KategoriBir Şair Bir Şiir

Ümit Yaşar Oğuzcan (Bir Çıkmaz Sokakta)

Ne kadar dönüp dolaşsam, yine de Hep o çıkmaz sokaktayım çaresiz Bir umut kırıntısı gözlerimde Yürüyorum durmadan, dalgın, sessiz  Sokak o sokak, bense ben değilim Sanki bin yıllar geçmiş aradan Boşlukta bir şeyler arıyor elim Belki de mahşere dek bulunmayan  Yitirdiğim neydi, aradığım ne Çöken ne yüreğime kurşun gibi Tanrım! Ben mi değiştim söylesene Yoksa bende zamanlar mı eskidi  Bir yerlere...

Abdurrahim Karakoç (Marala Öğüt)

Gönül yaylasının yavru maralı Dağlardan, taşlardan sakın ha sakın Dumanlı, rüzgârlı, karlı, boralı Amansız kışlardan sakın ha sakın  Enginine inme avcılar vurur Yükseğine çıkma aç kurtlar görür Her adım başında bir engel durur Yırtıcı dişlerden sakın ha sakın  Can bir damla kandır tuzakta, okta Ecelin gölgesi dolaşır gökte Kartal kara çizgi, şahin boz nokta Alıcı kuşlardan sakın ha sakın  Dölekte...

Abdurrahim Karakoç (Dilden Yüreğe Sual)

Arkadaşım gurbet elde vuruldu Telgraf çekip, soranlara ne deyim? Yapa-yalnız memlekete varınca Karşı çıkıp, soranlara ne deyim?  Öldü desem, elim ağzım büzülür Gözyaşlarım iplik iplik süzülür Ana baba, bacı gardaş dizilir Boyun büküp, soranlara ne deyim?  Her zerremde otuz derdin yarası Zor yük imiş haberlerin karası Umut ile umutsuzluk arası Yola bakıp, soranlara ne deyim?  Varıp oturunca siyeç...

Abdurrahim Karakoç (Bereket)

“Aşk” dedin, bağrıma soktun bıçağı
Akan kanım göl olmadan tükenmez
Sevda kokan bu yaranın çiçeği
Petek petek bal olmadan tükenmez 
Hasret nedir? Yarına sor, düne sor
İnanmazsan dönder, aktar gene sor
Sensiz geçen geceleri bana sor
Saatleri yıl olmadan tükenmez 
Görsem derim biçimini, rengini
Kötü talih yüksek yapar engini
İçimdeki bu sevginin yangını
Kemiklerim kül olmadan tükenmez

Abdurrahim Karakoç (Gören Bilir)

Çarşısında bir kız gördüm Antep’in,
Kız mı ki… 
Gözleri var, ala geyik gözleri,
Göz mü ki… 
Ak göğsünün ortasında bir ben var,
Az mı ki… 
Yiyip içme, yüzüne bak yetişir,
Yüz mü ki… 
“Güzel” sözü çok güzele çok amma,
Bu kıza da “güzel” demek söz mü ki…

Şefik Sınığ (Dünyanın Bütün Çiçekleri)

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum Bütün çiçeklerini getirin buraya, Öğrencilerimi getirin, getirin buraya, Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer Bütün köy çocuklarını getirin buraya, Son bir ders vereceğim onlara, Son şarkımı söyleyeceğim, Getirin, getirin.. Ve sonra öleceğim.  Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum, Kaderleri bana benzeyen, Yalnızlıkta açarlar...

Henrı Mıchaux (Uzak Bir Ülkeden Yazıyorum Size)

Burada, diyor, yalnız ayda bir görüyoruz güneşi, o da pek kısa bir süre için. Gözlerini ovuşturuyorsun, günlerce önceden. Ama bo­şuna. Değişmiyor hava. Saati gelmeden görünmüyor güneş. Sonra yapılacak sürüyle iş var aydınlık kaldıkça, öyle ki birbirimi­ze bakacak zaman bulamıyoruz bu yüzden. Tatsız olan, geceleri çalışmak gerektiğinde, ki gerekiyor, dur­madan cücelerin doğması.  Kırlarda...

Petronıus Arbıter (Gecenin Sessizliğinde)

Gecenin sessizliğinde uzandı yanıma yorgun gözlerimi uyku karartmadan. Acımasız aşk saçlarımı kavrayıp nöbetini tutmam için beni uyardığında. “Ey benim bin sevdalı kölem, gönlün razı mı burada yapayalnız yatmaya?” Birden fırladım yalın ayak ve çıplak, ama ne yönümü biliyorum, ne de yolumu, Koşsam da beklesem de boşuna; dönmeye de, kalmaya da yüzüm yok. Her yer sessizlik içinde...

Asklepıades (Yağmurlar Yağdıran Zeus’a)

Bütün gece yağmur, bir deli poyraz,
Sonra şarap, yalnızlıktan dolaşan ayaklarım:
Bağırıyorum… “Mashos, canım benim!”
(Yürü, yürü koca sokak boyunca, bir dost kapısı bile yok…)
Yağmurdan sırılsıklam… Bağırıyorum:
“Bunun sonu yok mu, Zeus?
Ulu Zeus, acı bana! Sen âşık olmadın mı hiç?”

Alkaıos (Yiğit Kişiler)

Ne güzel damlı evler,
Ne yıkılmaz duvarlar,
Ne de gemilerin sığındığı limanlardır
Bir şehri şehir yapan. 
Şehri güçlü insanlar şehir yapar.
Ne taşlar, ne kirişler,
Ne de usta dülgerler. 
Bilirse, yiğit kişilerdir
Kılıçla kargıyı kullanmayı bilenler.
Ve ancak böyle insanlarla kurulur
Şehirlerle duvarlar.

Rafael Albertı (Sesim Karada Ölürse)

Sesim karada ölürse,
alın denize götürün,
kıyıda öylece bırakın. 
Alın denize götürün,
ak bir savaş gemisine
sesimi kaptan yapın. 
Süsleyin sesimi oy
nişanlarıyla gemicilerin: 
yüreğimin üstüne demir
demirin üstüne yıldız
yıldızın üstüne rüzgâr
rüzgârın üstüne yelken
yapın!

Federıco Garcıa Lorca (Küba Zencilerinin Türküsü)

Ay dolunay olunca, gideceğim Küba’da Santiago’ya, Gideceğim Santiago’ya. Türkü çağıracak hurma dalları. Gideceğim Santiago’ya. Hurmalar kuğu olmaya kalkınca, Gideceğim Santiago’ya. Muzlar denizanası olmaya kalkınca, Gideceğim Santiago’ya. Fonseca’nın sarışın başıyla. Gideceğim Santiago’ya. Romeo ve Giulietta’nın gülüyle Gideceğim...

Gustavo Adolfo Becquer (Alın Beni de Götürün)

Uzak, kimsesiz kıyılara çarpan dev gibi dalgalar, köpükten çarşaflara sarın, alın beni de götürün!  Yüzyıllık ağaçların solan yapraklarını savuran kasırgaları gökyüzünün, alın beni de götürün!  Şimşek yüklü fırtına bulutları yırtılan uçlarını alevlerle süsleyen, karanlık sisler içinde, alın beni de götürün!  Alın beni de götürün, ne olur, esrikliğin anıları unutturduğu yere, korkuyorum...

Yves Bonnefoy (Bütün Gece)

Bütün gece odayı dolandı hayvan Nedir bu yol bitmek isteyen Bütün gece kıyıyı aradı kayık Kimdir bu uzaktakiler dönmek istemeyen  Bütün gece yarayı tanıdı kılıç Nedir bu acı bir şey ele geçiremeyen Bütün gece odada inledi hayvan Kana bulandı, odaların ışığını yadsıdı Nedir bu ölüm hiçbir şey iyileştirmeyen  Bırak kuşu kum gibi paralansın, diyeceksin Bırak bizim kıyımız olsun ağaran göklerinde Ama...

Cesare Pavese (Ölüm Gelecek ve Senin Gözlerinle Bakacak)

Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak sabahtan akşama dek, uykusuz sağır, eski bir pişmanlık ya da anlamsız bir ayıp gibi ardını bırakmayan bu ölüm. Bir boş söz, bir kesik çığlık, bir sessizlik olacak gözlerin böyle görünür her sabah yalnız senin üzerinde kıvrımlar yansıtırken aynada hangi gün, ey sevgili umut, bizler de öğreneceğiz senin yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu. Herkese bir bakışı var...

Attila Jozsef (Yedinci Adam)

Şu dünyada düşeceksen yollara, iyisi mi yedi kez doğmaya bak. bir kez, yangın çıkan bir evde doğ, bir kez, buzdan soğuk sellerde, bir kez, azgın deliler arasında, bir kez, olgun bir buğday tarlasında, biri, boğularak yüzme öğrenen, biri, koca bir ormanın tohumu olan, biri de, yiğit atalarının koruduğu bir torun, ama onların bu hünerleri de yetmez; sen kendin yedinci olmaya bak.  Bir kadın mı...

Wıllıam Butler Yeats (Her Şey Ayartabilir Beni…)

Her şey ayartabilir beni şu şiir uğraşından:
Gün olur bir kadının yüzü ya da daha kötüsü
Çektiği çile alıklarca yönetilen yurdumun:
Şimdi daha kolayı yok
Elimin alıştığı bu işten. Gençken
Metelik vermezdim türkülere,
Sazını çalmaz mıydı ozan
Kılıç kında beklercesine:
Razıyım, dileğim yerine gelsin de tek,
Balıktan daha soğuk, daha dilsiz, daha sağır olmaya.

Ezra Pound (Oyuncu Kadın)

Karanlık gözlü Ey düşlerimin kadını, Fildişi sandallı, Benzerin yok oyuncular içinde, Yok ayakları sencileyin kanatlı. Seni çadırlarda bulamadım, Kırılan karanlıkta. Seni kuyu başında bulamadım, Testili kadınlar arasında. Ağaçtan filizlenen dal gibi genç kolların, Yüzün bir aydınlık akarsu. Badem gibi ak omuzların, Soyulmuş körpe bademler gibi. Harem ağalarıyla korumuyorlar seni, Bakır kafeslerin...

Jorge Luıs Borges (Saatlerin Zorbalığı)

Hepsi öldü. Köyde ucuz ekmek pişiren boğuk sesli Dona Antonia öldü. Delikanlılarla köy kızlarının selamlamalarından hoşlanan ve kimseyi ayırmadan, “Günaydın, Jose! Günaydın, Maria!” diye herkesi selamlayan Rahip Santiago öldü. Geride üç aylık bir bebek bırakıp, bebeği de kendinden sekiz gün sonra ölen o sarışın Carlota öldü. Gündelikçi Isidora’ya, o saygıdeğer kadına, sofada bir...

Anonim (Bir Afrika Ağıtı)

Bir hayvan doğar, buradan geçer, ölür Ve büyük soğuklar gelir, Gecenin büyük soğuğu, karanlık. Bir kuş buradan geçer, uçar, ölür Ve büyük soğuklar gelir, Gecenin büyük soğuğu, karanlık. Bir balık sıçrar, buradan geçer, ölür, Ve büyük soğuklar gelir, Gecenin büyük soğuğu, karanlık. Bir insan doğar, yer, uyur, Ve büyük soğuklar gelir, Gecenin büyük soğuğu, karanlık. Gök alev alev yanar, gözler kör...

Fehmi Bayraktaroğlu (Askıda)

Şimdi ölme zamanı
Geriye sayabilir artık yürek
İkirciklenmeden
Ömrüne sevecen gülümseyerek 
Şimdi ölme zamanı
Bağırmadan
Cellatları sevindirip
Zayıflıkları yardıma çağırmadan 
Şimdi ölme zamanı
Asılıp her soluğa sımsıkı
Yaşamak için ayak direyerek
Ölmekse şimdi, hemen hazır olup
Yaşamak için diyerek

Fehmi Bayraktaroğlu (Tedirgin)

Yüreklerimizi kanattığımız Uzun gecenin ertesiydi Sözlerini içimizden yazdığımız müzikler dinledik Tedirgin… Bu acılardan ilk mutluluk çıkarışımız değil Kendimizi sevebilmek için Didikledikçe yaralarımızı, Aynada o zaman gördüğümüzdür, yüzümüz Biraz yabancı, Çoça tedirgin… Ne zor işmiş İnce suyun kayaları aşması, Aşıp, taşıp Denize kavuşması… Yaşamayı becerebildiğimiz kadar...

Fehmi Bayraktaroğlu (Sırça Köşk)

Gitarın sesi ne güzel Sırça köşkün içinde  Şu kapının ardına çok çile yığılmış  Arada doğaçtan martı uçurur Uçurumlardan gitarın sesi  Kapının ardında Tırnaklarını yarıklara geçirip Uçurumlara tırmananlar var  Saz da uyar gitara Canın istedikten sonra  Ama kan sızıyor Kapının aralığından  Boşuna sırça köşk dememişler Onlar da yerle bir olacak Tepeye varanlar doğrulup Soluklarını koyverdikleri...