KategoriHikâyeleriyle Şarkılarımız

Seni Sevda Çiçeğim

     “Vur tokadı, lokmasını ağzından al” diye bir söz vardır. İşte bu söz sanki şimdi sizlere hikâyesini nakledeceğimiz Yusuf için söylenmiştir.      Etrafı çepeçevre yüksek eski zaman evleri ile çevrelenmiş, tek katlı küçücük bir aile yuvaları vardır. Eski Osmanlı mimarisi tarzında, ahşap yapılı, yüksek, üst kotları çıkmalı, pencereleri panjurlu, kafesli, saçakları oymalı binaların arasındaki...

Gülünce Gözlerinin İçi Gülüyor

     İşte Vildan… Bütün endişe ve kuruntuların yersiz ve boşuna olduğunu sen de gördün, anladın nihayet. Bütün sıkıntılar geçiciydi. Her şey seninle birlikte tasarladığımız gibi gelişti ve sona erdi. Belki, araya birtakım pürüzler girdi, engeller çıktı… Belki biraz güç oldu amma, neticede arzuladığımız noktaya gelebildik.      Yeter artık… O mahzun bakışın içime dert oldu...

Sen Kimseyi Sevemezsin Sevmeyeceksin

     Olmuyor… Bir türlü olmuyor ağabey…      Zaman, bütün yaraları iyi eden en güzel merhemdir derler amma, ben artık buna pek inanmıyorum. Aradan geçen zamanla her yara sarılır, iyi olur, acılar unutulur gider derlerse, ben bu sözlere pek kulak asmam artık.      Olmuyor… Bir türlü olmuyor. Bütün gücümle, arzumla unutmak istesem dahi onu unutamıyorum. Sebepli sebepsiz, hayali...

Can Esmerim

     Merasimin başladığı andan itibaren gelinin ağabeyi Rıfkı Bey’in, devamlı olarak kıs kıs gülüp, göz kırparak damada birtakım işaretler yapmasının sebebi nihayet anlaşıldı.      Önce genç çiftin, onları takiben de şahitler ve nikâh memurunun gerekli imzaları atıp, birbirlerini kutlamalarından hemen sonra Rıfkı Bey’in, damada yaklaştığı görüldü. Gelin hanım Gülten’in ağabeyi, damadı...

Gülistan Güzeli

     Bu mahallede, bu akşamüzeri bambaşka bir hareket ve canlılık var.      Apartmanların pencereleri tıka-basa insanlarla dolu. Gülüşmeler, konuşmalar birbirine karışıyor. Herkesin gözü karşıdaki bir apartmanın kapısında… İşte tam bu sırada bir alkıştır kopuyor. O meraklı gözlerin takılıp kaldığı apartman kapısının açılması ile birlikte güllerle bezenmiş kameriyenin altından dışarıya doğru...

Şükrü Çavuş

     Bugünkü yazımızda sizlere muhayyel bir hikâyeden değil, bizzat yaşanmış bir hikâyeden, daha doğru bir ifadeyle, kara toprağın bağrına dökülen kandan, al bayrağımıza renk, şanlı tarihimize onur veren, göz kamaştırıcı bir kahramanlık destanından bahsetmek istiyoruz. Akıllara durgunluk veren, mantık kurallarını alt üst eden bir destandan söz etmek istiyoruz.      Tarihî, şirin kasabamız...

Bu Son Şarkımda Sen Varsın

     Mevsim sonbahar… Vakit akşama doğru… Gökyüzü yer yer koyu kurşunî renkli bulutlarla örtülü. Arada sırada düşen küçücük, minicik yağmur tanecikleri, pencere camlarının üzerinde benek benek noktalar meydana getiriyor.      Ayrılık güç… Ayrılık zor… Başına gelen ve çeken bilir zorluğunu…      Ayrılık şayet bir de böylesine bir ayrılık olursa çok zor oluyor…...

Marmara İncisi

     Bütün kasaba halkı, bir tek yürek, bir tek gönül halinde birleşivermişler.      Bazı kimseler, kasabanın evlerini, tek tek gezip, kulaklarına bir şeyler mi fısıldadılar acaba? Ne dersiniz?      Bütün gönüller, bu gençlerin saadeti için duacı, kulaklar onlar tarafından gelecek sevinçli haberi duymaya hazır. Gözler, mürüvvetlerini görmek için sabırsız.      Yıllar öncesi…      Aralık...

Kâtibim

     Bu, ekseriyetle böyle olagelmiştir. İsterseniz halk masallarına bir kulak veriniz. Çoğu, cadıların, arabozan, fitne yaratan, fesat kimselerin, halk deyimi ile ‘kara çalı’larla doludur.      Bizim şimdi sizlere nakledeceğimiz hikâyede ise bunların yerine anlayışsız, izansız, şöhret düşkünü bir baba var.      Zümrüt, Hüseyin Avni Paşa’nın ikinci kızıdır. Ablası daha çocuk denecek yaşta iken...

Nasıl Geçti Habersiz O Güzelim Yıllarım

     Eskiler, “Zaman olur ki hayali cihan değer” tabirini yeri ve zamanı geldikçe sık sık kullanırlar. Biz de şimdi, Gündüz’ün şu andaki halini görünce aynı şeyi söylemekten kendimizi alamıyoruz.      Yağmurlu, sisli, hafifçe soğuk bir sonbahar günündeyiz. Bazen artan, bazen hafifleyen rüzgârla gelen yağmur taneciklerinin, büyük loş salonun, etraftaki ancak tepelerinin göründüğü dağlara bakan...

Gül Açılsın Dudağında Gülüver

     Sıcak bir Ağustos gecesinde Burgaz sahillerindeyiz…      Yeni yeni esmeye başlayan iyot ve taze yosun kokulu poyraz, günün sıcağından bunalmış gönüllere ferahlık veriyor.      Burgaz yolu akşam yürüyüşüne çıkmış insanlarla dolup taşıyor. Çeşitli renklerde şortlu, yetişkin, birbirinden güzel kızlar, kızlı-erkekli küçük çocuklar, bisiklet ve motosikletleri ile asfalt üzerinde zikzaklar...

Elbet Bir Gün Buluşacağız

     “Doğrusu ya… Ben de kasabanın bu en güçlü kuvvetli, en yakışıklı delikanlısına… Eskiden Hamza ağabey dediğim gence âşık olmuştum. O eski günleri hasretle anıyorum şimdi…”      Olamaz… Katiyen olamaz!      Ortalıkta dolaşan dedikodular mutlaka yalan ya da yanlış olmalı. Hamza’nın böyle bir şey yapabileceğine bir türlü inanamıyorum. Buradan ayrılmadan önceki son geceyi...

Ne Bildim Kıymetin, Ne Bildin Kıymetim

     Bugünkü hikâyemize şu anda balaylarını geçirmekte olan yeni evli çifti sizlere tanıtmaya çalışarak başlayacağız.      Öncelikle dilimizin döndüğünce Leman’ı tanıtalım sizlere…      Bir güzel tasavvur ediniz… Öylesine, öylesine bir güzel düşününüz ki, şu dünyada bir eşi menendi daha olmasın.      Şöyle hafızanızı bir… Ne o? Baş Şair! Bu işi siz mi üzerinize alıyorsunuz...

Bir Su Gibi Akıp da Yıllar Ne Çabuk Geçti

     Bulunduğumuz noktaya bir hayli uzakta olmasına rağmen, kendi kendine öylesine yüksek sesle konuşuyordu ki, söylediklerini, anlattıklarını duymamak mümkün değildi.      Bir su gibi akıp ne de çabuk geçti yıllar… Vefasız, zalim yıllar…      Dışarıda incecikten bir yağmur yağarken, odanın buğulanan pencere camları üzerinde küçücük parmaklarımla garip garip şekiller çizdiğim...

Elbet Gönüllerde Sabah Olacak

     Sabretmesini bilmek gerekir…      Sabırlı olabilmek ne büyük, ne güzel bir meziyettir. Sabretmeyi bilenler, bunun semeresini günün birinde mutlaka görürler.      Murat ile Ruhsar’ın aşkları da, işte böylesine bir sabrın sonunda meyvesini vermişti.      Murat, daha çocuk denecek yaşlarda çırak olarak girdiği çok büyük bir iş yerinde yıldan yıla yükselip, başarılarına başarılar katarak...

Düşen Bir Yaprak Görürsen

     Ardına kadar açılmış bulunan büyük kapının, yan pervazına yaslanmış, saçı sakalı bir hayli uzamış, yüzündeki derin hatlarda bir yorgunluk, bezginlik ve nedamet duyguları okunan, uzun boylu adam; karşısında, kendini ilk defa görmüş gibi tepeden tırnağa süzmekte olan genç hanıma doğru bir adım attıktan sonra;      “Beni içeriye davet etmeyecek misin? Bak ben geldim… Koca budalan...

Ben Gamlı Hazan

     Sevim incecik, dal gibi bir kız’dı… Çok gençti, çok güzeldi de… Hayat doluydu…      Yeni yeni kendini bulmanın karma karışık, ne olduğu kestirilemeyen bir coşkunluk ve hayal âleminde yaşıyordu.      Siyah dalgalı saçları, ta omuzlarından aşağıya doğru dökülür, güneş ışıklarının buğday rengi teninde meydana getirdiği dalgalanmalar, yaşından umulmayan bir duygu ve mana ile...

Bir Nigâh Et Ne Olur

     İsmi gibi, hakikaten eşi emsali kolay bulunmaz bir kızdı Nadire…      Babası şehir meclisi üyelerinden Osman Nuri Bey, annesi Abacızadelerden Şefika Hanım’dı. Yeni yetişkin genç bir kız olan Nadire, çok alçakgönüllü, şefkatli ve aynı zamanda hassas bir ruha sahipti.      Cumhuriyetin ilanından sonra, yeni gelişmeleri günü gününe takip ediyor, hadiselerden ve çeşitli akımlardan uzak...

Bir Bahar Akşamı Rastladım Size

     “Evet,” diye konuşmasına devam etti Nihat. “Evet… O şarkıyı dilimden ve dudaklarımdan hiç düşürmüyorum. O şarkıda, o mısralardaki her kelimede, benim hayatımın, duygularımın, anılarımın bir parçası gizlidir çünkü…”      Nihat önündeki kadehi dudaklarının ucuna kondurup birkaç yudum daha aldıktan sonra; “Dinle bak dostum…” dedi. Sonra da, derinden derine bir göğüs geçirerek...

Akşamın Olduğu Yerde Bekle Diyorsun

     “Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun, gelmiyorsun.”      Şeyda Hanım, özel arabasının direksiyonunda, çok az da olsa yer yer sararmaya başlayan yapraklarla daha da romantikleşen ağaçların iki sıra halinde gölgelediği çiftlik yollarından süratle şehre dönerken dudaklarında bu şarkı vardı.      Aşağıları perde perde görebilecek gibi bir tepenin virajını alır almaz, arabasını müsait bir yere...

Kırmızı Gülün Alı Var

     Yıllar… Yıllar öncesine gidiyoruz bu hikâyemizle…      Hani şu ordularımızın Viyana kapılarına dayandığı, süvarilerimizin atlarını Vistül nehrinde suladığı, akıncılarımızın Orta Avrupa’yı hallaç pamuğu gibi attıkları yıllara doğru bir yolculuk yapıyoruz şimdi sizlerle birlikte…      Kış sona ermiş. İlkbahar mevsimi olanca çekicilik ve güzelliği ile Balkan dağlarını, Tuna...

Dertleri Zevk Edindim

     Hayatta yüzümün güldüğünü hiç görmedim. Bahtımı, ufkumu kaplayan simsiyah bulutların bir gün olsun aralandığını hatırlamıyorum. Kapkaranlık mazimin her anında binlerce acı hatıra vardır. Istıraplar, acılar. Elemler hepsi vardır…      Bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyormuş ben dünyaya gözlerimi açtığım zaman. Korkunç fırtınalı bir gece imiş… Yer yatağı içerisinde acılarla...

Bu Ne Acı Bu Ne Keder

     Meral, Sezai ile daha ilk tanışmalarından itibaren, bu tanışmanın kendisine hiç de iyi günler getirmeyeceğini, bir önsezi ile anlamış bulunuyordu. Ne var ki bir şeyi hissetmek başka, hissettiği şeyin ileride alacağı şekli seze seze bu durumdan kendini çekip kurtaramamak başka şeylerdi.      “Basiretim bağlandı” derler… Oysa bu iş, herhangi bir şeyin vukuu anında irade sahibi...

Sevmek Acı Bir Arzu Derler

     Ölüm cezasına çarptırılmış bir kimseye dahi, hakkındaki hüküm infaz edilmeden evvel son bir diyeceği olup olmadığı sorulur. Son bir defa daha söz hakkı tanınır kendisine. Bu yasal ve hatta daha geniş bir görüş ve inanış ile insanoğlunun Tanrısal hakkıdır.      Hal böyle iken önüne gelen herkes tarafından suçlanıyorum. Bana bir savunma ve bir son söz hakkı tanımıyorlar bir türlü.      Genç ve...

Aşk Bu Değil Yapma Güzel

     Aşk bu değil… Yapma güzel!      Aşk, Adem ile Havva’nın yaradılışı ile başlamıştır dünyamızda. Bugün, tarih sayfalarına intikal etmiş birçok aşklar yaşanmıştır şu dünya yüzünde…      Sezar ile Kleopatra, Nelson ile Lady Hamilton, Napolyon ile Jozefin… İki güzellik bir felakettir dedirten Paris ile güzel Helen’in aşkları gibi… Romeo-Juliet gibi… Leyla ile Mecnun...

Darıldın mı Gülüm Bana

     Mısırlı aktariye tüccarı Naim Ağa’nın kızı Safinaz, boynuna sarılmış, tombul yanaklarından öpmüş, ne yapmış ne etmiş Cevri kalfayı dize getirmişti nihayet…      Cevri kalfa konağın en eskisi ve emektarı idi. Safinaz’ın babası dahi onun elinde büyümüştü. Konağın beyi ve hanımefendisi dahi onu kırmaz, onu gücendirmekten korkarlardı. Cevri kalfa istediği gibi hareket eder, ister...

Gözlerin Bir Aşk Bilmecesi Sorar Gibi

     Bir mahkeme kurdum. Davacı, davalı kendim… Hâkim ve şahit yine kendim…      Davamı getirip bu mahkemeye tevdi ederek, kararına harfi harfine uyacağıma söz verdim. Mahkeme oldukça uzun sürdü. Hak ve haklıyı bulabilmek için bu mahkeme, kılı kırk yararcasına çalıştı. Kararını; karara mesnet olan fiilleri de zikrederek, sonuç olarak karara bağladı.      Ben bu mahkemede beraat...

Artık Bu Solan Bahçede Bülbüllere Yer Yok

     Ben ne olduğunu, ne olacağını anlamaya çalışırken, Nedret de bir kuş gibi uçup gidiverdi buralardan…      Cem güçlükle konuşabiliyordu. Üniversiteden aynı yılda, genç birer mühendis olarak birlikte mezun olmuştuk. İdealist bir geçti. Hayat dolu, dinamik ve çalışkan bir gençti. Aynı zamanda bir hayli de yakışıklı idi. Onu hayatından bıkmış, bezmiş, kendisi kapıp koyuvermiş bir durumda...

Kalbimin Sahibi Sensin

     Şu anneler, babalar, sözün kısası, şu her şeyi her zaman daha iyi bildiklerini iddia eden büyükler acaba hiç genç olmadılar mı?      Kendilerini gökten zembille inmiş gibi, birden bire bu yaşlarda mı buluverdiler?      Yoo… Hayır! Onlar da, o çağları yaşadılar elbette. Şu hale göre de birazcık olsun gençlerin hallerinden anlamaları gerekir dimi? Gelin görün ki işin iç yüzü hiç de öyle...

Bir Dünya Yarattım Yalnız İkimiz İçin

     Meselenin bu şekilde tatlıya bağlanacağı hiç kimsenin hatır ve hayalinden geçmezdi.      Mustafa Nevzat ile Ümran’ın nasıl tanıştıklarını, nasıl anlaşıp birbirlerini çılgınlar gibi sevdiklerini ve sonra da hayatlarını birleştirmek istediklerinde, ne büyük engellerle karşılaştıklarını bilenler, onların bugünkü buram buram mutluluk kokan aile yuvalarını, bu yuvadaki yaşantılarını görünce...