KategoriDünya Ülkelerinden Seçme Öyküler

Hediye Kanarya

     Tren bahçeli, kırmızı taştan bir evin önünden var hızı ile geçti, bahçedeki dört kalın palmiyenin gölgesine masalar konmuştu. Evin arkası denizdi, kırmızı taş ve çamur arasında bir aralık vardı ve deniz çok aşağıda, kayaların orada görünüyordu arada bir.      «Onu Palermo’da aldım,» dedi Amerikalı bayan. Kıyıda ancak bir saat kaldık. Pazar sabahı idi. Adam dolar olarak ödememi...

Üç Kısa Öykü-26

     Zamanı Öteleyen Prens      Ülkelerden birinde, kurda kuşa hükmeden bir kral varmış. Günlerden bir gün kralın bir oğlu olmuş. Kral oğlunu o kadar çok severmiş, o kadar çok severmiş ki emrindeki bilginlere;      “Oğlum için öyle bir şey bulun ki, o hiçbir zaman mutsuz olmasın!”      Bilginler de uğraşmışlar, didinmişler, sonunda sihirli bir düğme icat etmişler. Krala gidip;      “Sevgili...

Yağmurdaki Kedi

     Otelde sadece iki Amerikalı kalıyordu. Odalarına gidip gelirken merdivende rastladıkları insanların hiç birini tanımıyorlardı. Odaları ikinci kattaydı, deniz görüyordu. Savaş anıtını ve parkı da görüyordu. Parkta büyük palmiyeler ve yeşil sıralar vardı, iyi havalarda parkta daima sehpalı bir ressam bulunurdu. Ressamlar palmiyelerin biçimini, denize ve parka bakan otellerin parlak renklerini...

Üç Kısa Öykü-25

     Futboldan Konuşuruz      Dünyanın en zeki insanlarından Albert Einstein ölünce cennete gitmiş. İlk gün kapısı çalınmış:      “Merhaba, benim zekâ seviyem 180… Sohbet edebilir miyiz?”      “Tabii,” demiş Einstein. “Gel, soğuk füzyondan bahsederiz!”      Ertesi akşam kapı çalınmış, bir başkası:      “Hocam merhaba, benim zekâ düzeyim 90… Sohbet edebilir miyiz?”      “Tabii gel...

Dönüş

     Deniz, kısa ve hep birbirinin aynı dalgalarla kıyıyı kamçılıyor. Hızla esen rüzgârın sürdüğü küçük beyaz bulutlar, geniş, mavi göğün ortasından kuş gibi çabuk çabuk geçiyor. Ve köy, okyanusa doğru inen koyağın büklümünde güneşe karşı ısınıyor.      Martin-Lévesquelerin evi köyün tam ağzında, yolun kıyısında tek başına. Bu, duvarları kerpiçten, çatısı mavi süsenlerle donanmış samandan, küçük...

Margot

     Herkes ona Margot diyordu. Görünüşe göre, belgelerde “Margarita Luisa Montrobert” olarak geçtiğini kendisi de unutmuştu. Şapka atölyesinin sahibi; “Margot, cıvıl cıvıl bir model yapın şu kaçık Amerikalı bayan için,” derdi. Yaşlı bir adam olan postacı; “Sizin için mektup yok, mademoiselle Margot!” diye gülümüserdi. Zavallı Jean genç kızın ılık, saf elini...

Üç Kısa Öykü-24

     Hop      Bir bilgenin yanına kendini geliştirmek isteyen heyecanlı bir genç gelmiş. Sürekli konuşuyor, bütün öğrendiklerini arka arkaya anlatıyor, ne kadar çok şey bildiğini göstermeye çalışıyormuş.      Bilge, genci uzun süre sabırla dinlemiş, sonra konuşmuş:      “Görüyorum ki iyi çalışmışsınız, hayata ve insana dair birçok şey öğrenmişsiniz. Ama en başından beri anlattıklarınızın hiçbiri...

Yuşka

     Eskiden, çok eskiden bizim sokakta görünüşte yaşlı biri yaşıyordu. Büyük Moskova anayolu üzerindeki demir atölyesinde, baş demircinin kalfası olarak çalışıyordu, çünkü gözleri iyi görmüyordu ve kollarının da gücü yoktu. Atölyeye su, kum ve kömür taşıyor, ateşi körüklüyor, baş demirci kızgın demiri döverken onu örs üzerinde tutuyor, nallanması için atı ahıra sokuyor ve yapılması gereken diğer...

Bilinmeyen Çiçek

     Yeryüzünde bir çiçek yaşıyordu. Ama onun yeryüzündeki varlığından kimsenin haberi yoktu. Issız bir yerde tek başına büyüyordu; oraya inekler ve keçiler gitmiyor, izci kampından çocuklar hiçbir zaman orada oynamıyordu. Bu ıssız yerde ot da yoktu, yalnızca eski, gri taşlar ve onların arasında ise kuru, ölü kil vardı. Orada yalnızca rüzgâr gezerdi; tıpkı tohum eken dede gibi, rüzgâr da...

Üç Kısa Öykü-23

     Zehir      Eskiden bir gelin, kaynanasıyla hiç geçinemezmiş. Araları o kadar kötüymüş ki, bir gün yaşlı bir aktara gidip durumu anlatmış:      “Onu zehirlemeliyim,” demiş aktara. “Fakat bunu öyle bir yapmalıyım ki kimse fark etmesin!”      Yaşlı aktar ona bir toz vermiş. “Bunu her gün yemeğine çok az karıştır, fakat aranı düzgün tut, gülümse, iyi davran ki kimse senden şüphelenmesin,” demiş...

Son Saray Şairi

     Tembeldi, zamanımızın bu kralı en az ataları kadar tembel ve tasasızdı; saraydaki törenlere kasideler yazan yaşlı şairi emekliye ayırmaya ve ona ömür boyu iyi bir aylık bağlamak için imza atmaya da hiç niyetli değildi. Şairin kendisi de ısrarla ayrılmak istemiyordu.      Kraliyet ailesinde bir doğum veya ölüm olduğunda, yabancı bir elçi geldiğinde veya komşu devletle bir antlaşma...

Bir Nikah Olayı

     Elbette, Volodka Zavituşkin biraz acele etmişti. Ama bu küçük bir hataydı.      Volodka’nın, nişanlısının yüzüne doğru dürüst bakmadığını söylemek mümkün. Dürüst olmak gerekirse şapkasız da görmemişti onu. Çünkü asıl olaylar sokakta olup bitmişti.      Volodka Zavituşkin de, tam nikâhtan önce nişanlısıyla birlikte, tanışmak üzere onun annesine uğradığında, üstünü başını çıkarmadan...

Üç Kısa Öykü-22

     Hani Oruçluydun?      Tilkinin teki çalıya takılı bir et parçası görmüş. Tam yiyecek iken bakmış ete bir bomba bağlı, bubi tuzağı! Biraz uzağında saatlerce beklemiş. Hedefi eti yemek, ama nasıl yiyeceği konusunda herhangi bir fikri yok! Bir süre sonra aslan görünmüş; eti görmüş, ete doğru ilerlemeye başladığında tilkiyi fark edip şüphelenmiş.      “Ne o tilki kardeş, eti niye yemedin?”     ...

Genç Verter’in Acıları

     Bir gün bisiklete biniyordum.      Oldukça iyi bir bisikletim var. İngiliz BSA marka. Bazen sinirlerimi rahatlatmak ve ruhsal dengemi korumak için bindiğim oldukça iyi bir bisiklet. Çok kaliteli, güzel ve çağdaş bir araç. Ne yazık ki, yalnızca tekerlekleri tam değil. Daha doğrusu tekerlekler tam olmasına tam da, her biri diğerinden farklı. Bir tanesi İngiliz “three guns”, diğeri...

Korsika’dan Bir Öç Öyküsü

     Paolo Saverini’nin dul karısı, Bonifacio Kalesi’nde küçük ve biçimsiz bir evde, oğluyla birlikte, yalnız oturuyordu. Dağın ileriye doğru uzanmış bir kolu üzerine kurulan, hatta bazı yerlerde denizin üzerine asılı gibi duran bu kent, sivri sivri kayalarla dolu boğazın yukarısından, Sardunya’nın daha alçak kıyısına bakar. Eteklerde, öbür yanda bir dev dehlizine benzeyen ağız biçiminde, yüksek...

Üç Kısa Öykü-21

     Öksüz      Küçük bir öksüz çocuğu evlat edinen anne, çocuğunu anaokuluna getirir. Küçük çocuk orada diğer çocukların alay etmesiyle öksüz olduğunu öğrenir. Akşam, annesi onu almaya geldiğinde gözleri dolu dolu sorar:      “Anne, öksüz ne demek?”      Annesi pırlanta gözleriyle cevaplar:      “Diğer çocuklar gibi annenin karnında değil, kalbinde büyümüşsün demektir, kızım.”      Çocuk sevinç...

Que Faıre/Ne Yapmalı?

     Mülteci bir Rus generalin Place de la Concorde’a çıktığından, etrafını seyredip gökyüzüne, meydana, evlere ve farklı dillerde konuşan kalabalığa baktığından, burun kökünü kaşıdıktan sonra duygulanarak; — Elbette, bunların hepsi iyi şeyler beyler! Hatta çok iyi ama… Que faire? Faire-que? dediğinden söz ediliyordu.      General, masalın yalnızca giriş bölümü. Esas masal bundan...

Üç Kısa Öykü-20

     Denizkızları      Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş. Döndüğünde çevresindekiler ona şu soruyu sorarlarmış:      “Ne gördün?”      “Dünya güzeli denizkızları gördüm. Altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı,” diye cevap verirmiş hep.      Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli denizkızlarını görmüş; altın saçlarını...

Muza (İlham Perisi)

     O zamanlar, artık gençliğimin ilk dönemini geride bırakmıştım ama aniden de resim eğitimi alma hevesine kapılmış -resme karşı büyük bir tutkum vardı- ve Tambov eyaletindeki çiftliğimi bırakıp kışı Moskova’da geçirmiştim.      Yeteneksiz ama oldukça ünlü, pasaklı, şişman bir adam olan ve arkaya attığı yağlı, iri dalgalı uzun saçları, ağzında piposu, kırmızı kadife ceketi, üzerine kirli...

Üç Kısa Öykü-19

     Vefa Borcu      Bir dağ köyünde tek başına yaşayan hamile bir kadın varmış. Günün birinde kadın dağda yaralı bir gelincik bulmuş. Vahşi bir hayvan olmasına rağmen gelinciği çekinmeden evine götüren kadın, onu iyileştirmiş ve evinde beslemeye başlamış. Zamanla gelincik uysallaşmaya başlamış, öyle ki artık kadının yanından hiç ayrılmıyormuş.      Birkaç ay sonra kadının bebeği doğmuş. Hem...

Hafif Soluk

     Mezarlıktaki henüz taze killi toprak tümseğinin üzerinde meşeden sağlam, ağır ve düzgün bir haç duruyordu.      Aylardan nisandı ve günler griydi; geniş taşra mezarlığının anıtları uzaktan, daha çıplak ağaçların arasından görünüyordu. Soğuk rüzgâr haçın kaidesinin dibindeki porselen tacın içinde ıslık çalıp duruyordu.      Oldukça büyük dışbükey porselen bir madalyon haçın tam üzerine monte...

Üç Kısa Öykü-18

     Mutluluğun Gizi      Bir tüccar “Mutluluğun Gizi”ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı, bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.      Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış. Tüccarlar girip çıkıyor...

Grigori Petroviç

     Adı Grigori Petroviç’ti. Bir zamanlar Rus ordusunda yüzbaşıydı. Artık bir göçmen.      Kendini Paris’te bulduğunda pek de yoksul değildi. İki bin frangı vardı. Ama pratik, daha önemlisi Rus göçmenlerinin çektiği acıyı bol bol görmüş bir kişi olarak, bu parayı kara gün için saklamaya karar verdi (Şu anki yaşantımızdan daha kara ne olabilir ki?) ve hemen geçici işler aramaya...

Üç Kısa Öykü-17

     Kabak İle Kavak      Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki, kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş.      Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:      “Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?”      “On yılda,” demiş kavak.      “On yılda mı?” diye...

Lussıa

     Yaşamımın en etkileyici anılarından biri, aslan kafesine girdiğim ana aittir.      Kiev’deydi. O sıralar Macar Yahudisi, yaklaşık altı pud (16,3 kg) ağırlığındaki m-lle Zenida orada turnedeydi. Zevksiz bir erkek kostümü giymişti, Macar dragonu kılığındaydı. Yazgısı çok ilginçti. Penza’da mı, Saratov’da mı, her neredeyse bir yerde, gösteri sırasında bir aslan kafesinden...

Üç Kısa Öykü-16

     Çatlak Kova      Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova, içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun...

Demir Kaya

     Rüzgâr kesildi. Bugün denizde gecelememiz gerekebilir. Kıyı otuz verst uzaklıkta. İki direkli tekne bir o yana, bir bu yana ağır ağır sallanıyor. Islak yelkenler asılı.      Beyaz duman kesif bir biçimde tekneyi çevreledi. Ne yıldızlar, ne deniz, ne de gece görünüyor. Ateş yakmıyoruz.      Teknenin yaşlı, üstü başı kirli ve yalın ayak kaptanı Seyit Ablı, kısık, ciddi ve boğuk sesiyle tüm...

Üçüncü Oğul

     Şehrin yakınında yaşlı bir kadın ölmüştü. Yetmiş yaşındaki işçi emeklisi kocası telgraf bürosuna gitti, farklı diyarlara ve Cumhuriyetlere telgraf çekti, altı telgrafın da tek bir içeriği vardı: “Anneniz öldü, gelin, babanız.”      Yaşlı telgraf memuru uzun süredir para sayıyor, sayarken şaşırıyor, listeye yazıyor, titreyen elleriyle mühür basıyordu. İhtiyar kızarmış gözleriyle...

Üç Kısa Öykü-15 (Macar Öyküleri)

EVDE OLMAK      Küçük kız, yalnızca dört yaşındaydı. Aklı birçok şeye yetmiyordu henüz. Annesi, yaşamlarındaki büyük değişimi kavratabilmek için, kızını dikenli tellerin yanına götürdü ve uzaktaki treni gösterdi.      “Ne güzel değil mi? Bak bu tren bizi evimize götürecek.”      “O zaman ne olacak ki?”      Evimize kavuşacağız!”      Peki, ev ne demek?” diye sordu çocuk.      “Bundan önce...

Tramvayda

— Madame Liberman? — Ah elbette. Nasılsınız? — Sağ olun. Savaş varken kim iyi yaşar? Şapkanızın biçimi ne kadar hoş! — Bu son moda… Paris modası. “Petit solde” deniyor. Gördünüz mü yarı kep gibi, önde yarım siperi, arkada ise biyesi ve bandı var. — Korkunç sevimli bir şapkacık… Korkunç! Ama daha korkunçlarını ve en son moda olanlarını gördüm. Dün kuzenim Fanna Schelmenkotz...