KategoriBir Şair Bir Şiir

STEVIE SMITH (Unutun O Kadını)

Hemen hemen gerçek Ama tam da gerçek olmayan aşkta Ne varsa kötüdür, günahkârdır Ve biraz seven Her yürek Hacizlidir şeytana  Ben sevdim Sevdiğimi sandım belki de Türlü türlü Aşk mıydı, neydi bu? En iyisi alıkoymak, gerisini boşlamak Ve buyur etmek şeytanı, öyle mi?  Ah gerçek sevgililer Ve “en iyileri” yalnızca daha iyi olan Ötekiler Kulak verin öğüdüme Kaçının uzlaşmaktan Unutun o erkeği...

Yüksel Pazarkaya (Beşiktaş Pazarında Eski Güz)

İliştirip yakama eski bir güzü
Çıktım Beşiktaş Pazarına
Ben şu kerevizim dedi
Narın tanesi ayvanın sarısı 
Gözünün rengiyim şu kadının
Eli ayağı karnındaki bebeğin
Benim palamutun kuyruğu
Kır düşmüş bıyığı manavın 
Ben dedi Beşiktaş Pazarıyım
Birisiydim eskiden eli zembilli
Sergilerin önünde ayak izi
Ama onu göremedim.

Hüseyin Ferhad (Amma’n)

Hangi güle dokunsan Bülbül sesine teşne Üstüme sıçrar rebaptan O şedraban beste  Çıkar cübbeni şaman Tebdil katıl şölene Duyarım ben, mırıldan En mutedil harflerle  Yesrip uzak buradan O tevatür Medine Artık aşkla bakamam Misak-ı millî haricine  Şu kitaptan, talandan Yılan kılçığı şu iğne Ilgara çıkmadan Ne istiyorsan dik eğnine  Dekadan bir gılman Bir dilbaz seç kendine Ortak olsun bifigan Kesif...

İlyas Tunç (Masal)

pinokyo ve ben bir de çizmeli kedi nil nehri kıyısında buluverdik sepeti  acıkmış ağlıyordu içindeki Musacık sakar çocuk pinokyo, kırıverdi pipeti  iyi ki Mac Donald’s gelmişti peşimizden Musa, sahipsiz oğlum ne bilsindi diyeti  sepetin kulpu hasır ha koptu ha kopacak nil nehri taşmıştı bu taşınmaz külfeti  suları bulandıran tufan’a hamd olsun ki yetişti son karede tanrının silueti  dedi, kavmi...

Faika Sarp (Üstü Sende Kalsın)

Çok sevdim seni
Aşkın bedelinden
Fazlasıyla çok
“Fazlasın bana” demiştin
Haklısın
Üstü sende kalsın. 
Devşirmeydim
Yeniçeri Ocağı’nda sevdanın
Acemiliğime bakmadan
Saldın beni dili kanlı
Orduların üstüne
Bir diyarda her parçam
Yüreğim sende kaldı. 
Bir masaldı kollarında uyumak
Gel gör ki
Üç günlük dünya mutluluğu
Çok fazlaydı bana çok
Haklısın
Üstü sende kalsın.

Eızo Hanada (Üç Çiçek)

ÇİÇEK-1
Gece olunca
Çiçek intihar hakkında düşünür
Fazla düşününce bazen
Açar 
ÇİÇEK-2
Ne kadın ne erkek
Bir mucize gibi olup
Açtığım da olur
Dedi çiçek 
ÇİÇEK-3
İçeri gel
Dedi çiçek
Kanatlı böcek korkudan
Kanatlarını pır pır titretti. 
(Japon şiiri)

Eızo Hanada (Eğer)

Eğer bugün denen günün sonu yoksa Ey suskunluk, ey duyarsızlık, zafer sizindir  Eğer bahar artık gelmeyecek bir mevsimse Ey tembellik, ey gezgin şairler, zafer sizindir  Bizim tohum ektiğimiz, onların ekin biçtiği dünya Bizim kapatılıp, onların gözetlediği dünya  Eğer dünya sonsuz bir kışla ise Ey sinekler, ey fareler, ey mezar kazıcılar, zafer sizindir  Siz itaat ve pişmanlık silahını kazandınız...

Şebnem Ferah (Korkarak Yaşıyorsan)

Öyle bir hayat yaşadım ki Cenneti de gördüm cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de Bazıları seyrederken hayatı en önden Kendime bir sahne buldum oynadım Öyle bir rol vermişler ki Okudum okudum anlamadım Kendi kendime konuştum bazen evimde Hem kızdım hem güldüm halime Sonra dedim ki: “Söz ver kendine” Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin Sevilmek istiyorsan...

Süleyman Apaydın (Yıkın Heykellerimi)

Ey milletim, Ben, Mustafa Kemal’im. Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim, Hâlâ en hakiki mürşit, değilse ilim, Kurusun damağım, dilim. Özür dilerim… Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi… Özgürlük hâlâ, En yüce değer Değilse eğer… Prangalı kalsın diyorsanız, köleler… Unutun tüm dediklerimi. Yıkın, diktiğiniz heykellerimi… Yoksa çağdaş medeniyetin...

Afşar Timuçin (Bir Sevgi Şiiri)

Adını camlara yazdım Işısın günle birlikte Seni sevmekten korkmuyorum Anan da baban da bilsin Evinizin önünden geçiyorum Dayın beni dövdürsün Duyguların en güzeli Belki de böyle bir şeydir Bekledim yağmurda sessiz Sen hiç bakmadan geçtin Adını sulara yazdım Gönlüne ulaşsın diye Bir kaygı gibi sessiz Bir kaygı gibi kesin Öyle bekledim bir zaman Adını ışığa yazdım Bir şey olsun diye değil Yalnız...

Necati Cumalı (Çoban)

İki köpeği var
Yüzü aşkın koyunu
Koyunlarını tek tek tanır
Köpekleriyle et tırnak.
Yıldızlara dalar saatlerce
Geceyi dinler.
Tek tek yerlerini bilir
Bitkileri adlarıyla çağırır.
Bütün gün bulutlara
Bakar, bakar, bakar…
Yok başka kitabı ki okusun
Kuru taştan çalıdan
Bir ağıl bozkırın ortasında
Ne gelen ne giden
Koyunları köpekleri
Bitkiler, bulutlar, yıldızlar
Bir de o…

Jorge Lois Borges (An’lar)

Eğer yeniden başlayabilseydim hayata, İkincisinde daha çok hata yapardım. Kusursuz olmaya çalışmaz, Sırt üstü yatardım. Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar. Çok az şeyi ciddiyetle yapardım. Elbette mutlu anlarım oldu ama, Yeniden başlayabilseydim eğer Yalnız mutlu anlarım olurdu. Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten: An’lar, sadece an’lar… Siz de an’ı yaşayın. Eğer yeniden...

Max Ehrmann (Desiderata)

Gürültü ve karmaşanın ortasından sakince geç, sessizlikte ne büyük bir huzur olduğunu hatırlayarak… Mümkün olduğunca ama teslim olmaksızın herkesle iyi geçin. Doğru bildiğini sesini yükseltmeden ama açık seçik dile getir ve diğerlerine de kulak ver; ne kadar pırıltısız görünse de onların da bir hikâyesi vardır. Gürültücü ve saldırgan insanlardan uzak dur, çünkü onlar özüne sıkıntı verirler...

Hakan Akdoğan (Kardan Adamlar Ölür)

sanki kanatlanıp en beklenmedik rüzgârlara karşı dalga dalga uçuyorum uçuyorum kuş olmuş bir insan gibi mutlu mutlu içimdeki karabasanları öldürmek adına çığlıklar atıyorum göklerde göklerde anlamsız tedirginlikler yok zaten zaten olmamalı bunca yüksekte ama acı mutluluğun kardeşi kardeşi değil acı mutluluğun içinde gizli hatta hatta acı mutluluğun ta kendisi birden acı saplanıveriyor gövdeme...

Suat Vardal (Bir Gemici Öyküsü)

Okyanusta gemi gider Gemide genç bir gemici Gözleri güler  Oturmuş burnuna geminin En ucuna Ayaklarının dibinde Yükselen sular  Hoşnut onun gözleri Yüzü deniz ve gökyüzü Anımsayacağı hiçbir şey yok Denizin kokusuna karışmış teri  Kaptan bakar görür onu Geminin burnunda oturanı Güler iç çeker Kayar gider ellerinin altından dümen  Gemi gider uzak bir ülkeye İner gemicilerin en genci İçer sarhoş...

Abdülkadir Bulut (İçimden Geldiği Gibi)

İçimden çok geçmiştir
Ceketimi başımın altına koyup
Uzanmayı yurdumun dağlarında
Ne de olsa ele avuca sığmaz
Dillere düşmüş bir yanım var
O yüzden uzanmak istiyorum
Gece sürünerek boynuma
Yaklaşana kadar 
Çocukça bir heves de olsa
Oturup ağlamayı düşünmüşümdür
Başımı ellerimin içine alarak
Ve dirseklerimi dizlerime
Dayayarak

Afşar Timuçin (Açıkta Denizaltıyı Önce Bir Çocuk Gördü)

Düşlerime girer bir denizaltı Dağılır gider papatyam Neye benzerse benzesin bu gemi Beni yok edecek olduktan sonra Neyi kollamakta olduğu önemli mi İçimde anlatılmadan kalan Masalları sinsice dağıttı ya Bundan sonra ne sevgi ona benden Bundan sonra ne umut ondan bana  Düşlerime girer bir denizaltı Eksik yazılmış şarkılar gibi Sesi yankılanır kuşkularımda Korkmakla küçülmüş mü oluyorum Düşünüyorum...

Özlem Tezcan Dertsiz (Kaya)

yağmurunu linç eden bir ülkede
suçun damla olmaktı
çiçekli bir saksı koymak,
düzenin balkonuna
sütten kesilince sevmeler,
zenci bir hüzün oluyor kadınlığım
yeşile küs duvarlar arasında
sıkışıp kalırken sürgün veren dal
bahar, mayısına kıyar mı?
karalıyorum durmadan defterimi,
eskizimle eğreti bir Nijerya
büyük bir kaya alsam
fırlatsam kalbinize
taş taşı yıkar mı?

Edith Joy Scovell (Ölüler)

Ölüler müziktir, şiirdir ölüler
Ölü bir kahraman türküdür, ölü bir çocuksa şarkı
Yusyuvarlak bir su damlası, duru, birkaç dizelik
İlk ve son dizeleri birbirinin aynı
Defalarca söyleyebilsin diye
Yaşayanlar eylemlerde anlatılır, ölülerse sadece bir isimdir.
Yaşayanlar düzyazıdır ve düzyazıyla neler neler yapılır!
Öysa ölüler bir şiirdir ve şiir de yalnızca bir isim.
(İngiliz şiiri)

Eızo Hanada (Ayakizi)

Yol kenarına bıraktığım sayısız ayakizleri
Üzerini kumla örtüp geleyim
Üzerini kumla örtüp dönüp
Arkasından arkasından Yeni ayakizleri bırakıp geleyim
Bir ömür boyunca
Böyle şeyler yapayım
(Japon şiiri)

Aytül Akal (Şiirler)

(1)
Hani ekranda
Her şey oyundu?
Dayak, ölüm, açlık,
Savaş, cinayet, hastalık
Hepsi kurguydu?
Bu çocuk ağlıyor anne…
(2)
Mavi mine kırlara koştu.
Şiirini bizde unuttu.
Kedi coştu.
Kuş uçtu.
Güneşi gülme krizi tuttu.
Koşup oynamaktan
Hiçbirinin yazmaya
Vakti yoktu.
Bizde kaldı şiirleri…
Onun için biz yazdık,
Bu dizeleri…

Can Yücel (6 Şiiri)

İLANI HARP DEĞİL, İLANI AŞK Bir teneffüssün sen sevgilim Yurt Bilgisi ile Kimya arasında KANUNİ Kanun çalacağız diye çıkıp orta yere Kanunu çaldılar yere FERAYİ O kara bulut yine göründü müydü gözlerinde Güneşin pamuk ipliği kopuyor en sezmez yerinde Ben senle varım, ben senle yoğum En toprağı dövüyor en en nasırlı topuğum DUBARAİ Ellerin ki dalgaların sesidir Hani okşayacaklardı ellerimi...

Anonim (Kamış Toplarken)

(Bir kız ve bir delikanlı dam örmek için kamış toplamaya gönderilir)
Yeşil kamışlar ki kırmızı filizleri vardı
Rüzgâra eğiliyordu uzun yaprakları
Sen ve ben aynı kayıkta
Beş gölde kamış topluyorduk
Orkide adasından başlamıştık şafakleyin
Söğüt ağacının altında dinlendiydik öğleye değin
Sen ve ben kamış topluyorduk
Akşam olduğunda bir avuç toplayamamıştık!
(Çin Şiiri – M.S. 4.yy)