KategoriRomanlar

Dişi Kurdun Rüyaları (6)

Altıncı Bölüm      Yolculuğun dördüncü günü, şafakta, yüksek dağ kolları görünmeye başladı. Yolcular Çuısk ve Mujunkum vadilerine yaklaştıklarını anladılar. Ama, geçici ilk işaretlerdi bunlar. Tren bozkır içlerine dalınca dağ kolları da görünmez oldu. Ufuktan yükselen güneş ışıkları kapladı her yeri. Bir ışık huzmesi de birbirlerine hiç benzemeyen yolcuların dolduğu vagonları aydınlattı. Sonra...

Dişi Kurdun Rüyaları (5)

Beşinci Bölüm      Vakit öğleden sonrası idi ve tren Volga bölgesini geçiyordu. Kompartıman yolcuları olabildiği kadar rahat yerleşmişlerdi yerlerine. Günlerce sürecek bu yolculukta, geçici hayat şartlarına uydurmuşlardı kendilerini. Abdias’ın da bulunduğu kompartımansız vagonlarda ise tam bir ortak yaşayış vardı. Her tipte, her niyette insan bulunuyordu buralarda. Bu uzak yolculuk için...

Dişi Kurdun Rüyaları (4)

Dördüncü Bölüm      Abdias, İnga Fedorovna’ya birçok mektup yazmış, o da cevaplarını postrestant olarak yollamıştı: Çünkü Abdias’ın belli bir yeri yoktu. Annesini kaybettiği zaman pek küçüktü. Hem dini hem de diğer konularda oldukça geniş kültürlü ve çok iyi yürekli bir insan olan babası Kallistratov ise, olanca varlığı ve gücü ile kendini iki evladının eğitimine adamıştı...

Dişi Kurdun Rüyaları (3)

Üçüncü Bölüm      Mujunkum’a kış gelmişti. Bir gün kar yağdı. Bu kurak iklim için oldukça kalın bir kar. Her yer bembeyaz oldu. O sabah manzara tertemiz, kıyıları olmayan bir  okyanus gibi göründü. Coşkun dalgalar birden donmuştu sanki, rüzgâr ve onunla birlikte devedikenleri dur durak bilmeden, hiçbir engele çarpmadan yuvarlanıp gidiyorlardı. Ebedi uzay sessizliği gibi bozkır da sessizdi...

Dişi Kurdun Rüyaları (2)

İkinci Bölüm      Şafağın ilk ışıklarından az önce hava hafifçe serinlemişti. Şimdi atmosfer daha az boğucu idi ve savanın sakinleri nihayet rahat bir nefes alıyorlardı. Ağır ve sıkıcı gecenin sona ermesiyle, az sonra tuzlu toprağı kavuran bir sıcakla gelecek yeni gün arasındaki bu zaman günün en güzel saatidir. Gökyüzünde dolunay büyük bir sarı top gibi parlıyor, tatlı mavi bir ışıkla dünyayı...

Dişi Kurdun Rüyaları (1)

Birinci Bölüm      Gündüz hava, dağların güneşe dönük yamaçlarında, bir çocuk nefesi kadar yumuşak ve güzeldi. Ama bu hali pek kısa sürdü. Önce, ancak hissedilebilen bir yavaşlıkla değişmeye başladı. Sonra, buzullardan bir rüzgâr esti. Acelesi olan alaca karanlık, yaklaşan gecenin soğuk, gri-mor rengini de ardından sürükleyerek, sessizce vadileri, boğazları kaplayıverdi.      Etraf bembeyazdı...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (25)

Yirmi Beşinci Bölüm       Altınay’ın mektubu burada bitiyor.      Pencerelerimi ardına kadar açıyorum. Temiz hava doluyor odaya. Yeni resmim için çizdiğim desenlere mavimsi, solgun loşlukta, göz atıyorum. Bir sürü desen var; hep yeni baştan, yeni baştan başlamıştım çünkü. Ama resmimi bir bütün olarak göremiyorum daha. Asıl şeyi bulamadım. Ağaran gecede odayı adımlıyorum, düşünerek, düşünerek...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (24)

Yirmi Dördüncü Bölüm      Aklıma dağlardaki o dereler geliyor. Yeni bir yol yapılmış, kaynağa çıkan o eski yol unutulmuş. Yolcular su içmek için artık tırmanmıyor o yolu. Kaynağın kenarlarını otlar, çalılar bürümüş. Yakında izi bile kalmaz.      Sıcak bir günde birinin aklına gelir belki, ana yoldan sapıp susuzluğunu gidermek için onu arar. Yanına varır, çalıları aralayarak kaynağa eğilir…...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (23)

Yirmi Üçüncü Bölüm      Savaş bitti, zafer kazanıldı. Çocuklar, kitaplarını babalarının harita çantalarıyla götürmeye başladılar okula. Kocalar cepheden dönüp erkek işlerini yapmaktan kurtardılar kadınları. Dulların gözlerinde yaş kalmamıştı artık, yalnızlıklarına alıştılar. Sevdiklerinin yollarını hâlâ gözleyenler de vardı.      Ben de Duyşen’den hiç haber alamamıştım. Kurkuru’dan...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (22)

Yirmi İkinci Bölüm      Duyşen’in düşlerindeki büyük şehirde yaşadım, bize anlattığı geniş pencereli okullardan birinde okudum. Ortaokulu bitirdikten sonra, bir enstitüye yazılmak için Moskova’ya gönderdiler beni. O uzun öğrencilik yıllarında ne güçlükler çıktı karşıma… Bu kadar bilgiyi öğrenemeyeceğim diye zaman zaman umutsuzluğa kapıldım. Ama bırakmadım okumayı, bırakmaya...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (21)

Yirmi Birinci Bölüm       İki gün sonra, Duyşen istasyona götürdü beni. Başıma gelenlerden sonra artık köyde kalmak istemiyordum. Yeni hayatım yeni bir yerde başlamalıydı. Saykal’la Kartanbay yolculuğa hazırladılar beni. Üstüme titrediler, bol bol yemek yedirdiler, çocuklar gibi ağladılar. Komşuların çoğu güle güle demeye geldi. Huysuz Satımkul bile geldi. Herkes gitmemi hoş görüyordu...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (20)

Yirminci Bölüm      Her şey derlenip toparlandı. Ben bir kafes içindeydim sanki; ırmağın karşı kıyısında atlarını, arabalarını yükleyen insanlara bakıyordum.      Üç atlı gördüm birdenbire; birisine bir şeyler sorduktan sonra bizim çadıra doğru gelmeye başladılar. Önce, eşyaların taşınmasına yardım edecekler sandım; ama daha dikkatli bakınca irkildim. İçlerinden biri Duyşen’di; ötekiler ise...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (19)

On Dokuzuncu Bölüm      Kötü ruhun Tanrı’nın laneti altında inlesin, teyze! Göz yaşlarımda, kanımda boğulsun! O gece kızlığımı elimden aldılar. On beş yaşındaydım daha. Bunu yapan adamın çocuklarından da küçüktüm. Üçüncü gece, kaçmayı aklıma koydum. Yollarda beni bekleyen tehlikelere aldırmıyordum; yakalansam bile ne çıkardı… Öğretmenim Duyşen gibi, soluğum kesilinceye kadar karşı...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (18)

On Sekizinci Bölüm      Ağzımı tıkayıp bir eyerin üstüne attılar beni. Kırmızı suratlı adam, daha önce binmişti ata. Elleriyle, gövdesiyle beni eziyordu. Öteki adamlar da atlarına atladılar. Teyzem, kafama vurarak, yanımda koşuyor, bağırıyordu:      Sen istedin bunu! Neyse, artık kurtuluyorum senden! Öğretmeninin de sonu geldi!      Ama sonu gelmemişti Duyşen’in. Ansızın, umutsuz çığlığını...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (17)

On Yedinci Bölüm      Dışardaki at sesleri beni kendime getirdi. Öyle hızlı koşuyordu ki atlar, sanki okulu yerle bir edip geçeceklerdi. Hepimiz irkilerek ayağa kalktık, kulak kesildik.      Duyşen, aceleyle… Siz işinize bakın, aldırmayın, dedi.      Kapı büyük bir hızla açıldı. Eşikte teyzem duruyordu. Sinsi yüzünde kötü, karanlık bir hava vardı.      Duyşen kapının yanına gitti.  Ne...

İlk Öğretmen – Öğretmen Duyşen (16)

On Altıncı Bölüm      Cesur olmaya çalışıyordum; ama teyzem gelir de beni döve döve götürür diye korkuyordum. Ellerinden kimse alamazdı beni. Bütün gece, fırtınanın patlamasını bekleyerek, gözümü bile kırpmadım.      Duyşen aklımdan geçenleri biliyordu tabii. Ertesi gün, dikkatimi başka yere çekmek için belki, iki tane fidan getirdi okula. Dersler bittikten sonra, elimden tutarak beni okulun...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (15)

On Beşinci Bölüm      Kış dağların öteki yanına geçti. Bahar, mavi bulutlarını önüne katmıştı bile. Eriyen karlarla kabarmış tepelerden, ılık rüzgârlar esiyordu. Toprağın taze süt kokusuna benzeyen güzel kokusunu taşıyorlardı. Dağlardaki buzlar çözüldü, dereler gürül gürül akan, yollarındaki her şeyi yıkan, türküleriyle yataklarını dolduran birer ırmak oldu.      Genç kızlığımın birinci baharıydı...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (14)

On Dördüncü Bölüm      Onların konuşmalarını dinlerken uzaklardan, uzaklaştığım yerlerden yavaş yavaş döndüm odaya. Önce bir düş gibi geldi bu. Duyşen’in sağ salim karşımda olduğuna inanamadım. Sonra bahar selleri gibi güçlü dayanılmaz bir sevinç dalgası kapladı gövdemi; hıçkırdım. Kimseler benim kadar sevinemezdi. Her şey yok  oluvermişti birden: kerpiç kulübe, tipi, Kartanbay’ın tek...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (13)

On Üçüncü Bölüm      Tabiat, büyük bir insanın bıraktığı boşluğu doldurmaya çalışıyordu sanki. Rüzgâr, yarların arasında uluyordu durmadan, tipi dinmiyordu, kırağılar madeni bir sesle tınlıyordu… Tabiat azmıştı; rüzgar kaldırıp kaldırıp yere vuruyordu karları.      Köyümüz, tepeleri kara bulutlarla örtülü dağların eteğinde sessizce yatıyordu. İncecik dumanlar yükseliyordu bacalardan...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (12)

On İkinci Bölüm      İnceliği, iyiliği, geleceğimizi düşündüğü için hepimiz seviyorduk öğretmenimizi. Küçüktük ama onun bu erdemlerinin farkındaydık. Yoksa her gün o uzun yolu alır mıydık? Rüzgârda, karların arasında bata çıka, soluk soluğa tırmanır mıydık o tepeyi? Kendi isteğimizle geliyorduk okula. Gidip o soğuk ahırda donmamız için kimse zorlamıyordu bizi. Okul öylesine soğuktu ki...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (11)

On Birinci Bölüm      Kış yaklaşıyordu. İlk kar yağıncaya kadar, dağın eteğinde, çakıl taşlarının üstünden gürültüyle akan dereyi geçerdik okula gitmek için. Kar yağdıktan sonra da geçerdik tabii, ama zor olurdu. Buz gibi su ayaklarımızı dondururdu. En çok küçüklerin canı yanardı; gözleri yaşla dolardı. Duyşen, biri sırtında biri kollarında, her keresinde iki çocuk taşıyarak hepsini karşı kıyıya...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (10)

Onuncu Bölüm      Sınıfa ilk girdiğimizde, Duyşen yere, samanların üstüne oturmamızı söyledi; sonra hepimize birer defter, birer kalem, birer de tahta parçası verdi.      Tahtaları dizinizin üstüne koyun, dedi. Onun üstüne de defterleri koyarsınız. Böylece daha kolay yazarsınız.      Sonra, duvara astığı bir resmi gösterdi. Bir Rus’un resmiydi bu. Bu Lenin’dir, dedi.      O resmi hiç...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (9)

Dokuzuncu Bölüm      İki gün sonra, sabahleyin erkenden köpekler havlamaya başladı köyde, bağırıp çağırmalar duyuldu. Duyşen ev ev dolaşıp çocukları topluyor, okula götürüyordu. O sıralarda sokak diye bir şey yoktu; kerpiç evler düzensizce dağılmıştı. Herkes canının istediği yere kurmuştu evini. Duyşen, çevresinde çocuklarla, kapı kapı dolaşıyordu.      Bizim ev, köyün en ucundaydı. Teyzemle...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (8)

Sekizinci Bölüm      O gün niye öyle davrandım, bilmiyorum. Belki sadece inatçılık yüzünden, belki de bir çeşit başkaldırma duygusuyla… Bebekliğimden beri davranışlarım, tutkularım dayakla olsun, azarla olsun hep bastırılmıştı. Bu yabancı, içimi ılıtan tatlı gülüşüyle, güzel sözleriyle bir güven duygusu uyandırmıştı bende. Hiç kuşkum yok, adım gibi biliyordum artık: benim hayatım...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (7)

Yedinci Bölüm      Üzülmüştüm, acıyarak bakıyordum ona. Amcam beni görüp de kovalayıncaya kadar orada kaldım.      Ne yapıyorsun burada? Haydi, doğru eve! Arkadaşlarımın arkasından koştum.      Amcam:       Daha neler, diye homurdandı, çocuk olduklarına bakmadan toplantıya gelmişler bir de!      Ertesi sabah, biz kızlar dereden su almaya gittiğimizde Duyşen’i gördük karşı kıyıda. Elinde bir...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (6)

Altıncı Bölüm   1924 yılıydı. Evet, 1924’dü… Şimdi kolhoz olan yer, yoksul köylülerin yaşadığı küçük bir köydü o zamanlar. Ben on dört yaşındaydım; ölmüş babamın amca oğlunun evinde oturuyordum. Annem de ölmüştü.   O güz, zengin çiftçiler kışı geçirmek üzere koyunlarını alıp dağlara çıktıktan sonra, köyümüze bir yabancı geldi. Sırtında bir kaput vardı yabancının. Kaputu çok iyi...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (5)

Beşinci Bölüm      Niye bu kadar acele etti, diye düşünüyordum. İnsanın kendi köylülerini kırması saçma bir şeydi… Üstelik böyle bir günde. Bu davranışının sebebini soracaktım, cesaret edemedim. Onu incitmekten korktuğum için değil… Nasıl olsa bana da bir şey söylemeyeceği için.      Düşünceye dalmıştı; istasyona kadar ağzını bile açmadı. Sonunda kendimi toparlayarak sordum:      Bir...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (4)

Dördüncü Bölüm      Konuşmalardan sonra, Genç Öncüler’den bir topluluk, ona bir demet çiçek, bir de kırmızı Genç Öncüler kurdelesi verdi, onur defterinin ilk sayfasına bir şeyler yazmasını istedi. Sonra, son derece eğlenceli bir oyun oynadı çocuklar. Oyun bitince, başöğretmen, herkesin yerini almasını rica etti.      Köylüler de, konuklar da, Altınay’ı el üstünde tutuyorlardı. En...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (3)

Üçüncü Bölüm      Köylüler, kavakların bulunduğu o tepeye ‘Duyşen’in Okulu’ derlerdi. Neden öyle derlerdi, bilmiyorum. Hatırlıyorum, atını arayan bir adam, yoldan geçen birine:      Doru bir at gördün mü buralarda? diye sormuştu. Cevabını da hatırlıyorum:      Dün gece Duyşen’in okulunda birkaç at otluyordu. Belki senin doru at da oradadır.      Biz çocuklar da hiç düşünmeden...

İlk Öğretmen/Öğretmen Duyşen (2)

İkinci Bölüm      Bizim Kurkuru köyü, dağların eteğinde, yarlardan gelen bir sürü  küçük derenin suladığı bir düzlüktedir. Altında Sarı Vadi uzanır, uçsuz bucaksız bir Kazak ovası. Karadağlar’la çevrelenmiştir; batıya giden demiryolunun koyu çizgisi, ovayı ikiye böler.      Köyün arkasındaki tepede, iki tane uzun kavak ağacı vardır. Kendimi bildiğimden beri oradadır o kavaklar...