KategoriBir Şair Bir Şiir

Özlem Tezcan Dertsiz (Kaya)

yağmurunu linç eden bir ülkede
suçun damla olmaktı
çiçekli bir saksı koymak,
düzenin balkonuna
sütten kesilince sevmeler,
zenci bir hüzün oluyor kadınlığım
yeşile küs duvarlar arasında
sıkışıp kalırken sürgün veren dal
bahar, mayısına kıyar mı?
karalıyorum durmadan defterimi,
eskizimle eğreti bir Nijerya
büyük bir kaya alsam
fırlatsam kalbinize
taş taşı yıkar mı?

Edith Joy Scovell (Ölüler)

Ölüler müziktir, şiirdir ölüler
Ölü bir kahraman türküdür, ölü bir çocuksa şarkı
Yusyuvarlak bir su damlası, duru, birkaç dizelik
İlk ve son dizeleri birbirinin aynı
Defalarca söyleyebilsin diye
Yaşayanlar eylemlerde anlatılır, ölülerse sadece bir isimdir.
Yaşayanlar düzyazıdır ve düzyazıyla neler neler yapılır!
Öysa ölüler bir şiirdir ve şiir de yalnızca bir isim.
(İngiliz şiiri)

Eızo Hanada (Ayakizi)

Yol kenarına bıraktığım sayısız ayakizleri
Üzerini kumla örtüp geleyim
Üzerini kumla örtüp dönüp
Arkasından arkasından Yeni ayakizleri bırakıp geleyim
Bir ömür boyunca
Böyle şeyler yapayım
(Japon şiiri)

Aytül Akal (Şiirler)

(1)
Hani ekranda
Her şey oyundu?
Dayak, ölüm, açlık,
Savaş, cinayet, hastalık
Hepsi kurguydu?
Bu çocuk ağlıyor anne…
(2)
Mavi mine kırlara koştu.
Şiirini bizde unuttu.
Kedi coştu.
Kuş uçtu.
Güneşi gülme krizi tuttu.
Koşup oynamaktan
Hiçbirinin yazmaya
Vakti yoktu.
Bizde kaldı şiirleri…
Onun için biz yazdık,
Bu dizeleri…

Can Yücel (6 Şiiri)

İLANI HARP DEĞİL, İLANI AŞK Bir teneffüssün sen sevgilim Yurt Bilgisi ile Kimya arasında KANUNİ Kanun çalacağız diye çıkıp orta yere Kanunu çaldılar yere FERAYİ O kara bulut yine göründü müydü gözlerinde Güneşin pamuk ipliği kopuyor en sezmez yerinde Ben senle varım, ben senle yoğum En toprağı dövüyor en en nasırlı topuğum DUBARAİ Ellerin ki dalgaların sesidir Hani okşayacaklardı ellerimi...

Anonim (Kamış Toplarken)

(Bir kız ve bir delikanlı dam örmek için kamış toplamaya gönderilir)
Yeşil kamışlar ki kırmızı filizleri vardı
Rüzgâra eğiliyordu uzun yaprakları
Sen ve ben aynı kayıkta
Beş gölde kamış topluyorduk
Orkide adasından başlamıştık şafakleyin
Söğüt ağacının altında dinlendiydik öğleye değin
Sen ve ben kamış topluyorduk
Akşam olduğunda bir avuç toplayamamıştık!
(Çin Şiiri – M.S. 4.yy)

Su Tung-P’o (Oğlunun Doğumu Üzerine)

Aileler, bir çocukları dünyaya gelince
Zeki olmasını isterler
Ben; zekâ yüzünden
Bütün hayatını mahveden!
Çocuğumun sadece
Aptal ve bilgisiz olduğunu ispatlamasını beklerim
Çünkü sonra Bakanlar Kurulu’nun bir üyesi olarak
Huzurlu bir hayatla taçlanacak.
(Çin Şiiri – M.S. 1036-1101)

Po-Chu (Şaire Li-chien’in Verdiği Şapka)

Uzun zaman önce ak saçlı bir adama
Siyah tül bir şapka hediye ettin
Siyah tül şapka duruyor hâlâ kafamda
Ama sen Aşağı Pınarlar’a gittin
Şapka eski ama hâlâ takılabilir
İnsan gitti ve bir daha görülemez
Ay tepenin üzerinde parlıyor bu gece
Ve senin mezarın üzerindeki ağaçları
Sallıyor güz rüzgârı
(Çin Şiiri – M.S. 772-846)

Yannıs Rıtsos (Şiirler)

Yıldızlar karmakarışık sarnıçta
Sarnıç eski avlunun ortasında
Kapılı odanın aynası gibi.
Sarnıcın çevresinde güvercinler
Ayın çevresinde çiçek saksıları kireçle boyanmış
Yaramızın çevresinde türkülerimiz şarkılarımız.
(Yunan Şiiri – Türkçesi: Özdemir İnce-Herkül Milas-İonna Kuçuradi)

Nazım Hikmet Ran (Haber)

Onlardan haber geldi.
Oradan
onlardan.
Gömlekleri kirli değil
çatık değilmiş kaşları.
Yalnız biraz
uzamış tıraşları.
“Yandık!”
dememişler.
Dayanmışlar biliyorum.
“Dayandık!”
dememişler.
Gözleri gülerek
bakıyorlarmış adama.
Şakaklarında taze bir yara varmış ama,
çatık değilmiş kaşları.
Yalnız biraz
uzamış tıraşları…

Nazım Hikmet Ran (Güz)

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?
Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?
Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer…

Margarıta Alıger (Neye Yarar?)

Neye yarar bir damla yaş koparmak güzel bir sözle, Çakmaktaşından kıvılcım elde eder gibi, gözlerimizden? Nedir söz? Ateş veren bir taş mıdır ki? Ve insan yüreği sadece hıçkırıklarla beslenir mi? Gerçekte beni kaygılandıran bu da değil. Ama ışıyan günle birlikte uyanıp “İyi şanslar!” demek yok mu zaten önde gidene, Ve tıpkı bir zırh gibi bizi koruyup yücelten Bir türkü dökmek yok mu içi boş...

Vsevolod Bagrıtskı (Tiksiniyorum)

Tiksiniyorum hep aynı elbisenin içinde yaşamaktan, Islak saman üzerinde uyumaktan Ve donmuş dilencilere sadaka verip verip Tiksiniyorum açlığımı unutmaktan. Uyuşmuş kollarımla rüzgardan sakınmaktan, Ve hatırlamaktan ismini çoktan ölmüşlerin. Ve evden cevap alamamaktan. Tiksiniyorum eskiler verip kara ekmek almaktan. Günde iki kere ölü taklidi yapmaktan, Yolları tarihleri planları birbirine...

Yevgenı Yevtuşenko (Konuşma)

Cesur bir adamsın diyorlar bana Değilim. Cesaret nedir bilmedim şimdiye kadar. Yakışıksız olacağını düşündüm yalnız Kendimi başkaları gibi alçaltmanın. Hangi kurum yerinden oynadı, hani? Şişirilmiş palavralara nasıl gülünür, Öyle gülüp geçtiler sözlerime. Yalnız yazdım, kimseyi suçlamadan, Aklıma gelen ne varsa sıraladım. Övdüm övülmesi gerekenleri bir yandan, Bir yandan karaladım yeteneksiz...

Andrey Voznasenskı (Goya)

Ben Goya’yım! Çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman Yuvalarından oydu gözlerimi. Ben acıyım! Ben iniltisiyim Savaşın. 41 karlarında yanmış Şehirlerim ben. Ben açlığım! Ben kırılmış boynuyum Çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış Bir ihtiyar kadının… Ben Goya’yım! Ey gazap üzümleri! Top sesleriyle yürüdüm Batı’ya. Çağrısız konuğun külleriyim ben! O unutulmaz göğe tabut...

Mustav Kerim (Sevgilim Dinle)

Sen diyorsun ki sevdiğim
Hesaplı yaşa koru kendini
Bense bir at gibi yaşadım
Yarışa katılan bir at gibi
Ve bir gün ölüm gelirse sevdiğim ansızın gizli
Yani şu hep geldiği gibi fikrimizi almadan
Bir anda düşmek isterim önünde
Yarışta yüreği çatlayan bir at gibi.
(Rus Şiiri-Türkçesi: Attila Tokatlı)

Mustafa Özcan (Denizi Örtünmek)

Açıklara çek küreği kayıkçı
Köpüklü bir resim çiz denizin ortasına
Al mavisini gökyüzünün
Denizin mavisine sür
Alıp yüreğimi bu kıyılardan
Uzak okyanuslara götür
Bırak bir yanım çocuk kalsın
Bırak aydınlık sabahların nemine bulansın
Gökteki martının gümüş kanadı
Nasıl giyinirsek erkenden bayram sabahı
En güzel giysilerini giydir denize
Tuzu, balığı ve yosunuyla
Denizi örtelim üstümüze.