KategoriRomanlar

DECAMERON-18 (On Dördüncü Hikâye)

     İtalya’nın Recio ile Goeta arasındaki sahil, en güzel yerlerden sayılır. Orada Salerno yanında Amalfi kıyılarında bir sürü küçük şehirler, bahçeler, fıskiyeler bulunur. Birçok zengin tüccar orada oturur. Bu şehirlerden birisinin adı Kovella’dır. Orada vaktiyle Landolf Bufola adında zenginlikte eşi olmayan bir adam otururdu. Ama servetiyle kanaat etmez, hayatı pahasına da olsa servetini...

DECAMERON-17 (On Üçüncü Hikâye)

     Floransa’da Tebalt adlı bir şövalye yaşıyordu ki bazılarına göre Lamberti, bazılarına göre Agolantin sülâlesinden gelme idi. O, vaktiyle zengin bir şövalye idi ve üç tane terbiyeli oğlu vardı. Adları, Lambert, Tebalt ve Agolant idi. Zengin Tebalt öldüğü zaman, en büyük oğlu 16 yaşında idi. Bütün servet ona bırakılmıştı. Miras olarak kalan bol para çocukları sefahate sürüklüyordu. Bir...

DECAMERON-16 (On İkinci Hikâye)

    Kutsal Arigo hikâyesi bana başka bir hikâyeyi hatırlattı ki, dini konulardan, kazalardan ve sevgi olaylarından oluşmuştur. Bu hikâyeyi anlatmak, bilhassa aşkın dikenli yollarında yürüyenlere ve kutsal Jüliyen’da dua etmemiş olanlara faydalı olacaktır.      Kont Azza de Ferara zamanında, Rinolt adlı bir tüccar iş için Bolonya’ya gidiyor. Dönüşte birtakım adamlara rastlıyor ki, tüccar...

DECAMERON-15 (On Birinci Hikâye)

     Başkaları ile hele saygıdeğer şahıslarla alay edilirse, kabak alay edenin başında patlar. Bir müddet önce Trevizo şehrinde Arigo adlı bir Alman yaşardı. Hamallıkla geçinen bu adam, dindar ve dürüst bir kişi şöhretine sahipti. Trevizo halkı iddia ediyordu ki, o öldüğü zaman, kiliselerin çanları kendiliklerinden çalmaya başlamış. Herkes bunun bir mucize olduğunu kabul ediyor ve Arigo’nun...

DECAMERON-14 (Onuncu Hikâye ve Birinci Günün Sonu)

     Zarif bir nükteyi anlayabilen ve anlarsa cevaplandırabilen pek az kadın bulunması ne hazindir! Çünkü zamanımızda artık zekaya değil, vücut güzelliğine itibar edilmektedir. Bir kadın ne kadar süslenir, boyanırsa o kadar fazla saygı ve itibar beklemektedir. Bu süs ve boyalarının içinde ya taş gibi susmakta veya konuşmaları susmalarını aratmaktadır. Onlar budalalıklarına namusluluk...

DECAMERON-13 (Dokuzuncu Hikâye)

     Kıbrıs’ın ilk kralı zamanında Gaskonyalı bir asil bayan, kutsal mezara bir ziyaret yapıyordu. Dönüşünde Kıbrıslı kabadayılar tarafından kaba bir muameleye maruz kalmıştı. Şikâyetleri netice vermeyince, kraldan tarziye istemeye karar verdi. Fakat ona dendi ki, bu teşebbüs beyhude, çünkü kral o kadar fena bir hayat sürüyor ki, tarziye vermek şöyle dursun, kendisine yapılan hakaretlere...

DECAMERON-12 (Sekizinci Hikâye)

     Cenova’da eskiden, Grimaldi adlı bir asil yaşıyordu. Söylendiğine göre o zamanki İtalya’nın en zengin adamı idi. Fakat zenginliği kadar rezilliği ve cimriliği de ün salmıştı. Bir adama bir lütufta bulunmak isterse bir şey vermezdi. Hatta kendi şahsı için dahi beş para harcamazdı.      Bu sırada Cenova’ya Borsiya isminde muteber ve yiğit bir adam gelmişti. O tarihlerde...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (12)

     Alice’in Tanıklığı      Alice telaş arasında şu son dakikada ne kadar büyüdüğünü unutmuştu. ”Buradayım,” diye seslenerek öyle hızla yerinden fırladı ki, eteğinin ucu yargıcıların locasına değdi ve locadakilerin hepsi tepe üstü aşağıdaki kalabalığın üzerine düştüler. Onların böyle yere serili kalmaları Alice’e bir hafta önce devirdiği kırmızı balık kavanozunu anımsattı.     ...

DECAMERON-11 (Yedinci Hikâye)

     Sabit bir hedefe isabet ettirmek kolay ama birden bire çıkıveren bir hedefe isabet ettirmek olağanüstü bir şeydir. Papazların günahkâr ve rezilce hayatları, istihzaların bir hedefini teşkil eder ki, ona isabet ettirmek arzusunu uyandırır. Aşağıda nakledeceğim ve süse düşkün Cane Della Skala’nın görülmemiş derecedeki cimriliğini anlatan hikâye, buna bir örnektir.      Yaygın bir...

DECAMERON-10 (Altıncı Hikâye)

     KISA zaman önce, Floransa’da Minorit tarikatından ve küfür suçlarının engizisyonuna memur bir rahip yaşıyordu. Gerçi o öbür rahipler gibi dindar görünmeye çalışıyor olsa da, zengin keseleri sızdırmasını iyi biliyordu.      Bir gün parası çok, aklı kıt, dürüst bir adama rast geldi. Bu zavallı adam dinsizlikten değil, fakat fazla şarap içmekten, bir gün bir şarabı överken, “Bu kadar...

Alıce’in Hârikalar Ülkesindeki Maceraları (11)

     Çörekleri Kim Çaldı ?      Mahkeme salonuna girdiklerinde, Kral ve Kraliçe tahtlarına kurulmuşlardı; çevrelerine de türlü türlü küçük kuş ve hayvanla bir deste iskambil toplanıp yığılmıştı. Önlerinde, iki yanında birer nöbetçi askerle, elleri kelepçelenmiş Yürek Oğlanı duruyordu. Kral’ın yanıbaşında da, bir elinde kıvrılmış bir kâğıt, öbür elinde de bir borazan tutan Beyaz Tavşan vardı...

DECAMERON-9 (Beşinci Hikâye)

     Marki Monferrad, zamanının en cesur adamlarından birisiydi. Kilisenin muhafız kumandanı olarak Hristiyanların denizaşırı seferlerine katılırdı. Fransız Kralı tekgöz Filip’in sarayında, onun yiğitliğinden bahsedilirdi.      Saray adamlarından birisi Marki ile Markiz arasındaki izdivacın benzerinin olmadığını söylerdi. Nasıl Marki şövalyeler arasında cesareti ile ün almışsa, Markiz de...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (10)

     İstakoz Dansı      Yalancı Kaplumbağa derin derin içini çekti, sonra yüzgeçlerinin tersiyle gözlerini sildi, Alice’e baktı, bir şey söylemek istedi; fakat hıçkırmaktan bir iki dakika konuşamadı.      Ejder, ”Tıpkı boğazına kemik filan kaçmış gibi,” diyerek yerinden kalktı, Yalancı Kaplumbağa’yı sarsıp arkasına vurmaya başladı. Sonunda Yalancı Kaplumbağa’nın sesi...

DECAMERON-8 (Dördüncü Hikâye)

    Sarzava şehrinde bir manastır vardı ki, eskiden bugünkünden fazla rahip barındırırdı. Onlar arasında bir papaz vardı ki, canlılığını ne soğuk, ne sıcak, ne oruç ve ne de nöbet zayıflatamazdı.      Bir gün öğle vakti, diğer papazlar uyurken biraz uzakta olan kilisenin etrafında gezmeye gitti. Orada bir genç kıza rastladı ki, civardaki bir köylünün kızı olmalıydı. Kızı görür görmez, teninde...

DECAMERON-7 (Üçüncü Hikâye)

     Hepiniz bilirsiniz ki, akılsızlık insanı en büyük saadetten, en derin sefalete düşürebilir. Buna mukabil akıl insanı en büyük tehlikeden kurtararak tam bir huzura eriştirebilir.      Birinciye ait misalleri hepimiz biliriz. Selahattin, yiğitliği sayesinde, basit bir adamken, Babil Krallığına yükselmiş ve Sasani ve Hristiyan krallarına karşı zaferler kazanmıştı. Ama bu harpler ve tantana...

DECAMERON-6 (İkinci Hikâye)

     Musciat Franceski, Fransa’da büyük ve zengin bir tüccardı. Asalet unvanı satın almıştı. Fransız kralının kardeşi Kran’a, Papa Boniciyasıs’ı ziyaret etmek için Toskana’ya kadar ona refakat etmesini Franceski’den rica edilmişti. Franceski’nin işleri, birçok tüccarlarda olduğu gibi, karışıktı.      İşlerini bir düzene sokamadığı için başka şahıslara devretmeyi...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (9)

     Su Kaplumbağası’nın Öyküsü      Düşes, ”Ah şekerim benim! Seni gördüğüme ne kadar sevindim bilemezsin,” diyerek sevgiyle Alice’in koluna girdi, birlikte yürümeye başladılar.      Alice de onu böyle keyfi yerinde bulunca pek hoşnut olmuştu; ”Mutfakta rastladığım zamanki hırçınlığı biberdenmiş demek!” diye düşündü. Kendi kendine; ”Eğer ben Düşes...

DECAMERON-5 (Birinci Hikâye)

    PARiS’te Jeno von Givingni adlı dürüst ve samimi bir adam vardı. İpek ticareti ile uğraşır ve Abraham isimli dürüst Yahudi tüccarla dostluk ederdi. Jeno, Yahudi’nin namuskârlığını ve dürüstlüğünü bildiği için böyle iyi bir adamın Hristiyan olmaması yüzünden cehenneme gideceğinden üzülürdü. Onun için hatalı olan Yahudi’nin dinini terk edip, hakikat dini olan Hristiyanlığa geçmesini...

DECAMERON-4 (Şatoda İlk Gün)

     Şato küçük bir tepenin üzerinde, bakımlı bir korunun arkasındaydı. Burası ana yollara uzakça olduğundan salgının felaket ve sefaletini pek görmemişe benziyordu.      Floransa’yı sabahleyin terk eden kafile, yeşillikler arasından geçen gölgeli yollardan şatoya çıktı. Asma kapıdan girilen iç bahçe de fevkalâdeydi. Kıymetli resimler ve antika halılarla süslü salonlar, zevkle döşenmiş yatak...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (8)

     Kraliçe’nin Kriket Alanı      Bahçeye girilen yerde büyük bir gül ağacı vardı. Gülleri beyazdı. Fakat üç bahçıvan harıl harıl onları kırmızıya boyuyorlardı. Alice, ”Amma da tuhaf şey!” diye düşündü, daha iyi seyretmek için bahçıvanlara yaklaştı, o sırada birinin şöyle dediğini duydu: ”Bana baksana Beşli! Üstüme boya sıçratıp durma!”      Beşli ters ters: ”Ne...

DECAMERON-3 (Karar Veriliyor)

     İşte bu sıralarda, bir Salı sabahı mukaddes Santa Maria Novella Kilisesi’ne dua etmek için yedi tane kibar hanım geldi. Kilisede ibadet eden başka kimseler bulunmadığından bunlar duadan sonra bir araya toplandılar. İçinde yüzdükleri ürpertici facianın çoktan siyah matem elbiselerine sardığı bu yedi hanımın en büyüğü 28, en küçüğü 18 yaşındaydı. Hepsi de Floransa’nın iyi yaşamasını bilen...

DECAMERON-1 (Önsöz)

     Rönesansın alt yapısını hazırlayan başlıca eserlerden ve dünya edebiyatının en büyük klasiklerinden biri sayılan DECAMERON, ünlü İtalyan yazarı Giovanni Boccaccio tarafından kaleme alınmış ve ilk defa 1353 tarihinde, yani İstanbul’un fethinden tam bir asır önce yayımlanmıştır. Yayın akışımıza, 666 yıllık bir kitabı eklemiş olmamızın başlıca nedeni, eserin, bunca zaman geçmesine rağmen...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (7)

     Deli İşi Bir Çay Toplantısı      Evin önünde bir ağaç altına masa kurulmuştu; Şapkacı ile Mart Tavşanı da başına geçmiş çay içiyorlardı. Aralarında bir tarla sıçanı oturmuş derin derin düşünüyor, öbürleri de dirseklerini ona dayamışlar, başının üstünden konuşup duruyorlardı. Alice, “Fare hiç de rahat olmasa gerek!” diye düşündü. “Neyse ki uykuda, bir şey duymaz.”     ...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (6)

     Domuzla Biber      Bir-iki dakika durdu, evi gözden geçirdi; acaba şimdi ne yapsam diye düşünürken ansızın korudan doğru koşa koşa gelen üniformalı bir uşak gözüktü. (Uşak olduğunu giyiminden anlamıştı; yoksa, yalnızca yüzüne bakarak karar verseydi balık derdi) Uşak yumruklarıyla kapıya hızlı hızlı vurdu. Kapıyı tekerlek suratlı, kurbağa gibi patlak gözlü başka bir uşak açtı. Alice, her...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (5)

     Bir Tırtılın Öğüdü      Tırtıl ile Alice bir süre hiç ses çıkarmadan bakıştılar. Sonunda Tırtıl ağzından marpucu çıkardı; uykulu baygın bir sesle Alice’e “Sen kimsin?” diye sordu.      İnsana konuşmak için cesaret verecek bir söz değildi bu. Alice oldukça çekinerek yanıtladı.      “Vallahi efendim, şu sırada pek bilemiyorum. Bu sabah yataktan kalktığım zaman kim...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (4)

     Tavşan Bir Pusula Gönderiyor      Bu, ağır ağır geri gelen Beyaz Tavşan’dı, yürürken sanki bir şey arıyormuş gibi şaşkın şaşkın çevresine bakınıyordu. Kendi kendine şöyle mırıldandığını işitti: ”Ah! Düşes! Ah! Patilerim, bıyıklarım! Ah, kürküm! Beni idam ettirecek, sansarın sansar olduğu kadar kesin bu! Onları da nerede düşürdüm acaba?”      Alice, hemen onun beyaz...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (3)

     Caucus Yarışı ve Yılan Öyküsü      Kıyıya toplanan bu kafile gerçekten pek acayip görünüyordu: Kuşların tüyleri yoluk yoluk olmuş, öteki hayvanların kılları da vücutlarına yapışmıştı, hepsi de sırılsıklamdı; suratlarını asmış, rahatsız rahatsız duruyorlardı.      Doğal olarak ilk düşündükleri, üstlerini başlarını nasıl kurutacakları oldu. Bunun için aralarında düşünce alışverişi yaptılar;...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (2)

     Gözyaşı Birinkintisi      Alice, ”Büsbütün acayipleştikçe acayipleşiyor,” diye haykırdı (o kadar şaşırmıştı ki, artık doğru dürüst konuşmasını bile unutmuştu). ”Şimdi de dünyanın en büyük teleskopu kadar uzuyorum! Hoşça kalın ayacıklarım!” (Çünkü ayaklarına baktığı zaman onları o kadar uzakta buldu ki, hemen hemen görünmüyorlardı). ”Ah, benim zavallı ayacıklarım...

Alıce’in Harikalar Ülkesindeki Maceraları (1)

     Giriş      ”Alice” dünya edebiyatında başlı başına bir tür oluşturuyor. İlkin Oxford’lu Matematik Profesörü Charles Dodgson’un, bir sandal gezintisi sırasında üç küçük kıza anlattığı masaldan fazla bir şey değilken, 1865 yılında kitap olarak çıkmasıyla ününün dünyayı tutması, hemen birçok dile çevrilmesi bir oldu. Hatta Kraliçe Victoria bile bu kitaptan o kadar hoşlanmış...

Don Kişot (30)

     Otuzuncu Bölüm (Köye Dönüş)      Ertesi gece Don Kişot dövünmeye devam edip etmeyeceğini seyisine sordu fakat Sanço buna razı olmadı: — Aman ne söylüyorsunuz Senyör, dedi, siz beni öldürmek mi istiyorsunuz? Dayak yemek o kadar kolay mı? Sırtımın acısı pek o kadar fazla değil ama kolumda hayır kalmadı. Bırakın da iki üç gün dinlenip bir parça kendime geleyim… Hesabı tamamlayacağıma...