küçücüktü. Arkadakiler, yüksek ve cılız; arabanın biçimsiz, hem de bir hayvan karnı gibi şişkin...

Atla İlgili Soyadı

     Emekli Korgeneral Buldeyev’in dişi ağrıyordu. Ağzını votkayla, konyakla çalkaladı; ağrıyan dişe afyon, terebentin, gazyağı bastırdı; ağzında sigara dumanı tuttu, yanağına tentürdiyot sürdü, kulağına alkollü pamuk tıkadı; ama bütün bunlar midesini bulandırmaktan başka bir işe yaramadı. Diş doktoru geldi, dişini kurcaladı, kinin yazdı, sonuçta bu da para etmedi. Dişini çekme önerisine...

Rezil Etti

     Yaşlı Agafya Juravleva’ya, oğlu Konstantin İvanoviç karısı ve kızıyla beraber geldiler. Ziyaret ve dinlenme amacıyla.      Novaya köyü küçük bir köydü, Konstantin İvanoviç uzun süre arabada yolculuk etmişti. Bütün aile uzun süre bagajdan valizleri çıkarmakla uğraştılar. Köyde herkes onların geldiğini hemen haber aldılar: Agafya’ya, zengin ve bir uzman olan ortanca oğlu Kostya...

Tüyler Ürpertici

     Ilık bir gece, yavaş yavaş her yeri sarıyordu.      Kadınlar, köşkün salonunda kalmışlardı. Bahçe sandalyelerinde, doğru veya ata biner gibi oturan erkekler, kapının önünde, fincan ve küçük kadehlerle dolu, yuvarlak bir masanın çevresinde halka olmuşlar, sigara içiyorlardı.      Sigaraları, dakikadan dakikaya koyulaşan karanlığın içinde göz gibi parlıyordu. Bir gün önceki korkunç bir kazadan...

İzmir Körfezi’nde

     “İşin en garibi,” diyordu. “Her gece, tam gece yarısında bağırmalarıydı. Bu saatte niye bağırırlardı bilmiyorum. Bizler limandaydık, onlar da iskelede, gece yarısı başlarlardı bağırmaya. Susturmak için projektör tutardık üstlerine. Bu her seferinde işe yaradı. Projektörü üstlerinde bir aşağı bir yukarı iki üç kez dolaştırdık mı susarlardı. Bir kez iskelede görevli subay bendim, yanıma bir...