KategoriBir Şair Bir Şiir

Margarıta Alıger (Neye Yarar?)

Neye yarar bir damla yaş koparmak güzel bir sözle, Çakmaktaşından kıvılcım elde eder gibi, gözlerimizden? Nedir söz? Ateş veren bir taş mıdır ki? Ve insan yüreği sadece hıçkırıklarla beslenir mi? Gerçekte beni kaygılandıran bu da değil. Ama ışıyan günle birlikte uyanıp “İyi şanslar!” demek yok mu zaten önde gidene, Ve tıpkı bir zırh gibi bizi koruyup yücelten Bir türkü dökmek yok mu içi boş...

Vsevolod Bagrıtskı (Tiksiniyorum)

Tiksiniyorum hep aynı elbisenin içinde yaşamaktan, Islak saman üzerinde uyumaktan Ve donmuş dilencilere sadaka verip verip Tiksiniyorum açlığımı unutmaktan. Uyuşmuş kollarımla rüzgardan sakınmaktan, Ve hatırlamaktan ismini çoktan ölmüşlerin. Ve evden cevap alamamaktan. Tiksiniyorum eskiler verip kara ekmek almaktan. Günde iki kere ölü taklidi yapmaktan, Yolları tarihleri planları birbirine...

Yevgenı Yevtuşenko (Konuşma)

Cesur bir adamsın diyorlar bana Değilim. Cesaret nedir bilmedim şimdiye kadar. Yakışıksız olacağını düşündüm yalnız Kendimi başkaları gibi alçaltmanın. Hangi kurum yerinden oynadı, hani? Şişirilmiş palavralara nasıl gülünür, Öyle gülüp geçtiler sözlerime. Yalnız yazdım, kimseyi suçlamadan, Aklıma gelen ne varsa sıraladım. Övdüm övülmesi gerekenleri bir yandan, Bir yandan karaladım yeteneksiz...

Andrey Voznasenskı (Goya)

Ben Goya’yım! Çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman Yuvalarından oydu gözlerimi. Ben acıyım! Ben iniltisiyim Savaşın. 41 karlarında yanmış Şehirlerim ben. Ben açlığım! Ben kırılmış boynuyum Çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış Bir ihtiyar kadının… Ben Goya’yım! Ey gazap üzümleri! Top sesleriyle yürüdüm Batı’ya. Çağrısız konuğun külleriyim ben! O unutulmaz göğe tabut...

Mustav Kerim (Sevgilim Dinle)

Sen diyorsun ki sevdiğim
Hesaplı yaşa koru kendini
Bense bir at gibi yaşadım
Yarışa katılan bir at gibi
Ve bir gün ölüm gelirse sevdiğim ansızın gizli
Yani şu hep geldiği gibi fikrimizi almadan
Bir anda düşmek isterim önünde
Yarışta yüreği çatlayan bir at gibi.
(Rus Şiiri-Türkçesi: Attila Tokatlı)

Mustafa Özcan (Denizi Örtünmek)

Açıklara çek küreği kayıkçı
Köpüklü bir resim çiz denizin ortasına
Al mavisini gökyüzünün
Denizin mavisine sür
Alıp yüreğimi bu kıyılardan
Uzak okyanuslara götür
Bırak bir yanım çocuk kalsın
Bırak aydınlık sabahların nemine bulansın
Gökteki martının gümüş kanadı
Nasıl giyinirsek erkenden bayram sabahı
En güzel giysilerini giydir denize
Tuzu, balığı ve yosunuyla
Denizi örtelim üstümüze.

Münevver Kılıç (Bilirim)

Sen demedin mi?
Uykularını sabaha sığdırmayı
Bilir misin kara gecelerde
Sayfa sayfa çevirip
Atlamadan aşkı okumayı
Tadar mı dudakların
Kadehlere doldurduğun
Kırmızı şarabın yalnızlığını
Yağmurlar yağar mı?
Kabul olmayan dualarınla
Evinin çatısına
Bilirim…
Bilirim de görmezlikten gelirim.
Sen sadece
Kaçmayı denersin
Bu yüzdendir
Gecedir gündüzlerin.

İbrahim Danış (Senle Gitti)

Gittiğin gün bitti her şey
Hayallerim senle gitti
Tek dileğim, son ümidim
Mutluluğum senle gitti. 
Seni benden kopardılar
Dertlerime dert kattılar
Beni benden aldı yıllar
Mutluluğum senle gitti. 
Sen giderken yüreğim de
Koptu benden, senle gitti
Yalnızlığa mahkûm oldum
Mutluluğum senle gitti.

Borıs Slutskı (Dişlerin Gıcırdadığı Yetsin Artık)

Dişlerin gıcırdadığı yetsin artık,
Yatıştırın bu azgınlığı
Bir sabırdır tarih
Sibirya kadar büyük
Taşkınlığı gemlemek
Ortalığa panik saçmamak gerek.
Yenisey’den çok daha uzun
Bir yolun ucundadır mutluluk.
Gene de ulaşılacaktır oraya
Sevgili insanlar:
Yirminci yüzyılda, hiç şüpheniz olmasın,
Adam gibi
Yaşanılacaktır. 
(Türkçesi: Attila Tokatlı)

Anna Ahmatova (Şiir)

Bilgelik yerine alışkanlık geçerli Alışkanlık, o tatsız besin… Bugün bile acıyla düşünürüm, Uzun bir vaaz oldu gençliğim…  Ya katettiğim o çorak yollar O sevmediğim adamla! Ve diz çöküp dua etmişliğim kiliselerde Beni gerçekten sevmiş olan için!  En unutkanlardan da iyi öğrendim unutmasını Ve gördüm nasıl akıp gider yıllar ardarda Ve hiç öpülmedi dudaklarım hiç gülmedi gözlerim…...

Velımır Hlebnıkov (Bir Kere Daha)

Bir kere daha, bir kere daha ben
Sizler için
Bir yıldızım.
Kayığına yanlış rota
Çizmeye görsün denizci
Yıldızı hesaba katmayıp:
Kayalar ve sığ kumlar üzerinde
Ve sizler de bana gelirken
Yanlış bir rota vermeye görün yüreğinize
Parçalanır gidersiniz
Ve kayalar
Alay eder sizinle
Günün birinde nasıl
Benimle alay ettinizse. 
(Türkçesi: Attila Tokatlı)

Saşa Çernı (Ninni)

Anan Paris’te şimdi… Biz bize kaldık küçük kanarya! Uyu artık. Yum gözlerini Ve düşünme sebebini… Bir kâbus kapkara ve besili Misafir geliyor yatağına. Sen inanıyor musun buna baban, Paris’e sebepsiz bırakır mıydı karısını! Anan haklı. Bilmiyoruz onu eğlendirmeyi Daha yağlı müşteri öbür adam N’aparsın bir şey gelmiyor elimizden! Küçük dost uyu sen. Çıtır çıtır ses veriyor ateşimiz Ve...

Ivan Bunın (Alenuşka)

Alenuşka ormanda yaşar Alenuşka esmerdir Gözleri parlar Alenuşka’nın Gözlerinde parlayan kederdir Nedendir güzelim Alenuşka Babana uyup bunca içtiğin Sonra da aşkı öğreneyim diye Tütsülü kafayla ormana gittiğin Nedir aşkı ararken bulduğun? Bir çam ağacı sallanır durur Ve Alenuşka’nın canı sıkılır Eğleneyim der biraz varsın eğlensin Eğlenmek iyi ama bu ateş neyin nesi Ne yaptın Alenuşka ne yaptın...

Ahmet Köklügiller (Geceyle Gelen)

Ölüme benzer bir sessizlikle
Gece geliyor üstümüze kaçmak zor
Gece geliyor bütün korkunçluğu
Bütün hayınlığı üzerinde 
Ölüme benzer bir sessizlikle
Geceyle beraber geceden de korkunç
Yalnızlığın bir bıçak gibi parladığı an
Geceyle beraber bir şey geliyor
İnsanı kıskıvrak yakalayan

Avni Kalınçınar (Tek Başına)

yağmurlu güz günlerinin sevinci tek başına senin o yumuk ellerin yok mu sıkılmış bana soğan ekmek yediğimizi anlatan sonra sevdiğimiz aynı şeylerin üzüntüsü tek başına güzelliklerin özlemine el sıkışıp ayrıldığımız bir bulut gibi insanların gidip gelmeleri son durakta boşalmamız yağmurcasına seninle karşılaşmamız yeniden ayrı bir güne başlangıç tek başına yaşamamız ayrılıklar ardından tek başına...

Turhan Dikkaya (Yağmurda)

sen bu yarım tutkuları nereden bileceksin bu tedirgin karanlığı göklerden kapıların ardında ağrılar acılar sokaklara dökülmüş ana-kız daha sonra pencereler açık değil biliyor musun ağır düşlerin uzadığı kırçıl gündüzlerde bir bulut yansıması kardeşsiz göçük zamanla yiter ya gözleri daha sonra kalır ya gölgesi nasipsiz tek bu bir insan ölümüdür sularda yalnızlıklar kimsenin değil nereden...

Robert Louıs Stevenson (Ölüm Duası)

O yıldızlı kocaman evrenin altında
Bana bir mezar kaz hemen öleyim
Yaşadığımca mutluyum ben, öldüğümce mutlu
Bir dilekle uzat beni toprağa 
Kazdır mezar taşıma şu dediklerimi sana
“O burada yatıyor büyük özlemleriyle
Öldü yapayalnız bir yeşil tepecikte
O bir gemiciydi, öldü denizlerinden öte.” 
İngiliz Şiiri – Çeviren: Coşkun Zengin

Federıco Garcıa Lorca (Veda)

Ben ölünce,
                açık bırakın balkonu.
Bir çocuk portakal yer
Görürüm balkonumdan
Bir ırgat ekin biçer
Duyarım balkonumdan
Ben ölünce,
                açık bırakın balkonu. 
İspanyol Şiiri – Çeviren: M. Güneşses

Ezra Pound (Bir Anlaşma)

Anlaşmaya geldim seninle Walt Whitman
Yeter nefret etmişliğim senden bunca yıl
Karşındayım işte, kocaman bir çocuk gibi
Bir çocuk gibi ki, domuz kafalı bir babası olan 
Ne de yaşlanmışım böyle yeniden dostlar edinmeye
Şimdi güzel uğraşılar bekliyor ellerimizi
Bir parça özsuyu, biraz güçlülük
Hem sende var hem bende
Haydi alış-veriş başlasın aramızda. 
Amerikan Şiiri – Çeviren: Coşkun Zengin

Dorıs Muhrıngen (Rüyadaki Dua)

Ey doyurmadığımız açlar
Suda kandıramadığımız susuzlar
Gömmediğimiz hayvanlar
Ölüler bembeyaz sabırlı,
Sattığımız ölüler,
Ey Fallada asılıp kalmışsın
Ey suçlular peşinde koşan insanoğlu
Anacığın bunu bir bilse,
Kalbi göğsünde parçalanırdı.
Alman Şiiri – Çeviren: E. Mahir Yalnız

Halit Fahri Ozansoy (Mum Işığı)

Gittikçe donuklaşan bir âlemin dışında Bir rüyaya dalarız solgun mum ışığında. Nineler bu ışıkta ördü dantellerini; Saçlarının bu ışık öptü ak tellerini; Bu ışıktan gözleri aydınlandı kızların; Bu ışık esrarını yarattı yıldızların; Karanlığın bu ışık dağıttı korkusunu; Yavrular bu ışıkta uyudu uykusunu; Başında tel duvağı, göğsünde yaseminler, Bu ışıkta soyundu nice taze gelinler; Çerçevesi...

Celal Sılay (Serenad)

Yarın sabah erken uyan
ben yıldızıma söyledim
ışıklar serpecek üzerine
gök kuşağıyla uyanacaksın 
ben ağaçlarıma söyledim
yarın sabah erken uyan
dağıt saçlarını silkin
dallar titreyecek şaşacaksın 
yarın sabah erken uyan
ben göklerime söyledim
uzat ellerini bana doğru
şafak sökecek, bakacaksın

ben yerlerime söyledim
yarın sabah erken uyan
gözünün değdiği bir yerde
çiçekler açacak, göreceksin.

Cahit Sıtkı Tarancı (Tanrımla Başbaşa)

Şaşırdım, bilmem nasıl atsam adım;
Gün kasvet, gece kasvet.
Bulutlar  ve sisler içinde kaldım,
Gök mavisine hasret. 
Olmuyor seni düşünmemek Tanrım,
Ummamak senden medet.
Dibine vardı suyun ayaklarım;
Suyun dibinde zulmet. 
Kalmadı ümidin soluk ve cılız
Işığında bereket;
Ve ölüm, kapımda kişner, sabırsız
Bir at oldu nihayet.

Arif Ay (Ellerin)

aslı yok ayrıntılarda kaldık yosun tutmuş dilim anlamı yok artık sözcüklerin yoruldum firavunların tarihini okumaktan haçlara çarpa çarpa geçiyorum sokaklardan saçlarım is ve katran tabutum üstüne kar yağıyor yalnızlığın dolunay vakti yüzün nerde seçemiyorum günahtan kuyularda çınlayan bakraçlar gibi içimdeki gece de şimdi ellerin üşümüştür hasretten hayra yorulmaz düşlerimdesin uçurum gibi...

Akif Kurtuluş (Yürek Alçı Tutmaz)

esmerliğini unutulmuş dağlardan alan kız odalar da susabilir, duvarlar da ses vermez bakarsın güneş çekilir camlardan, paylaşılmaz sessizlikler başlar sayılıdır bir günün, bir kapının sızdırdığı dostlar rüzgar kokusu da sinmez üzerine bütün bir güz saçların da unutabilir bu kış ilk karın dokunuşunu (doktora bakılırsa bir omuzların açıkta kalacakmış, bir de küçük göllerin kıyısında dolunay...