KategoriDünya Ülkelerinden Seçme Öyküler

Üç Kısa Öykü-16

     Çatlak Kova0      Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova, içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde...

Demir Kaya

     Rüzgâr kesildi. Bugün denizde gecelememiz gerekebilir. Kıyı otuz verst uzaklıkta. İki direkli tekne bir o yana, bir bu yana ağır ağır sallanıyor. Islak yelkenler asılı.      Beyaz duman kesif bir biçimde tekneyi çevreledi. Ne yıldızlar, ne deniz, ne de gece görünüyor. Ateş yakmıyoruz.      Teknenin yaşlı, üstü başı kirli ve yalın ayak kaptanı Seyit Ablı, kısık, ciddi ve boğuk sesiyle tüm...

Üçüncü Oğul

     Şehrin yakınında yaşlı bir kadın ölmüştü. Yetmiş yaşındaki işçi emeklisi kocası telgraf bürosuna gitti, farklı diyarlara ve Cumhuriyetlere telgraf çekti, altı telgrafın da tek bir içeriği vardı: “Anneniz öldü, gelin, babanız.”      Yaşlı telgraf memuru uzun süredir para sayıyor, sayarken şaşırıyor, listeye yazıyor, titreyen elleriyle mühür basıyordu. İhtiyar kızarmış gözleriyle...

Üç Kısa Öykü-15 (Macar Öyküleri)

EVDE OLMAK      Küçük kız, yalnızca dört yaşındaydı. Aklı birçok şeye yetmiyordu henüz. Annesi, yaşamlarındaki büyük değişimi kavratabilmek için, kızını dikenli tellerin yanına götürdü ve uzaktaki treni gösterdi.      “Ne güzel değil mi? Bak bu tren bizi evimize götürecek.”      “O zaman ne olacak ki?”      Evimize kavuşacağız!”      Peki, ev ne demek?” diye sordu çocuk.      “Bundan önce...

Tramvayda

— Madame Liberman? — Ah elbette. Nasılsınız? — Sağ olun. Savaş varken kim iyi yaşar? Şapkanızın biçimi ne kadar hoş! — Bu son moda… Paris modası. “Petit solde” deniyor. Gördünüz mü yarı kep gibi, önde yarım siperi, arkada ise biyesi ve bandı var. — Korkunç sevimli bir şapkacık… Korkunç! Ama daha korkunçlarını ve en son moda olanlarını gördüm. Dün kuzenim Fanna Schelmenkotz...

Çok Yönlü Adam

     İki adam dinlenme evindeki yataklarında uzanmış sohbet ediyorlardı. Ölü bir saatti ve bu nedenle kısık sesle konuşuyorlardı.      İçlerinden biri çarşafı kıllı göğsüne doğru çekerek;      “Entelektüel bir kişiyle konuşmak ne hoş!” dedi. “Örneğin, bilimimizi ele alın. Çok büyük adımlar kaydediyor. Çeşitli keşifler, buluşlar, ilerlemeler. Tümünü izlemeye zaman bile bulamıyorsun.”      Diğeri:...

Güneyde

     Karanlık dumanlar çıkararak tüten cüruf yığını piramidinin üzerinde yükseliyor gün. Kar üzerine düşen açık mor gölgeler olağanüstü hızlarla yer değiştiriyor; birden küçük madenci kulübelerinin damları, kırağılanarak resimlenmiş tek camlı pencereler, yol kıyılarındaki çınarların karlanmış dalları ve uzak gök mavisi, yokuşların karlı dorukları ve kızakçıların pürüzsüz cilaladığı yolun...

Çocukluk, Büyükannemin Evinde

     Cumartesileri eve altı dersten sonra geç vakitte dönüyordum. Sokakta yürümek bana göre boş bir uğraş değildi. Yürürken şaşırtacak kadar iyi hayal kurardım, her şey ama her şey bana aitti. Tabelaları, evlerin taşlarını, mağazaların vitrinlerini tanıyordum. Onları yalnızca kendim için, özellikle öğrenmiştim ve onlarda, biz yetişkinlerin nesnelerin özü olarak adlandırdığımız gizemi ve esası...

Kafkasya

     Moskova’ya gelince, Arbat yakınlarındaki ara bir sokakta gözden uzak bir odada saklanırcasına yaşamaya başlamıştım ve keşişler gibi can sıkıntısı içinde yaşıyordum, onunla da buluşmalarımız sırasında görüşüyorduk. Bu süre içinde topu topu üç kez yanıma gelmişti ve her defasında acele ederek: —  Yalnızca bir dakikalığına uğradım, sözleriyle içeri giriyordu.      Seven fakat endişeli bir...

Altın Beyinli Adam

     Mektubunuzu okurken, madam, vicdan azabı duyar gibi oldum. Hikâyelerimin hep böyle kasvetli şeyler olmasından ötürü kendi kendime içerledim. Ve bugün size neşeli, hem de çılgınca neşeli bir masal anlatmayı aklıma koydum.      Öyle ya canım, ne diye kederli olacakmışım! Paris’in sislerinden bin fersah uzakta, misket şarabıyla dümbelekler ülkesinde, günlük güneşlik bir tepenin üzerinde...

Tren Bileti

     Öykümüz Posidelkin’in yaşamındaki acı bir gerçekle ilgilidir.      Böyle bir felâketin gerçekleşmesinin nedeni, Posidelkin’in aptal olması değildi. Hayır, aksine o akıllı bir adamdı.      Halkların ve bireylerin geçmişinde olan biten ne varsa, genellikle akıl denilen beladan kaynaklanır. Söz konusu sorun da tren yolculuğuyla ilgili.      Posidelkin’in çabalarının ulaştığı...

Yaşlı Şloyme

     Bizim şehir küçük de olsa, sakinlerinin sayısı az da olsa ve hatta buradan ayrılmadan altmış yıl yaşamış da olsa, bu Şloyme’nin kim ve nasıl biri olduğunu herkes söyleyemezdi. Bunun nedeni, onu yalnızca gereksiz ve göze batmayan bir eşyayı unutur gibi unutmuş olmalarıydı. Yaşlı Şloyme de böyle bir eşyaydı işte.      Seksen altı yaşındaydı. Gözlerinde her zaman yaşlar vardı. Yüzü...

Ejderha

     Dondurucu Petersburg yanıyor ve çalkalanıyordu. Hava açıktı: Sisli perdenin arkasında görünmeyenler, sarı ve kırmızı sütunlar, külahlar ve gri kafesler gıcırdayarak, ayak uçlarının üzerinde sürüklenerek gidiyorlardı. Buz gibi kızgın güneş sisin içinde solda, sağda ve yukarıda. Aşağıda ise yanan evin üzerinde bir güvercin… Ejderha kılığındaki insanlar, sisli hayal dünyasından yeryüzüne...

Dantelci Nastya

     Geceleyin Ala-Tau dağlarında fırtına uğultuyla patlak vermişti. Gürültüden korkan, büyük, yeşil çayır çekirgesi askerî hastanenin penceresine zıplamış, dantel perde üzerinde oturuyordu. Yaralı teğmen Rudnev ranzada oturmuş, uzun uzun çekirgeye ve perdeye bakıyordu. Perdenin üzerinde açmış gül ve ibikli küçük horoz desenleri, keskin sesli mavi yıldırımlarda yanıp sönüyordu.      Sabah olmuştu...

Don Kıyısında

     Kızıl Ordu’ya çağrılanlar akın akın ilçe merkezindeki alana akıyor; tümünün yanlarında uğurlamaya gelen aileleri var. Yedi-sekiz yaşlarında iki çocuk el ele tutuşmuş önüm sıra yürüyorlar. Anne-babaları yanımdan geçiyor sonra. Adam diri, görünüşüne bakılırsa bir traktör sürücüsü, üstünde özenle yamalanmış mavi tulumu ve temiz bir gömleği var. Karısı esmer, genç bir kadın, dudakları sımsıkı...

Kirpi

     Latin dili öğretmeni İyeronim Vassianoviç Predteçenski, yaz tatili için başkentten ayrıldı ve kayınvalidesi, eşi ve yetişkin kızıyla yaptığı uzun ve üzücü konuşmalardan sonra Petersburg taraflarındaki küçük dairesinden yazlık yerlerin en uzak köşesine, Sıritsa kasabasına tüm yaz için gitti.      Yaşamında ilk kez, camekânlı balkonu, turp, havuç, dereotu ve benzeri sebzelerin ekilmiş olması...

Kazak Kolektif Çiftliklerinde

     Tüm Don bölgesinin sınırsız tarlalarında hasat bütün hızıyla sürüyor. Traktörler oradan oraya döneniyorlar, biçerdöverlerin zincirleri üzerinde paslı beyazımsı bir tozla birlikte ince mavi bir duman tütüyor, harman makinaları kanatları uzun dolgun ekinleri kaldırdıkça çatırdıyor. Sevinçli bir tablo gibi görünüyor bu, oysa değil; her yerde savaşa duyulan öfke var. Çünkü insanlar ve makinalar...

Mektup

     Boğucu bir gecede vagonun kompartımanında ufak tefek ve sinirli yolculuk komşum, çok tuhaf bir öykü anlatıyordu.      Ara sıra öksürerek soluğu kesilirken, ince parmaklarını başının arkasında birleştirdi, alttaki yatağa yarı çıplak, âdeta soyguna uğramışçasına uzandı. Bense yukarıdan onun zayıf yüzüne, endişeyle açılmış, koyu gözlerine bakıyor ve donuk sesini, hüzünlü sözlerini dinliyordum:...

Joe

     Joe’yu savaştan önce tanırdım. Bu, dili dışarıda Zamoskvoreçye’nin karlı ara sokaklarında dolaşan genç bir köpekti. Atalarının nesilden nesile geçen bir gururu olmadığı anlaşılıyordu: Joe’nun eğri büğrü, kısa pençeleri, uzun karışık tüylü kocaman bir kafası vardı. Maltsev’e: “Bu ödül sahibini nereden buldunuz?” diye takılıyorlardı. Hatta Tamara: “İyi...

Savaş Tutsakları

     Tabur Paris’te kamyonlara yüklenip doğuya aktarıldı. Fransa’dan yağmaladıklarını yanlarında götürüyorlardı. Fransız şarabı ve Fransız arabası…      Minsk’ten cepheye yaya yürüyüşe geçtiler, petrol kıtlığı yüzünden kamyonlarını Minsk’te bırakmaları gerekti çünkü. Alman ordularının utkularından ve Fransız şarabından esrimiş olarak Belarusya yolları boyunca...

Bacak mı Dayanır?

     Geçti artık o günler! Bitti, paydos! Yufka yüreklilik yok bundan böyle, acıma duygusunu söküp attım yüreğimden! Daha dün, akşamın altısına değin, bütün insanları seviyordum; her şey bitti bugün, geçti o günler! Eskidenmiş… Neden mi? İnsanların iyilik bilmezliklerinden! İnsanlara olan sevgimden ötürü dün başım derde girdi, evet, evet sevgimden ötürü! Ah kardeş, hiç belli olmaz, bakarsın...

Üç Kısa Öykü (13)

     Pardon      Adam evine telefon eder. Telefonu yabancı bir bayan açar. Adam karşısındaki sesi duyunca şaşırır. Bayana sorar:      “Sen kimsin?”      “Evin hizmetçisiyim”      “İyi de, bizim hizmetçimiz yok ki!”      “Evin hanımı beni bu sabah işe aldı.”      “Ha, öyle mi? Ben de evin beyiyim. Hanımı çağırır mısın?”      “Hanımınız şu anda yatak odasında bir beyle birlikte. Ben evin beyi o...

Bir Namussuzluk

     Savaş alanından ordu haberi:      “Yelniya köyü yakınında süreğen çatışmalar oldu. Faşistler evlerin önlerini sağlamlaştırıp kamufle ettiler ve ateşimize karşılık verdiler. Ama güçlerimiz saldırıya geçtiklerinde, Faşistler köyün tüm kadın ve çocuklarını beraberinde sürükleyerek siperlerinin önlerine dağıttılar.”      Bunu Hitler ordusunun askerleri yaptı… Faşist radyo...

Pansiyon

     Bayan Mooney bir kasabın kızıydı. Eline geçenleri saklamayı pek beceren bir kadındı, kesin kararlı bir kadın. Babasının kalfasıyla evlenmiş, Bahar Bahçeleri’nin yakınında bir kasap dükkânı açmıştı. Fakat kayınbabası ölür ölmez Bay Mooney yolunu sapıtmaya başladı. Kafayı çekti, kasayı soydu, gırtlağına dek borca girdi. İçki içmeye tövbe ettirmenin hiçbir yararı yoktu, nasıl olsa birkaç...

Üç Kısa Öykü-12

     Kilit      Hayvanat bahçesindeki tek kangurunun, kapatıldığı yerden çıkıp bahçede dolaştığını gören yetkililer, hemen bir önlem aldılar. Kangurunun zıplama yeteneğini bildiklerinden, onun bulunduğu bölümün çevresindeki tel örgü duvarını 1 metre daha yükselttiler.      Fakat sabah uyandıklarında, kangurunun yine dışarı çıktığını ve hayvanat bahçesindeki yollarda gezindiğini gördüler.     ...

Üç Kısa Öykü-11

     William Shakespeare      Yaşadığı şehirden, bulunduğu ortamdan, kısacası yaşantısından sıkılan genç bir adam, cebindeki az bir miktar parayla, yanına hiçbir şey almadan, bulunduğu kenti terk edip, daha önce hiç bilmediği bir ülkeye gitmiş. Oraya henüz alışmaya çalışırken birden bir ses duymuş. Bir çığırtkan, avazı çıktığı kadar meydanda bağırıyormuş:      “Tiyatro! Gelin! Kaçırmayın! Bu...

Ses Bahçesi

       Mogador’un, söylentiye göre taşların rutubetle büyüyüp bulutlara ulaştığı ve sadece bulutlar tarafından durdurulabildiği eski bir köşesinde, bir bahçıvanın gün boyu şarkı söylettiği çekirgelerle dolu bir bahçe vardır.        En güzel ve nadide olanlar da dahil, rastladığı bütün bitkileri hırsla koparan bir bahçıvan, ilk kez görenleri daima rahatsız eden bir görüntüdür. Ama bu bahçede...

Üç Kısa Öykü-10

     Mazeret      “Hayrola nerede?”      “Be be ben mi? Ra rad radyodan geliyorum…”      “Ne vardı radyoda?”      “Spi spi spi spiker s ısı sınavı var da…”      “Eee, ne oldu peki?”      “Bı bı bı bırak yahu! Kı kı kıravat tak tak takmadık diye al al almadılar…”      Arkasına sığındığımız mazeretler, işte bu yalanlardır. Mazeretler, çoğunlukla yaşadıklarımızı çarpıtarak...

NICODEMUS DODGE ve İSKELET

     Missouri’de bir matbaanın ayak işlerine baktığım çocukluk günlerimde, uzun bacaklı, kabarık saçlı, partal pantolonlu, on altı yaşlarında dangul dungul bir oğlan bir gün selamsız sabahsız salına salına içeri girdi ve ellerini dibine kadar soktuğu pantolon ceplerinden çekmeden, gözleri ve kulaklarının üstüne böcek yemiş bir lahana yaprağı gibi sarkan kenarları eprimiş, eski püskü geniş kenarlı...

Çeyiz

     Yaşam boyunca birçok ev görmüşümdür. Taştan, ağaçtan yapılmış, büyüğü küçüğü, eskisi yenisiyle birçok ev. Ama bunlar arasında özellikle birisi bende derin bir iz bıraktı. Ev büyük değildi, tam tersine, küçücük bir şeydi. Tek katlıydı, üç penceresi vardı; ilk bakışta ufak tefek, kamburu çıkmış, başı örtülü, yaşlı bir kadına benzetilebilirdi. Duvarları beyaz sıvalı, çatısı kiremitle kaplıydı;...