KategoriRomanlar

Robinson Crusoe (9)

     Dokuzuncu Bölüm (Robinson’un Hatıra Defterinden Özetler)      1 KASIM: Çadırımı kayanın eteğine kurdum; yere çaktığım kazıkların üzerine oturtarak mümkün olduğu kadar geniş olmasına dikkat ettim. Hamağımı kazıklara asarak geceleyin orada uyudum.      4 KASIM SABAHI: Kendime, her gün riayet edeceğim bir program çizdim: Yağmur yağmadığı zamanlar, her sabah tüfeğimi alıp iki üç saat dışarıda...

Romanın Toplumsal Etkisi – Kaynak Kitap (22)

010. The Path of Thunder/Şimşeğin Yolu         Peter Abrahams (Güney Afrika, 1948)        Peter Abrahams, “Afrikalı Yazarlardan Abrahams” başlıklı bir makalede, eleştirmen Andrew Peek tarafından şöyle tarif edilmiştir: “Eşsiz modern bir dille, Afrika ve Batı anlatı geleneklerini sentezleyerek önemli bir konuyu ortaya koyan ilk siyahi Afrikalı yazar.” Abrahams’ın romanı Şimşeğin Yolu, onun en...

Robinson Crusoe (8)

     Sekizinci Bölüm (Robinson Adaya Yerleşiyor)      O günden sonra bir daha gemiyi düşünmez oldum. Deniz geminin kırık dökük parçalarını sahile attı; ama bunlar da o kadar işime yaramadı.      Artık çıkabilecek yamyamlara veya vahşi hayvanlara karşı kendimi emniyete almaktan başka bir şey düşünmüyordum. Yapacağım meskenin cinsine ve onu inşa ediş tarzına dair kafamdan türlü türlü fikirler...

Robinson Crusoe (7)

     Yedinci Bölüm (Robinson Batan Gemisini Ziyaret Ediyor)      Öğleden biraz sonra, deniz gayet sakinleşmişti; sular da o kadar alçalmıştı ki, geminin bir çeyrek mil yanma kadar sokulabildim. O zaman anladım ki, gemide kalsaydık, şimdi hepimiz hayatta olacak ve ben de böyle kendimi tesellisiz ve yapayalnız görerek müteessir olmayacaktım. Bu düşüncelerle gözlerimden yaşlar boşandı. Fakat bu...

Robinson Crusoe (6)

     Altıncı Bölüm (Robinson Issız Bir Adaya Çıkıyor)      Gemimiz tahminen yüz yirmi ton kadardı; altı topu vardı. Kaptan, Muço ve ben dahil on dört kişiydik. Gemiye yalnız ticaretimize yarayacak bardaklar, istiridye kabukları, aynalar, bıçaklar, makaslar ve baltalar gibi ufak tefek eşyalar yüklemiştik.      Yelken açıp, sahil boyunca kuzeye doğru gitmeye başladık; on, on iki derece kuzey...

Robinson Crusoe (5)

     Beşinci Bölüm (Brezilya’ya Geliş)      Bu kararsızlık içinde dümeni Suri’ye bırakarak, kamaraya girdim. Daha yeni oturmuştum ki, çocuğun: “Efendim, efendim, ben görüyor bir gemi yelkenli,” diye bağırdığını işittim. Zavallı çocuk, bizi takip ettirmek için onu, efendimizin arkamızdan gönderdiğini sanacak kadar saf olduğundan, o kadar korkmuştu ki, her tarafı zangır zangır...

Robınson Crusoe (4)

     Dördüncü Bölüm (Kaçış)      Böylece lüzumlu bütün şeyleri yanımıza aldıktan sonra, yelken açıp balık tutmak üzere limandan çıktık. Bir mil kadar açılır açılmaz, yelkenleri indirip balık tutmaya başladık. Rüzgâr arzularımın aksine olarak kuzeyden esiyordu; eğer güneyden esse idi, İspanya sahillerine varacağımdan, hiç değilse Kadis limanına ulaşacağımdan emin olabilirdim. Ama rüzgâr kuzeyden...

Robınson Crusoe (3)

     Üçüncü Bölüm (İkinci ve Üçüncü Yolculuklar… Kölelik)      Londra’ya varır varmaz, iyi kimselere rastlamak saadetine eriştim. İlk tanıştığım adam bir gemi kaptanı oldu; Gine kıyılarına bir sefer yapmıştı. Bir hayli başarı elde ettiğinden yine oraya dönmek kararındaydı. Bu adam benimle konuşmaktan hoşlandı. Dünyayı tanımak istediğimi söyleyince de, aynı yolculuğu beraber yapmayı...

Robinson Crusoe (2)

     İkinci Bölüm (İlk Yolculuk)      Bir gün tesadüfen Hull’de bulunurken bir arkadaşıma rastladım; babasının gemisiyle Londra’ya gitmek üzereydi. Beni de beraber gitmeye davet etti, aklımı çelmek maksadiyle de bu yolculuk için benden beş para almayacağını söyledi. O vakit hiç durur muyum? Annemle babamın fikirlerini almadan, hatta onlara haber vermek zahmetine bile katlanmadan, işi...

Robınson Crusoe (1)

                                  ROBINSON CRUSOE (Orijinal Tam Metin Çevirisi)      Birinci Bölüm (Robinson’un Doğuşu, Yetiştirilmesi ve Denize Açılma Emelleri      1632 senesinde York şehrinde, temiz bir aileden dünyaya geldim. Ticaret yaparak pek çok para kazanan babam, bu şehre gelip yerleşmişti; kendisi, aslen bu şehirden değildi. Annem de iyi bir ailedendi; soyu sopu Robinson soyadını...

DECAMERON-105 (Yüzüncü ve Sonuncu Hikâye)

     Bir çok yıllar önce, Salüzzo ailesinin en büyüğü olan Valter namında birisi vardı, genç ve bekardı. Zamanını avda geçirir, evlenmeyi düşünmezdi. Bu methedilecek bir hareket olmakla beraber, tebaası memnun değildi. Varissiz kalmaması için evlenmesini isterlerdi. Valter: “Dostlarım,” derdi. “Beni kanaatlerime zıt bir şeye zorluyorsunuz. Benim temayüllerime uygun bir kadın bulmak zor ve uygun...

DECAMERON-104 (Doksan Dokuzuncu Hikâye)

     İmparator İkinci Frederik’in zamanında, Hristiyanlar mukaddes şehirleri zapt etmek üzere, bir haçlı seferi tertiplerler. O zaman, Babil kralı olan cesur Sultan Selahattin, bu seferi haber alarak mukabil hazırlıklara girişir. Ve Hicaza gidecek gibi göstererek, tüccar kıyafetine girer ve yanına iki asil ve üç uşak alarak yola çıkar. Bir çok memleketler dolaştıktan sonra, dönüş yolunda...

DECAMERON-103 (Doksan Sekizinci Hikâye)

     İmparator Oktaviyanus’un henüz Augusto ismini taşımadığı, sadece üçler arasında bulunduğu devirde Roma’da Puplio isminde, iyi aileden bir adam vardı. Oğlu Titus felsefeye o kadar meraklı idi ki, onu tahsil için Atina’ya göndermiş ve dostu Kremete’ye emanet etmişti. Kremete, Titus’u evine kabul etmiş ve kendi oğlu Gisippo ile beraber felsefe mektebine yazdırmıştı. İki genç...

DECAMERON-102 (Doksan Yedinci Hikâye)

     Fransızları Sicilya’dan çıkardıkları zamanlarda Falermoda Bernardo isimli zengin bir eczacı ve onun evlenme çağına gelmiş bir tek kızı vardı. Bu adayı zapt etmiş olan Kral Fietro, muhteşem şenlikler yaptırıyordu. Böyle bir şenlikte eczacının kızı Liza, ilk defa olarak kralı görmüş ve hemen ona vurulmuştu. Artık gözü başka şey görmez oldu. Yalnız asil olmadığı için bu aşktan hayırlı bir...

DECAMERON-101 (Doksan Altıncı Hikâye)

     Herkes Kral Şarl’ın adını duymuştur. O, Kral Manfreld’i yenmiş ve Gifenlinleri Floransa’dan kovmuş, yerlerine Goltleri yerleştirmişti. Bu meyanda Neri isminde biri bütün ailesi ve serveti ile Floransa’ya yerleşmişti. Ömrünü sükunet içinde bitirmek için bir arsa satın almış ve güzel bir ev yaptırtmıştı. Evin bahçesi ve havuzu da vardı. Bütün ihtimamını bu bahçenin güzelleşmesine...

DECAMERON-100 (Doksan Beşinci Hikâye)

     Irmakları, pınarları, güzel dağları ile meşhur olan Prioli’de Udine isminde bir yer vardır. Burada zengin ve itibarlı Gilborto’nun asil ve güzel karısı Dionora yaşıyordu. Meziyetleri dolayısiyle Ansaldo isminde bir Baron o kadını severdi. Bu ihtirası dolayısiyle kadının sevgisini kazanmak için her çareye baş vururdu, fakat nafile.. Nihayet kadın Baron’un bu sırnaşıklığından...

DECAMERON-99 (Doksan Dördüncü Hikâye)

     Bolonya’da Gentil isimli bir genç vardı ki, asaleti ve meziyetleri ile herkes tarafından sayılırdı. Bu genç Nikola isimli birisinin karısı olan Catalina’ya vurulmuştu. Fakat ondan mukabele görmemişti. Bu yüzden meyus olarak Modana’da kendisine teklif edilen bir hâkimlik vazifesini kabul için yola çıkmıştı.      Bu sırada Catalina, kocası seyahatte olduğu için doğum yapmak...

DECAMERON-98 (Doksan Üçüncü Hikâye)

     Cattajo civarında Natan isimli asil ve çok zengin bir adam vardı. Bilhassa yol durağında bir çiftliği vardı ki yolcular çok faydalanırlardı. Oraya yolcular için bir köşk yaptırmış ve onu en güzel eşyalarla döşemişti. Bir çok da hizmetçi ve uşak almıştı. Böylece yolcular güzelce ağırlanırdı.      Natan’ın iyi şöhreti her yana yayılmıştı. Bu şöhreti işitenlerden birisi de Mitridanes idi...

DECAMERON-97 (Doksan İkinci Hikâye)

     Chino gururlu oluşuyla ve haydutluklarıyla ünlü idi. Bu yüzden Siena’dan sürülmüştü. Kont Santafiyore’nin bir düşmanı olarak, Roma’dan o havaliye kim gelirse, yardımcılarına soydururdu.       Bu sırada papalık tahtında Sekizinci Bonifaçyus bulunuyordu. Kendisi o zamanın en zengin baş papazı sayılan Kligni tarafından ziyaret edilmişti. Papaz, Roma’da midesini bozmuştu...

DECAMERON-96 (Doksan Birinci Hikâye)

     Rugieri yiğit gençlerdendi. Fakat Toscana havalisi, meziyetlerini göstermeye elverişli bir yer olmadığından İspanya kralı Alfons’un, yani o zamanki hükümdarların en ünlüsünün maiyetine girmeye karar verir. Rugieri tam teçhizatlı olarak Kralın huzuruna çıkar. Az zamanda silah kullanmadaki mahareti dikkati çeker. Kralın hareketlerini dikkatle takip ederek görür ki, kral rastgele şuna...

DECAMERON-95 (Dokuzuncu Günün Sonu ve Doksanıncı Hikâye)

     Birkaç yıl önce, Barletta’da Yohan isimli bir adam vardı. Apuli’de çeşitli malları, pazar, pazar dolaştırırdı. Fakir olduğu için hayatını böyle kazanıyordu.      Bu seyahatlarının birinde kendisi gibi, pazarlarda gezen Peter isminde birisine rastladı. Ve oranın usulünce hemen ona ‘Yeğenim,’ diye hitaba başladı. Peter de pek fakirdi, Santi’de bir kulübesi vardı ki genç ve...

DECAMERON-94 (Seksen Dokuzuncu Hikâye)

     Hazreti Süleyman’ın her yerde imrenilen adaleti dolayısıyla birçok insanlar ondan çeşitli şeyler sorarlardı. Bu meyanda Melissa isminde asil ve zengin bir genç, onu Kudüste ziyaret etmek üzere yola çıkmıştı. Antakya’da Jozef isimli bir gence rastladı, beraber bir müddet yol aldıktan sonra konuşmaya başladılar. Melissa Jozef’e, nereye ve ne maksatla gitmekte olduğunu sordu...

DECAMERON-93 (Seksen Sekizinci Hikâye)

     Floransa’da meşhur boğazına düşkünlerden bir Ciyako vardı. Geliri, damağının ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve kendisi de namuslu ve nüktedan bir adam olduğu için, asillerin yanında parazit olarak yerleşmişti. Bazen davet edilmeksizin de, öğle ve akşam yemeklerine giderdi.      Yine Floransa’da bir Biondello vardı ki, ufak tefek, bebek gibi süslü, beyaz peruka taşıyan bir adamdı...

DECAMERON-92 (Seksen Yedinci Hikâye)

     Talano, Margarit isminde çok güzel, fakat inatçı ve dik kafalı bir kızla evlenmişti. Bu kız hiç bir şeyden memnun olmazdı. Talano buna üzülüyor, fakat katlanıyordu. Bir defasında, karı-koca çiftliklerinde bulunuyorlardı. Bir gece Talano, rüyasında karısını civardaki bir ormanda geziniyor gördü. Derken bir köşeden, büyük ve azgın bir kurt çıkıyor, kadını yere atıyor ve boynunu ısırıyordu...

DECAMERON-91 (Seksen Altıncı Hikâye)

     Miugnone vadisinde birkaç yıl önce dürüst bir adam vardı. Yolcular onun lokantasında az para ile yeyip içebilirlerdi. Bir de fakirhane evi vardı. Bazen, tanıdıklarını orada yatırırdı. Bir güzel karısı ve iki çocuğu vardı. Çocuklardan birisi on altı yaşında bir kızdı. Öteki, bir yaşında bir oğlandı. Bu civarlara sık sık gelen, asil bir genç, evin kızına vurulmuştu. Kız da böyle bir gencin...

DECAMERON-90 (Seksen Beşinci Hikâye)

     Nikola, Floransa’nın en zengin adamlarından birisi idi. Kamerata’da güzel bir çiftliği vardı. Çiftlik evinin resimlerini yapma işi Bruno ve Bufalo’ya verilmişti. Bunlar da yardımcı olarak Nello ile Kalendrino’yu yanlarına almışlardı. Çiftlikte bir hizmetçi vardı, her işi o yapardı. Çiftlik sahibinin oğlu Filip vakit geçirmek için, zaman zaman, bir güzel kız getirir ve...

DECAMERON-89 (Seksen Dördüncü Hikâye)

      Bir müddet önce Siena’da iki genç vardı ki ikisinin de adı, Cecco idi. Yalnız birinin soyadı Angioleri, ötekinin Fortarigo idi. Bir çok huyları birbirine benzemez idiyse de, ana-babalarını sevmemek hususunda aynı kırattaydılar. Angioleri, Siena’da oturmaktan, babasının az para vermesi dolayısıyla memnun değildi. Onun için papanın temsilcisi bir Kardinal Ankona’ya gelince...

DECAMERON-88 (Seksen Üçüncü Hikâye)

     Bu hikâyenin şahısları evvelce anlatılmıştı. Kalendrino’nun bir akrabası ölmüş, ona iki yüz altın miras bırakmıştı. O zamandan beri sanki on bin altını varmış gibi komisyoncularla temasa geçip çiftlik almak istediğini söyler dururdu. Bu işlerden haberi olan Bruno ve Bufalo ona, çiftlik alma fikrinden vazgeçip parasını keyifle yemesini tavsiye ederlerdi. Bir gün bu konuyu konuşurlarken...

DECAMERON-87 (Seksen İkinci Hikâye)

     Lombardiya’da ibadet ve dindarlığı ile meşhur bir manastır vardı. Rahibelerin arasında Elizabeth isminde bir güzel kız vardı ki, yakışıklı bir delikanlıya vurgundu. Delikanlı da onu seviyordu ama bu aşk uzun zaman gerçekleşmek imkanı bulamamıştı. Nihayet delikanlı rahibenin yanına girmek için bir çare buldu ve sık sık onu ziyarete başladı. Ama aksiliğe bak, bir gün başka bir rahibe...

DECAMERON-86 (Seksen Birinci Hikâye)

     Bistoya şehrinde dul bir kadın vardı. Kendisini Rinuccio ve Alessandro namında iki Floransalı birbirinden habersiz severlerdi ve her ikisi de kadının gönlünü gizlice kazanmaya çalışırlardı. Francesco adındaki bu dula sık sık mektup yazarlardı. Kadın bunlardan yakasını sıyırmak isterdi. Ellerinden kurtulmak için onlardan tatbiki zor bir şey istemeye karar verdi.      O sırada fenalığı ile...