KategoriRomanlar

Don Kişot (18)

     On Sekizinci Bölüm (Don Kişot Dulcinee’ye kavuşuyor)      Ortalık aydınlanırken Don Kişot Sanço’yu sarstı: — Hey dostum, diye bağırıyordu, ne var bu kadar uyuyacak! Biz buraya kıyamete kadar uyumaya mı geldik? Prenses Dulcinee aşkına gözlerini aç.      Köylü: — Ne oluyoruz! Siz misiniz Senyör? diye içini çekti. — Ne o, dünkü vaadini unuttun mu? Prenses Dulcinee’yi Toboso...

Don Kişot (17)

     On Yedinci Bölüm (Don Kişot yine kaçıyor)      Bir sabah Sanço, Don Kişot’u yatağından kalkmış buldu ve sevinçle bağırdı: — Gözlerimiz aydın! Siz iyi oldunuz ha sayın şövalyem!      Don Kişot cevap verdi: — Çok şükür kendimi yirmi yaşındaki kadar genç ve dinç buluyorum. Yeni maceralara gitmeye hazırım. — Artık Senyör ne kadar mesudum. Bir an evvel adama kavuşmak için yanıp tutuşuyorum...

Don Kişot (15)

     On Beşinci Bölüm (Don Kişot ile hayaletler)      Ovada iki saatten beri yürüyorlardı ki, karşıdan eşeğe binmiş bir adamın geldiğini gördüler. Sanço Panza kendi boz eşeğini aklına getirmeden eşekli bir insan göremez olmuştu. Uzaktan bir çingene sandığı bu adamı görünce yine yüreği kalktı.      Biraz daha sonra eşeği de, adamı da tanıyınca büyük bir hayrete düştü. Adam haydut Gines de...

Don Kişot (14)

     On Dördüncü Bölüm (Prenses Micomicona’nın Başından Geçenler)      Ovaya indikleri zaman Don Kişot atını prensesin katırına yaklaştırdı ve ona başından geçenleri anlatmasını rica etti: — Sizin şerefinize ve aşkınıza çok büyük bir şeyler yapmak isterim; çünkü sizin pek yüksek bir kadın olduğunuzu görüyorum. Fakat çok kolay anlarsınız ki düşmanlarınızla savaşabilmem için başınızdan geçen bütün...

Don Kişot (13)

     On Üçüncü Bölüm (Prenses Micomicona’nın Gelişi)      Papaz ikinci günün akşamına doğru hana döndü. Yanında bir dişi katıra binmiş güzel çehreli ve kibar kıyafetli bir kız vardı. O güne kadar adı Dorothee idi, fakat papaz ile berberin sayesinde büyük Micomicon kraliçesi, çok asîl ve çok güzel prenses Micomicona olarak hana ayak bastı.      Sanço onu görünce hayretten ağzı açık kaldı...

Don Kişot (12)

     On İkinci Bölüm (Sanço, Papaz İle Berbere Rastlıyor)      Sanço Panza, efendisinin deliliklerine pek fazla aldırmayıp ovaya indi. Az sonra Toboso’nun yolunu tutmuş ve bir zaman sonra kendisine heyecanlı bir altı okka oyunu oynatmış oldukları hanın yanına varmıştı. Sanço burayı görünce pek memnun olmadı çünkü hizmetçi Maritorne’dan başka buradaki bütün insanlara kin bağlamıştı. Avlu...

Don Kişot (11)

     On Birinci Bölüm (Don Kişot Kara Dağ’da)      Sanço Panza burada fazla durmak istemiyordu. Muhafızların Sainte Hermandad polisi ile beraber geri gelmekte gecikmeyeceklerine şüphesi yoktu. Onun için efendisini ve kendini bu hale getiren haydutlar savuşur savuşmaz Don Kişot’un yanına koştu ve ona bir an evvel buradan gitmelerini rica etti.      Şövalye cevap verdi: — Sanço dostum, seni...

Don Kişot (10)

Onuncu Bölüm (Kürek Mahkûmlarını Kurtarış)      Ertesi gün kahramanlarımız yeni bir macera ile karşılaştılar. Yolda uslu uslu hayvanlarını sürüyorlardı. Sanço Panza’da gelecek günler için tekrar bir parça ümit başlamıştı. Efendisi ile yakında valisi olacağı adayı konuşuyor, Don Kişot onu ballandıra ballandıra tasvir ediyordu.      Birdenbire gözlerini kaldırınca bir insan kalabalığının...

Don Kişot (9)

Dokuzuncu Bölüm-(Kahraman Mambrin’in miğferi)      Handan uzaklaştıkları sırada Don Kişot, Sanço Panza’yı bir parça teselliye çalıştı: — Zavallı dostum, görüyorsun ki talih, gezici şövalyelere her zaman yâr olmuyor. Bu konu üzerine birçok hikâyeler okuduğumu hatırlıyorum, fakat müsterih ol. En sonunda talih kahramanlara güler yüz gösterir.      Biçare seyis, efendisine inanmak istiyor...

Don Kişot (8)

Sekizinci Bölüm-(Don Kişot’un Handa Başına Gelenler)      Hancı kahramanlarımızın bu halde içeriye girdiklerini görünce gözlerini iri iri açtı: — Bu ne hal böyle? Ne geldi başınıza zavallı adamlar?      Sanço Panza katırcılardan dayak yediklerini söylemek istemiyordu. Onun için hayalinden bir sebep uydurdu. — Eşeğimin sırtında gördüğünüz asil Şövalye Don Kişot bir dağdan düşerek kemiklerini kırdı...

Don Kişot (7)

  Yedinci Bölüm-(Yel Değirmenleriyle Savaş)      Günün ortasına doğru Don Kişot ile Sanço Panza epeyce uzaklara gitmiş bulunuyorlardı. O kadar uzaklara ki ikisi de artık köylerini akıllarına getirmiyorlardı. Köylü için bu yolculuk çok yorucu idi. On iki saat kırların içinde eşekle gitmek her babayiğidin harcı değildi. Don Kişot’un hiç durmaya niyeti yok muydu?      Az sonra Şövalye uzakta...

Don Kişot (6)

Altıncı Bölüm-(Don Kişot’un yeni yolculuğu)      Ertesi sabah Don Kişot’un derin derin uyuduğu sırada, papaz ile berber şatoya geldiler ve yeğeninden kitaplığın anahtarını istediler. Kız bu anahtarı onlara gönül hoşluğu ile vermişti.      Hizmetçi onların işe koyulmuş olduklarını öğrendiği zaman bir şişe kutsal su getirmeye koştu ve onu papaza teslim etti: — Buyurun, dedi, duvarlara ve...

Don Kişot (5)

Beşinci Bölüm-(Don Kişot’un hazin dönüşü)      Don Kişot’un bu ilk macerasına sahne olan yol pek gelip geçeni olmayan bir yoldu. Onun için bir hayır sahibinin kendisine yardıma gelmesini beklerken uzun uzun düşünmeye vakit buldu. Çok tabiî olarak da okuduğu hikâye kitaplarının, kendisi gibi tatsız kazalara uğramış kahramanlarını hatırlamaya çalıştı ve Ortaçağ masalcılarının kafalarında...

Don Kişot (4)

Dördüncü Bölüm-(Don Kişot’un ilk macerası)      Don Kişot handan uzaklaşırken sevincinden uçmaktaydı. Şarkı söylemek ve bir gezici şövalye olduğunu herkese anlatmak arzusu ile yanıyordu. Ne yazık ki yolunun üstünde tek adama rastlamadı. Sadece bir ağaç kümesinin içinde, güneşin ilk ışıklarına karşı kuşlar ötüşmekteydi.      Don Kişot içini çekerek: — Ah şu sevimli hayvancıkların dilleri olsaydı...

Don Kişot (3)

Üçüncü Bölüm-(Don Kişot’un silah Kuşanma Töreni)      Mutfakta oturan katırcılar Don Kişot’a hayretle bakıyorlar ve alçak sesle aralarında konuşuyorlardı.      Bir tanesi, kahramanımızın su katılmamış bir baron olduğunu iddia etmekteydi.      Bir başkası onun tımarhane kaçkını deli olduğunu söylüyordu. Bir üçüncüsüne göre bu adam Karun gibi zengindi. Don Kişot onlara aldırış etmiyor ve...

Don Kişot (2)

     İkinci Bölüm-(Don Kişot  Şatodan Ayrılıyor)      Don Kişot başındaki macera rüyasını yaşamak için güzel bir gecede, tatlı bir ay ışığı altında şatosundan ayrılıyordu.      Sabahın ikisine doğru onun yatağından kalktığını ne yeğeni, ne de hizmetçisi işitti. Silâhları ile kalkanını bir kere daha silip parlatmış, sonra zırhını giyerek en küçük bir gürültü yapmadan odasından çıkmıştı. Ahırda...

Don Kişot (1)

     Birinci Bölüm-(Senyör Kesada’nın tatlı delilikleri)      Köyün şatosu bir tepe üstünde yükseliyordu. Berber ile papaz o sabah bu tepenin eteğinde karşılaştılar; hem birbirlerini görmekten, hem de bu taze ve parlak sabahtan doğan sevinçle uzun uzun birbirlerinin elini sıktılar. İspanya kırları, göz alabildiğine güneşin altına serilip gidiyordu. Gökyüzünde en güzel yaz günlerinin derin...

Küçük Prens (27-28)

Yirmi Yedinci Bölüm     Ve altı yıl geçip gitti bile. Bu öyküyü kimseye anlatmadım. Döndüğümde beni karşılayan dostlarım beni hayatta gördüklerinden dolayı mutluydular. Ben üzgündüm, ama onlara, “Yorgunum,” dedim.     Üzüntüm biraz hafifledi artık. Yani tümüyle geçmedi. Ama onun gezegenine döndüğünü biliyorum, çünkü gün doğduğunda gövdesini bulamadım. Öyle, çok ağır değildi ki…...

Küçük Prens (26)

Yirmi Altıncı Bölüm     Kuyunun yanında yıkık bir duvar kalıntısı vardı. Ertesi akşam işimi bırakıp geldiğimde küçük prensi duvarın üzerine oturmuş, ayaklarını sallarken gördüm. Bir yandan da, “Yanlış hatırlıyorsun. Burası değil,” diyordu.     Birisi ona yanıt veriyor olmalıydı ki, yine, “Evet, evet! Bugün, ama burası değil,” dedi. Duvara doğru yürüdüm. Henüz kimseyi...

Küçük Prens (25)

Yirmi Beşinci Bölüm     “İnsanlar,” dedi küçük prens, “neyin peşinde olduklarını bilmeden ekspres trenlere binip oradan oraya telaşla gidip geliyorlar…” Ve ekledi: “Boşuna bir uğraş…” Bulduğumuz kuyu Büyük Sahra’nın kuyularına benzemiyordu. Sahra’nın kuyuları kumda bir deliktir yalnızca. Bu kuyu köy kuyusu gibiydi. Ama çevrede köy filân...

Küçük Prens (24)

Yirmi Dördüncü Bölüm     Çölde kazaya uğradığımdan bu yana sekiz gün geçmişti. Tüccarın öyküsünün sonunu dinlerken son yudum suyumu içiyordum.     “Evet,” dedim küçük prense. “Anlattıkların çok hoş ama ben hâlâ uçağımı onaramadım; içecek bir şeyim de kalmadı. Doğrusu ben de gönlümce bir su kaynağına yürümeyi isterdim!”     “Dostum olan tilki…”    ...

Küçük Prens (23)

Yirmi Üçüncü Bölüm     “Günaydın,” dedi küçük prens. “Günaydın,” dedi tüccar. Susuzluk giderici haplar satan bir tüccardı bu. Haftada yalnızca bir hap yutuyordunuz ve hiç susamıyordunuz. “Bunları neden satıyorsunuz?” diye sordu küçük prens. “Çünkü çok zaman kazandırıyor,” dedi tüccar. “Uzmanlar hesaplamışlar. Bu haplarla haftada elli üç dakika...

Küçük Prens (22)

Yirmi İkinci Bölüm “Günaydın,” dedi küçük prens. “Günaydın,” dedi demiryolu makasçısı. “Burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu küçük prens. “Binlerce yolcunun gitmek istedikleri yöne gitmelerini sağlıyorum,” dedi makasçı. “Trenlerin kimini sağa, kimini sola gönderiyorum.” Gök gürlemesini andıran bir sesle geçen ışıklı bir ekspres treni...

Küçük Prens (21)

Yirmi Birinci Bölüm     İşte tilki o zaman ortaya çıktı. “Günaydın,” dedi küçük prense. “Günaydın,” dedi küçük prens nazikçe, ama kimseyi görememişti. “Burdayım,” dedi tilki. “Elma ağacının altında.” “Kimsiniz” dedi küçük prens. Sonra da, “Çok güzel görünüyorsunuz,” diye ekledi. “Tilkiyim ben,” dedi tilki...

Küçük Prens (20)

Yirminci Bölüm      Küçük prens kumların, kayaların ve karların içinden yaptığı uzun yolculuğun sonunda bir yola ulaştı. Bütün yollar insanların yaşadığı yerlere giderdi.      “Günaydın,” dedi küçük prens.      Açmış güllerle dolu bir bahçenin önündeydi. “Günaydın,” dedi güller.      Küçük prens onlara baktı uzun uzun; kendi çiçeğine benziyorlardı.      “Kimsiniz...

Küçük Prens (19)

On Dokuzuncu Bölüm      Daha sonra küçük prens yüksek bir dağa tırmandı. Kendi volkanlarından başka dağ görmemişti; onlar da yalnızca dizlerine kadar geliyordu. Sönmüş olan volkanını tabure olarak kullanıyordu. Kendi kendine, “Bu kadar yüksek bir dağın tepesinden herhalde bütün gezegeni, bütün insanları görürüm…” dedi.      Ama uçları iğne gibi sipsivri kayalardan başka bir şey...

Küçük Prens (18)

On Sekizinci Bölüm      Küçük prens çölü geçerken yalnızca tek bir çiçeğe rastladı. Üç taç yapraklı önemsiz bir çiçekti bu.      “Günaydın,” dedi küçük prens.      “Günaydın,” dedi çiçek.      Küçük prens, “İnsanlar nerede?” diye nazikçe sordu.      Çiçek bir kez bir kervanın geçtiğini görmüştü.      “İnsanlar mı?” dedi. “Sanırım onlardan altı...

Küçük Prens (17)

On Yedinci Bölüm     Doğrusu insan sözün ucunu biraz kaçırınca ister istemez gerçeklerden biraz uzaklaşıyor. Fenerciler hakkında anlattıklarım tümüyle doğru değildi. Üstelik bilmeyenlere gezegenim hakkında yanlış bir fikir verme tehlikesine de düşüyorum. İnsanlar Dünya’da çok az bir yer kaplarlar. İki milyar insanın tümünü ayakta tıpkı açık hava toplantılarındaki gibi bir araya toplasanız...

Küçük Prens (16)

On Altıncı Bölüm      Yedinci gezegen böylece Dünya oldu.      Dünya öyle sıradan bir gezegen değildir. Orada (zenci kralları da atlamadan) tam 111 kral, 7.000 coğrafyacı, 900.000 işadamı, 7.500.000 ayyaş, 311.000.000 kendini beğenmiş insan yaşar; 2.000.000.000 insan yani.      Dünya’nın büyüklüğü hakkında size bir fikir vermek için şu kadarını söyleyeyim: Elektriğin bulunmasından önce altı...

Küçük Prens (15)

On Beşinci Bölüm      Altıncı gezegen bir öncekinden on kez daha büyüktü. Cilt cilt kitaplar yazmakta olan yaşlı bir adam yaşıyordu burada.      Küçük prensin geldiğini görünce, “îşte bir gezgin!” diye bağırdı.      Küçük prens masaya oturup bir süre derin derin soludu. Şimdiden çok uzun gelmişti yolculuğu.      “Nereden geliyorsun?” diye sordu adam ona.      “O...